Tutkularım 2. Bölüm

Arda ARTIRMA

…Modern dünyadaki ilişkiler de buna benzer bir hâl almaya başladı. Tüm vücudumun ağırlaştığını hissetmeye başlıyorum, yavaş yavaş bu “düzene” imkânsız bir “başkaldırı” girişiminde bulunası geliyor insanın. Vurgulananları “vurgulamaktan” yoksun bırak beni. Tüm “acı”lara bir savaş ilanı, bazen dinlemeyi bırak ve odağını boz.

      Düşünceler seni yeniden sarmaladığında “tekrar bul” beni. Bölüm 2: Dans Ederken Kaybet Kendini! Baskılar ve anlaşılmama hissini kendinle özdeşleştirince gelen iç çekme isteği, stresin yarattığı fugaks… Hiçbiri tanıdık gelmek zorunda değil. Ta ki çökene dek. Romantizmin tahribatını ikiye katlayan ne varsa o da ailedir. Romantizmin asıl amacını bir aile kurmak olarak düşünmek en büyük hata gri duman hissedilmeye başlıyor ve gözlerini yakıyor, siren sesleri kulaklarını tırmalıyor, kırmızı ışıklar daha cazip gelmeye başlıyor. Sürükleniyorsun! Havaların ısınması özelliğini kaybediyor, eski etkinin altına giremiyorsun. Güçsüz temel ve patlamış kolonların altında eziliyorsun!

       Gözlerim kuru, açılmakta zorlanıyorlar. Sürekli aynı müziği dinlemek seni baymıyor, aksine güvenli bir liman gibi hissettiriyor. Takılı kalmak bazen en iyi kurtuluştur. Devamını getirmek bir bilinmezliktir, tekrardan üşümek istiyorum. En büyük imtihan intiharın varlığıdır; insan, her şeye son verme imkânı bulunmasına rağmen direnen bir varlıktır. Gerçekten duygularla mı yazılıyor her şey? Yoksa acılarla mı? Acı bir duygu değil, duygusuzluğun başlangıcının bir yansımasıdır bana göre. En iyi ilham duygulardan arındıktan sonra gelir. Öncelik stratejidir, hatalar telafi edilecektir. Boş uğraşlar verildi, hayatın ateşi söndürüldü. İmzan ile neticelendir ve sorumluluğu üstüne al. Kirler birikti, seçenekler azalıyor, acele et! Yollar ayrımındasın. Neye ihtiyacın var?

       Bulunduğun yerde dikkatini çeken rastgele bir şeye odaklan. Kalıplaşmış gerçeklerden arın ve kendininkileri yaz bir süre. Yavaşlık netliktir, zihnini yavaşlat ve yalnızca mantığını çalıştır. Sağlıklı düşünebiliyor musun? Cevap hayırsa feshet o sözleşmeyi! Sorunların kökünü kurutmak… Sözde imkânsız utançlar. Her gün o pisliği içine çekiyorsun, giderek bırakmak zorlaşıyor sana zarar veren şeyleri. İnsanlar zarara bağımlı. Nefesinin kesilmesi her ne kadar bir metafor olsa da bir o kadar da gerçektir. Çelişkilerden sıyrıldım! Net, tutarlı ve sorgulayıcı bir yaklaşım her zaman değerlidir. Zekâsına güvenen insanlardan ve kendini gerçek anlamda “zeki” olarak tanımlayan insanlardan korkma. Zekâ yanıltıcı bir kavramdır, yetenekler de öyle. Peki insan neyine güvenmeli? İşler burada çığırından çıkıyor işte.

      “Mantık”, bu kavram o kadar özneldir ki diğer insanlar için senin mantığın bir bilinmezdir. Mantığı tehlikeli bir güç yapan da budur, öngörülemez olması. Kanamaları durdur, yaralara tuz bas ve zihnindeki kuruntularla dans etmeye devam et!

      Bölüm 3: Kırık Yıldızlar! Bir “Kırık Yıldızlar” ülkesinde… Gökyüzü anılarla parçalanmış, dağınık ama hoş. Seni kendine bağlıyor, iyi hissettiriyor. Kardan melekler… Büyüleyici ve soğuk, tekrarlayan melodiler aidiyet hissini tetikliyor. Düzenli bir karmaşadasın! Karşı kıyıya odaklandım ve suya atlamak istiyorum. Tümüyle kusursuz notalarla yazılmış, aykırılık bulunmuyor. Mavi saatlerin ruhu ile bütünleşiyorsun, karamsarlıktan uzak, gerçeğe yakın bir mutluluk. Hayal ve gerçeklerin eşiğinde sıkışmış yeşil bir alan. Farklı bir bakış açısına izin yok burada, tek bir doğru var! “Gözyaşları” anında buharlaşıyor ve hislerinle özgürce hareket edebiliyorsun. “İyi” olanların bir kısıtlaması yok, kötüler ise ya sürgünde ya da öldürüldüler. İnsanüstü bir adalet içgüdüsü ile donatılmış bir yönetim. Düşlerindeki kızla birliktesin ve onun hayallerine ayak uyduruyorsun, “fedakâr” ve tutkulu bir şekilde. Seni istemsizce kendine bağlamış, çaba sarf etmedin ve süratle uzaklaşıyorsun üzüntülerden. Hassas ve acıyan tenime koydu elini ve sımsıkı tutuyor, bastırıyor. Önce “nostalji” canımı acıtıyor, sonra hepsi diniyor.

      Çoğu ağrı kesicinin yarı ömrü çok kısa olsa da… O rüyadaki “seni” hatırlamaya çalışıyorum, gerçek olmasa da bana anımsattığın şeyler gerçeğe denkti. Arzular ve pişmanlıklar güçlü bir “obsesyondur”. Arzular geleceğe, pişmanlıklar ise geçmişe… Ulaşılması zor bir “Titan” kafamdaki tüm noradrenalini ateşliyor. Bir hayatta kalma yarışı gibi ama Makyavelistlerle mücadele ediyorsun! Nasıl kaçacaksın buradan? Senin ateşleyicilerin tükenmek üzere, yeni bir kaynağa ulaşmamız gerek… Zıt kutuplu iki ucun bir ucundan bir ucuna savrul. Tüm kanalları bloke et, giriş yasaktır uyarısı. Rol yapmak yasak, itaat etmek de… “Kırık yıldızlar”, yükselen “yarım ay” ve sivri uçlu “balta”. Lay la lay la la la lay lay la la la LAY! Bugün yaşamaya karar verdim, baş ağrılarım geçti. Hayallerin “hudutları” açıldı, uzun bir otoban, radyoda sevdiğin ritimler… Gözlerin yine kapanıyor ama bu sefer gerçekten tatlı bir uyku bastırdığı için. Huzurdan rüşvet aldım, sahil şeridine bağlanıyorum. Bir sonraki duyuruya kadar kapalı olan kanallar açıldı, küller hiçbir zaman bu kadar estetik olmamıştı.

      İzmaritler birikti ve çöpe dökülmek üzere yola çıktılar, pisliklerden arınma zamanı. Dikkat dağınıklığına geçit yok, gözümü kapattığımda gördüğüm ışık hüzmeleri… Anlık olan her şey belki. Saplantılara bir nota vermek üzere organize edilen bir seyahatti bu! Görüleni göstermeyen bir gözlüktü hayalim. Şüphelerden arınmış, saf güveni tetikleyen, saf bir sahtekâr! Kırık yıldızın tozları gözüme kaçtı. Hayır, gözümü yakmadı. Potansiyelini açığa çıkarmaya uğraşan birinin ardında bıraktığı tozlardı bunlar. Kararmış olan gözleri ışıldatan tozlar, kırık yıldızların tozları! Son sayfalara yaklaştıkça beklentiler genelde yükselir. Ben beklentilerini düşük tutanlardan yanayım! Yüksek beklenti gözleri yakmaya müsait bir ortam hazırlıyor, hiçbir zaman gözüme toz kaçmasından, kurumasından, yaşlanmasından ve acımasından hoşlanmadım. Görülenler ortada, her şey ortada. Hâlâ göremediklerinden dolayı mı gözlerin alev alev? Görülemeyenlerin kaygısı bu kadar fazla ha. Gözünün önünde olan her şey değerini yitirdi, insan “açgözlü”. Gözümün önündeki her şey göz kırpıyor. Değerine dikkat çekebildiysem ne mutlu bana; paha biçilmezsin, bana göz kırpan “sen”, aynı zamanda adi bir sahtekâr “sen”. Beklentiler sıfırlandıysa… Devamı var

Related posts

Senin Gönderdiğin Adam Biraz Kaçık mı?

Düğün

Stratonikeia’da Türk Dönemi İzleri Ortaya Çıkıyor