Sahne sanatlarında en temel araç bedendir. Oyuncu, dansçı ya da performans sanatçısı sahneye çıktığında yalnızca bir rolü değil, aynı zamanda kendi bedenini de ortaya koyar.
Sahne sanatları, insanın dünyayı anlamlandırma çabasını sahneye taşıyan en güçlü alanlardan biridir. Ancak 20. yüzyılda bu çaba farklı bir yön kazandı: “absürtlük.” Geleneksel anlatıların yerine,
Tiyatro sahnelerinde tek bir oyuncu, spot ışıkları altında hikayesini anlatırken, seyirciyi derin bir yolculuğa çıkarır. Tek kişilik oyunlar, minimalizmle maksimum etki yaratır; kostüm, dekor veya
Geleneksel tiyatro binasının o ağır kadife perdeleri ve yüksek tavanları, sanatın sınırlarını artık belirleyemiyor. Günümüzde sahne sanatları, kendisini belli bir adrese hapsetmeyi reddederek “mekânsızlık” kavramını
Sanat, çoğu zaman üretilen nesne üzerinden konuşulur: eser, teknik, akım, sanatçı. Oysa sanat deneyimini tamamlayan asıl unsur, seyircidir. Bir tabloya bakan göz, bir performansı izleyen
Tiyatro sahnesi binlerce yıl boyunca kelimelerin gücüyle yükseldi; ancak son dönemde sahne sanatlarında yeni bir rüzgâr esiyor. Oyuncular artık sadece repliklerle değil, nefesleri, bakışları ve
Tiyatro, toplumsal yaraları sahneye taşıyarak izleyiciyi kendi gerçekliğiyle yüzleştirir; oyuncular rol yaparken, seyirci ayna tutar gibi kendi toplumunu görür. Bu sanat dalı, yıllardır baskı, adaletsizlik
Yüzyıllardır sanatçıyı, toplumun üzerinde uçan, ilahi bir ilhamla donanmış, fildişi kulesinde yaşayan yarı-tanrı bir figür olarak hayal ettik. Rönesans’tan bu yana beslenen bu “dahi sanatçı”
Sanat eserlerine bakarken çoğu zaman şu soruyu sorarız: “Bu ne anlatıyor?” Sanki her eser, bize başı ve sonu olan bir hikâye borçluymuş gibi davranırız. Romanlarda,
Sahne sanatlarının en büyüleyici tarafı, oyuncu ile seyirci arasında kurulan görünmez bağdır. Bu bağ, ne dekorla ne kostümle tam olarak açıklanabilir; çünkü o, anlık bir
Sahne sanatlarında oyuncunun bedeni, sadece bir araç mı yoksa kendi başına bir hikaye anlatıcısı mı? Bu soru, tiyatro ve performans dünyasında derin tartışmalar doğurur. Beden,
Modern çağın baş döndürücü hızı, her şeyi çabucak tüketmeye yönelik bir iştahı tetiklerken, sahne sanatları bu akıntıya karşı duran en güçlü kalelerden biri haline geldi.