Bütün yorgunluğuma rağmen, her gün yeniden doğabilme duygusunu diri tutmaya çalışan bir Anka’yım ben. Küllerimin arasından kendimi toplamaya çalışan, bazen kendi ateşiyle yanan, bazen o
Karar dediğin şey, insanın kendi kendine kurduğu bir tuzak değil mi zaten? Çok daha önce vermeliydim bu kararı diye başlayan cümleler gittikçe çoğaldı hayatımda. Ama
“Biliyor musun ben uçabiliyorum.” “Nasıl yani?” “Kanatlarım var benim” “Neden daha önce söylemedin?” “Yadırgamalarından, yargılamalarından korktum” “Peki, şimdi ne oldu?” “Sen
Bunca acı, bunca hiçlik, bunca yokluktan sonra ne desem ne yazsam içimdeki boşluğun yeri dolmaz. Kelimeler susmanın kıyısında kırılgan birer gölge gibi bekliyor. Dil kalbin
Kar yağarken pencereden izlemeyi çok severim. Böyle zaman zaman uzaklara dalıp geçmişimi gözden geçiririm. En güzel anılarımı seçip tekrar aynı mutluluğu yakalamaya çalışırım. Biraz zorlanarak
Eksik olan her doğru, aslında bir noktada insanı yanlışa götürmez mi? Puzzle’ın diğer parçalarını bulmayı zorlaştırmaz mı? Bu durum sürekli hale geldiğinde kırılan güven de
Başında kocaman kırmızı bir sarıkla usul usul içeri girdi. İrite edici bakışlar arasında kimseye aldırmadan kendisine gösterilen yere bağdaşını kurarak oturdu. Yanından hiç ayırmadığı neyini
Kutunun en üste gelen kısmında ise bir zamanlayıcı belirdi. Ben de oraya dokundum. Heyecanım doruktaydı. Çünkü daha önce bana da zamanla uyumlanma görevi verilmişti. Ben
İçimi kemiren bir merakla odama geçtim. Bir türlü uyku tutmuyordu. Pencereden dışarı baktığımda içim ürperdi birden. Bazı gölgeler görmüştüm sanki. Pelerinleri vardı ve çok hızlıydılar,