Sorunlar ve Çareler
Her ağızdan bir ses çıkıyor. Ortalık yarım doktor ve yarım hocalarla dolu. Kimi candan ediyor, kimi imandan. Ebeveynlerin iç güdüleri sanki körelmiş, neyin doğru olduğunu seçemiyorlar. Bilgi var ama hikmet yok. Gürültü çok ama hakikat cılız bir sesle köşede bekliyor.
Kimse burnundan kıl aldırmıyor. Herkes en doğrusunu bildiğine inanıyor ama kimse durup “Acaba?” demiyor. Bu çağın en büyük hastalığı belki de bu: Sorgulamadan emin olmak. Oysa ebeveynlik kesinlik değil sürekli bir arayış ve tevazu ister.
“Cariyeler efendilerini doğurmuş” sözü bugün daha da görünür hale gelmiş gibi. Çocuk merkezli bir dünya kuruldu ama bu merkez, dengeyi yutmuş durumda. Sınır koyamayan, “hayır” diyemeyen, rehberlik etmek yerine hizmet eden ebeveynler… Sonuç: Yönsüz, doyumsuz ve tahammülsüz bir nesil.
Biraz yavaşlasın hayat. Gerçekten yavaşlasın. Çünkü bu hız insanın fıtratını eziyor. Aileler yarış atı büyütüyor sanki çocuk değil. Daha iyi okul, daha iyi kurs, daha iyi başarı… Peki daha iyi insan? O soruyu soran az. Hatta aileler kendileri birer yarış atı olmuş; tükenmiş, yorgun ve huzursuz.
Maneviyatsızlık gırtlağa kadar gelmiş durumda. Kalpler dolu ama ruhlar boş. Doyumsuzluk bir yaşam biçimi haline gelmiş. Sahip oldukça artan bir açlık bu. Üstelik hormonlu yiyecek içecekler gibi, ruhumuzu da yapay şeylerle besliyoruz. Haddinden fazla müdahale, haddinden fazla kontrol, haddinden fazla korku… Ve evet, haddinden fazla aşılar gibi tartışmalı konular da ebeveynlerin zihnini daha da bulandırıyor. Bilgi karmaşası, güven krizine dönüşüyor.
Kontrolsüz sosyal medya kullanımı ise bu çağın görünen salgını. Herkesin hayatı vitrinde, herkesin çocuğu “örnek” herkesin yöntemi “en doğru.” Bu da kıyaslamayı, yetersizlik duygusunu ve iletişim bozukluğunu besliyor. Aynı evin içinde yaşayan insanlar birbirine en uzak olanlar haline geliyor.
Peki çözüm ne?
Öncelikle sadeleşmek. Bilgiyi azaltmak değil, gürültüyü azaltmak. Her duyduğuna değil güvenilir ve bütüncül olana kulak vermek. Az ama öz rehberler edinmek.
İkinci olarak iç güdülere geri dönmek. Ebeveynlik, sadece öğrenilen değil hissedilen de bir şeydir. Bir anne ya da baba, çocuğunu tanıma konusunda dış dünyadan daha güçlü bir kaynağa sahiptir: Kalbi.
Sınır koymayı yeniden öğrenmek gerekiyor. Sevgi sınırsız olabilir ama davranışlar değil. “Hayır” demek sevgisizlik değil, yön vermektir. Çocuk rehber ister, yönetmen değil.
Hayatı yavaşlatmak şart. Daha az aktivite, daha çok birlikte zaman. Daha az ekran, daha çok göz teması. Daha az performans, daha çok bağ.
Maneviyatı yeniden inşa etmek de kaçınılmaz. Bu, sadece ibadetle sınırlı değil, şükürle, sabırla, anlamla ve değerle ilgilidir. Çocuklarımıza sadece bilgi değil, anlam da vermek zorundayız.
Beslenmeden bilgiye kadar her alanda “doğallık” ilkesine dönmek gerekiyor. Abartıdan uzak, dengeli, ölçülü bir yaşam… Ne tamamen reddeden ne de sorgusuz kabul eden bir bilinç.
Ve en önemlisi: İletişim. Gerçek, derin, temas eden bir iletişim. Çocukla konuşmak değil, onu duymak. Onu düzeltmek değil, anlamak.