Anadolu’da Yaşayan Devler Efsanesi

Bir varmış, bir yokmuş… Anadolu’nun kocaman yaylalarında, devasa dağlarının gölgesinde kuş olup uçanların bile nefesini kesen hikâyeler anlatılırmış. Dede, ninenin dizinin dibinde fısıldadığı o efsaneler… Devler! Kimi zaman korkunç, kimi zaman merak uyandıran ama her hâlükârda Anadolu insanının hayal gücünü dolduran gölgeler gibi yer etmiş anlatılarda.

Bu topraklarda “dev” dendi mi akla hemen Uzuğ gelir. Uzuğlar, insanın boyu kadar değil; bir ev, hatta bir çınar kadar büyük, tüylü, gök gürültüsü gibi sesleri olan bir halk gibi düşünülürmüş. Ormanların derinliklerinde yaşarlarmış: Kimileri saklanmayı sever, kimileri ise insanlara katlanıp onlara ufak yardımlarda bulunurmuş. Bazı köylerde her hanenin bir Uzuğ’u olduğuna, kötü niyetli Uzuğlar’ın rakip haneye uğrayıp şakalar yaptığına bile inanılırmış.

Öte yandan Erciyes eteklerinde anlatılan efsaneler var ki… Bir bahar sabahı köylüler bahçeye çıktıklarında bir gölgenin yerden göğe uzandığını görürlermiş. Kocaman elleriyle toprakları eşen bir dev! Buna göre, her yıl bahar geldiğinde o dev köylülere yardım eder, kötü ruhları kovar, tarlalarını korurmuş. Kimilerine göre bu bir uydurmaydı, kimilerine göre ise hâlâ bir yerlerde yaşıyordu. (veyo.com.tr)

Dağların gölgesinde yaşadığı söylenen tek tür Uzuğ ya da ermiş dev değilmiş: Anadolu’nun bin bir köy yolunda duyduğun Gûlyabâni hikâyeleri de varmış. Bu devvari yaratık uzun çehresiyle, kalın sakallarıyla, bazen kötü ruhları korkutmak için geceleri dolaşırmış. Ama herkesin inancına göre o da farklıdır: Bir rivayete göre yalnızca hayvanları ve ağaçları korur, insanlara zarar vermezmiş; başka bir köydeyse yoldan geçenleri ürküten bir gölge hâline gelirmiş.

Anadolu’nun devleri yalnızca korku salan gölgeler değildi. Efsanelerde sık sık bu devlerin safsata ile gerçeğin sınırlarında dolaştığı görülür: Bazen dağ taş kaldıran korkunç varlıklar olarak, bazen ise gece tarlaya inip susuz tarlaların su birikintilerini dolduran iyiliksever devler olarak hikâye edilirler. Devlerin yaşadığı yerlerin çoğu mağaralar, yüksek tepeler, insanın aklının kolay kolay ulaşamayacağı dağ başları olurmuş. Rüzgâr estiğinde yaprakların hışırtısı, gölgeler uzadığında taşların yankısı kulağa sanki devlerin adımlarını andırırmış.

İşte Anadolu’da devler böyle anlatılırdı: Kimi zaman korku dolu bir masal kahramanı gibi, kimi zaman tarlaları koruyan koruyucu bir dost gibi. Bugün bakarsak; belki de bu dev efsaneleri, yüzyıllar boyunca insanların bilinmeze bakışının, korkularının ve umutlarının dile gelmiş halleri. Ama kim bilir… Belki de o büyük gölgeler hâlâ bir yerlerde saklanıyordur; sadece doğru rüzgârı bekliyorlardır. 🌄

Related posts

Dijital Edebiyatın Süreci

Anadolu’da Halkın Tarih Anlatıları

Atçalı Kel Mehmet Efe