Er Meydanından Gönüllere: Başpehlivan Recep Kara ile Yağlı Güreş Sohbeti
Merhabalar, Bursa-Kestel/Kozluören’den @okuryazarkitaplar dostlarına selamlar… @okuryazarkitaplar ekibi olarak bugün Bursa Kestel’deyiz. Kestel Belediyesinin organizetörlüğünde 525. Geleneksel Kozluören Yağlı Güreşleri’ndeyiz.
Öncelikle bu güzel ata sporumuzun yaşatılmasında emekleri geçen herkese hasseten Kestel Belediye Başkanı Fatih Erol Bey’e teşekkürlerimizi sunarak söyleşimize başlamak istiyorum.
Yanımda güreş camiasının yağlı güreşlerin efendisi var. Bir başpehlivan, Recep Kara… Birçoğunuz kendisini zaten biliyor; ama burada yakalamışken kendisine mikrofon uzatmak istedik. Hoş geldiniz @okuryazarkitaplar’a. Nasılsınız Recep Bey?
Recep Kara: Sağ olun, teşekkür ederim.
@okuryazarkitaplar: Bugün Kozluören’deyiz. Zannedersem siz başta Kırkpınar olmak üzere Türkiye’nin birçok yerinde yağlı güreş organizasyonlarını takip ediyorsunuz. Bugün de Bursa’nın Kestel ilçesinde, Kozluören’deyiz.
Recep Kara: Teşekkür ederim. Temmuz ayının ortalarındayız. Bizim geleneksel karakucak ve yağlı güreşlerimiz, nisan ayında havaların ısınmasıyla birlikte, bahar aylarında başlar. Güz dönemine, ekim ayı sonuna kadar da yurdun muhtelif yerlerinde devam eder. Biz de bu organizasyonlara iştirak ediyoruz. Bugün pazar günü, eski Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik yapmış Bursa ilindeyiz. Sırtımızı Uludağ’a yasladık; tarihi bir Osmanlı köyü olan Kozluören’deyiz. Bir gün önce de Ordu’nun Aybastı Perşembe Yaylası’ndaydık. Yaklaşık 2000 metre rakımda, sisin ve yağmurun altında güreş yaptık. Bugün ise burada çok sıcak bir atmosferde, sıcak bir havadayız. Bunlar da mesleğimizin güzel yanları. Mümkün olduğunca mücadeleye devam ediyoruz; 35 yıllık bir spor yaşantım var. Bunun 30 yılı profesyonel olarak geçti. 30 yıldır bu hareketlilik aynen devam ediyor. Kışın milli takım dönemlerinde ülkemize hizmet ediyorduk, yaz ayı başladığında ise ilkbaharla birlikte 6 ay boyunca geleneksel güreşlerimizi yurdun muhtelif yerlerinde ekibimle birlikte sürdürüyor, ata sporumuzu en iyi şekilde yaşatmaya çalışıyoruz.
@okuryazarkitaplar: Ne mutlu size bu güzel kültürü yaşattığınız için. Hazırladığım sorulara geçmek istiyorum. Şöyle başlayalım isterseniz: Kırkpınar’da bu yıl er meydanına son kez çıktınız ve güreşlere veda edeceğinizi açıkladınız. Tam o an, çayırdan ayrılırken içinizden geçen duygular nelerdi? Bize anlatabilir misiniz?
Recep Kara: Tabii, benim yaşım 44 oldu. Normalde 45 yaşına kadar güreş yapma hakkımız var. İnşallah 2027 sezon sonu aktif sporculuk hayatımı sonlandıracağım. Kırkpınar’daki bu seneki karar biraz doğaçlama gelişti aslında. Yine de aklımda %70-80 oranında bırakmak vardı. Son kez çıkmayı düşünüyordum çünkü yaptığımız iş gerçekten çok zor bir branş. Sıcak hava altında güreşiyorsunuz. Bir de artık gençlerin dönemi geldi. Biz 20’li yaşların başında bu işin duayeni olmuş büyük ustalarımızı yenerek başpehlivanlık mertebesine ulaştık, altın kemer kazandık. O dönem ustalarımız nasıl dönemlerini tamamlayıp yerlerini bizlere bıraktıysa, biz de o döneme geldik. Genç kardeşlerimiz artık rakibimiz oldu. Zamanında babalarıyla güreştiğim çocuklarla şimdi rakibim. Yaş skalasında artık 10 yaş, 15 yaş, 20 yaş farklar var. Mesela bu sene başpehlivan olan Erkan Taş kardeşimizle aramızdaki yaş farkı 18. Çok ciddi bir yaş farkı bu. Özellikle dayanıklılık üzerine kurulmuş bir yapıdan söz ediyoruz; sıcak altında saatlerce güreş yapıyoruz. O yüzden genç kardeşlerimiz kondisyon olarak daha avantajlı. Ben bu sahalarda 8 defa Kırkpınar er meydanında final yaptım; 4 birinciliğim, 4 ikinciliğim, 2 üçüncülüğüm var. Toplamda 10 kez kürsü heyecanı yaşadım. Bunlar hep gençken oluyordu, artık yaşımızın getirdiği zorlukları hissetmeye başladık. O yüzden Kırkpınar’da son kez güreştiğimi ifade ettim. Tabii ki bu kolay olmuyor. Sahadan çıkarken 35 yıllık güreşle hemhal olmuş bir ömür, bir hayat biçimi ve o sahada yaşadığım güzel anılar gözümün önünden geçti. Esasen 40’lı yaşların başında bırakmayı düşünüyordum ama bazen kararları tek başınıza veremiyorsunuz. Çünkü bu bir sevda işi, bu bir gönül işi. Hayatınızı tamamen bunun üzerine kurmuşsunuz; bütün beslenmeniz, yaşam şekliniz, hatta yakınlarınızın düğünleri bile güreşe endeksli oluyor. Ben kendi düğünümü hafta içi yaptım. Yakın arkadaşlarımın düğünleri için de “Hafta sonu düğün yaparsanız gelemem” derdim. Çünkü benim mesleğim bu, cuma, cumartesi ve pazar günlerim hep dolu. Ben hayatımı bu işten kazanıyorum ve bu işe gönül vermişim. “Hafta içi yapın, düğününüze geleyim” derdim çünkü kendi düğünümü de o şekilde ayarlamıştım. Her şeyinizi güreşe endekslediğiniz için kolay kolay kopamıyorsunuz. Bu bir sevda işi, biz bu gözle bakıyoruz. O yüzden 45 yaşına kadar, son haddine kadar yapıp bırakmak istedim; zaten bıraktığınız anda bir daha yapma şansınız yok. Gittiği yere kadar güzellikleriyle bu işin biraz da keyfini sürelim istedim. 40 yaşından 45 yaşına kadar olan bu süreci, veda güreşleriyle seyircimizle buluşarak geçiriyoruz.
@okuryazarkitaplar: Ne güzel, ne mutlu size efendim. Şöyle devam edelim; yağlı güreş sadece bir spor değil, içinde büyük bir kültür mirası barındırıyor. Bir başpehlivanın kispet giymesi, yağlanması ve meydana davul zurna eşliğinde çıkması günümüz dünyasında kültürel açıdan neyi ifade ediyor? Gençlere bu gelenekle hangi mesajı vermek istersiniz?
Recep Kara: Şöyle ki, güreş sadece bir spor karşılaşması değildir. Yani iki yiğidin meydana çıkıp birinin yenip diğerinin yenildiği sıradan bir müsabaka değildir. Türklerde güreş, geçmişte gazaya hazırlık için yapılırdı. Zaten insanlığın ilk branşlarından birisi güreştir; atıcılık, binicilik, atletizm ve güreş insanlıkla yaşıt branşlardır. Güreş dünyanın her tarafına yayılmıştır. Afrika’ya gidin kum güreşleri vardır; Japonya’ya gidin sumo güreşi vardır. Çinlilerin, Hintlilerin, İranlıların, Hazar, Dağıstan ve Rusya bölgesinin, Avrupa’nın, Anadolu’nun ve Amerika’nın, yani herkesin kendine has bir güreş stili mevcuttur. Güreş evrensel bir branştır. Milletler, kendi kültürleriyle ayakta kalır. Biz bu sporu savaşa ve gazaya hazırlık amacıyla yaparak benimsemişiz. Bizde köklü bir Ahi Evran kültürü vardır, bu yüzden usta-çırak ilişkisi hala canlı bir şekilde yaşıyor. Biz er meydanına çıktığımız vakit geleneksel bir spor icra ediyoruz. Yanımızda davul zurna çalar ve bu davul zurna cenk havası vurur. Tıpkı geçmişte ecdadımızın savaş meydanına çıktığı zaman “Allah Allah” nidalarıyla düşmanın üzerine yürümesi gibi. Bizim de meydanlarda cazgırlarımız, salavatçılarımız vardır. Pehlivanlar er meydanına dizilirler; tıpkı bir savaşçı gibi euzu besmeleyle, tekbirlerle, dualarla ve “Allah Allah” nidalarıyla bizi er meydanına salarlar. Giydiğimiz kispet, göbek ile diz kapağı arasını tamamen kapatır. İslamiyet’te erkekte göbek ile diz kapağı arası mahrem bölge sayıldığı için biz burayı bu şekilde kapatmışız. Yani bu sporu kendi Türk kimliğimizle ve İslami sembollerimizle bezemişiz. Güreş, geçmişin izlerini geleceğin gençlerine aktardığınız bir alandır. Biz burada esasında tarihi bir sorumluluk üstleniyoruz. Bu kültür mirasının bugünkü temsilcileriyiz. Geçmişte Koca Yusuflar, Adalı Haliller, Kel Aliçolar gibi ismini bildiğimiz ya da bilemediğimiz nice yiğitler bu meydanlardan geçti. Kazakistan’da Hoca Ahmet Yesevi‘den gelen bir ekol, erenler vardır. Bu alp erenler, Anadolu’ya ve Balkan coğrafyasına Türk ve İslam kimliğini taşımak için geldiler; yiğitlikleriyle, cesaretleriyle, savaşçılıklarıyla geldiler ve bunlar aynı zamanda birer güreşçiydi. O yüzden güreş sadece sıradan bir spor değildir, biz bu bilinçle sporumuzu icra ediyoruz. Bu gelenek elbette devam edecek, ben de bu kültürün bir parçası olduğum için onurluyum, gururluyum. Geçmişte Koca Yusuf, Adalı Halil, Kurtdereli Mehmet Pehlivan, yakın tarihte Ahmet Taşçılar geldi. Bugünkü temsilcileri de işte Recep Kara, Şaban Yılmaz, Fatih Atlı, Ali Gürbüz, Orhan Okulu’dur. En son genç nesilde Erkan Taş‘tır, Mustafa Taş‘tır. Bu zincir bu şekilde halka halka devam edip gidecektir.
@okuryazarkitaplar: Peki, yıllarca er meydanında rakiplerinizi zekanız ve gücünüzle alt ettiniz, bunu biliyoruz. Yağlı güreşin o yüzyıllara dayanan usta-çırak ilişkisi ve rütbe geleneği, günümüz modern spor dünyasında bu kültürü ayakta tutan en temel bağ mıdır? Sizi ayakta tutan bu bağ mıdır? Çıraklarınız var mı, bunu çok merak ediyoruz? Varsa onları nasıl yetiştiriyorsunuz?
Recep Kara: Çıraklığını yapmadığın işin ustalığını yapamazsın, bu bir gerçektir. Bizde de az önce belirttiğim gibi ahilik kültürü vardır. Yağlı güreş profesyonel bir spordur; usta çırak yetiştirir, o çırak büyür ve usta olur, zamanı gelince ustasını geçer ve meslek bu şekilde sürer. Her pehlivan arkadaşımızın yanında 3 tane, 5 tane veya 10 tane çırağı vardır; er meydanlarını gezdiğinizde dikkat edin, pehlivanların yanında hep çırakları görürsünüz. Biz bu kültürle yetiştik. Bizim de zamanında ustalarımız vardı; biz de usta olduktan sonra çırak yetiştirmeye başladık. Zaten çırak yetiştirmezseniz mesleğiniz devam etmez, yok olur. Bu gelenek bizde aynen kaldığı yerden devam ediyor.
@okuryazarkitaplar: Ne güzel, ne mutlu size. Er meydanında rakiplerinizin hamlelerini az çok tahmin edebiliyorsunuzdur. Peki, hayatın içinden bir soruyla devam edelim isterseniz: Sosyal medyada ya da sokakta hakkınızda duyduğunuz, “Yok artık, bunu da mı uydurmuşlar?” dediğiniz şaşırtıcı veya eğlenceli dedikodular oluyor mu?
Recep Kara: Çok oluyor. Bazen insanlar bizi hep kispetli, yağlı ve er meydanında güreşirken gördükleri cüsseli halimizle hatırlıyorlar. Sivil kıyafetlerle gördükleri zaman “Aaa, sen daha çocukmuşsun, çok gençmişsin” diyorlar. Mesela daha 30’lu yaşlarımın başındayken bir seyircimiz gelip “Aaa, Recep Kara sen misin? Sen çok gençmişsin ya” demişti. Ben de “Amca sen beni kaç yaşında sanıyordun?” diye sordum. “Ne bileyim, ben seni 50 yaşında varsındır sanıyordum” demişti, o zamanlar henüz 30 yaşındaydım. Bunun gibi eğlenceli anlar çok oluyor. Bir de “Siz bir oturuşta bir kuzu yiyebilir musunuz?” sorusu çok geliyor.
@okuryazarkitaplar: Evet, gerçekten yiyebiliyor musunuz peki?
Recep Kara: Yok, hiç alakası yok, öyle şey olur mu? O inanış, bir pehlivanın gerçekten çok ağır bir spor yaptığının, çok kalori harcadığının ve bu harcadığı kalorinin karşılığında da iyi beslenmesi gerektiğinin halk dilindeki bir yansımasıdır diyelim.
@okuryazarkitaplar: Bu sorum hazırladığım sorular arasında yoktu ama benim hayalimde de öyle canlanıyor. Belki de çocukluktan kalma bir algıdır; pehlivan deyince böyle efsanevi kasları olan, boyu çok uzun, dev gibi bir insan canlanıyor zihnimizde. Çocukken bize böyle kodlanıyor aslında ve bunun güzel bir imaj olduğunu düşünüyorum.
Recep Kara: Aslında pehlivan kelimesinin kendisi çok güçlü bir kelimedir. Pehlivan, adı üstünde; iri cüsseli, kendine güvenen, özgüveni yüksek, cesaretli ve güvenilir insan manası taşır. Geçmişte Osmanlı sarayından tutun Selçuklu sultanları dönemine kadar güreşe ve güreşçiye ayrı bir ehemmiyet verilirdi. O dönemin güreşçileri devletin de gücünü temsil ederdi. O yüzden yurt dışına, farklı bir ülkeye elçi ya da ulak olarak bir haber gönderileceği vakit çoğunlukla pehlivanlar seçilirdi. Neden dilersek; o pehlivanın gücü, kuvveti, pazısı, yapısı ve kendine olan o cesareti devletin gücünü simgelerdi. Pehlivanlık aynı zamanda bir temsil makamıdır. Selçuklu ve Osmanlı sultanlarından günümüze, cumhuriyet döneminde cumhurbaşkanlarımız ve devlet büyüklerimiz güreşe her zaman ayrı bir ehemmiyet vermişlerdir. Gerçekten biz bunu bizzat yaşıyoruz; bir pehlivan gittiği yerde her kapı sonuna kadar açılır, halkımız pehlivanı kendinden görür ve bağrına basar.
@okuryazarkitaplar: Peki, bir pehlivan nasıl beslenir?
Recep Kara: İyi beslenmek zorunda. Çünkü yaptığımız iş çok ağır bir spor. Günümüzde spor aynı zamanda profesyonel bir meslek olarak icra ediliyor. Biz hayatımızı bu spordan kazandık, mesleğimiz bu. Nasıl ki doktorluk, mühendislik, avukatlık, elektrikçilik ya da kaportacılık birer meslekse, bu da bizim mesleğimiz oldu. 8-10 yaşında başladığımız bu spora emekli olana kadar tüm hayatınızı endeksliyorsunuz ve geçiminizi buradan sağlıyorsunuz. Mesleğiniz bu olduğu için de ona göre antrenman yapmanız, başarı elde etmek için limitlerin üzerine çıkmanız gerekiyor. O limitlerin üstüne çıktığınız zaman da aşırı kalori ve efor sarf ediyorsunuz; bunu yerine koymak için de iyi bir beslenme metodunuzun olması şart. Biz genellikle dayanıklılık sporu yaptığımız için protein ağırlıklı beslenmek zorundayız. Kas gücü bizim için çok önemli; antrenmanlarda ve müsabakalarda kaybettiğiniz kas gücünü tekrar yerine koyabilmek için ciddi bir protein takviyesi yapmanız gerekiyor.
@okuryazarkitaplar: Güreşi -alternatif olarak- en çok hangi spor dalıyla desteklersiniz? Mesela daha çok ağırlık çalışması mı yaparsınız yoksa jimnastik mi?
Recep Kara: Bir güreşçi yeri gelir bir atlet kadar koşar, yeri gelir bir halterci kadar ağırlık antrenmanı yapar. Aynı zamanda bir jimnastikçi kadar esnek, patlayıcı ve çevik olmak zorundadır. Yani bu saydığım branşların hepsinin özelliklerini bünyesinde barındırmak, pehlivan gibi pehlivan olmak zorundadır.
@okuryazarkitaplar: Er meydanlarında rakiplerinizle kıyasıya bir mücadele içindesiniz ama pehlivanların kendi aralarında şifreli, eğlenceli hikayeleri de meşhurdur. Kariyerinizden, güreşirken yaşanan ve kimsenin bilmediği komik ya da eğlenceli, hatırladığınız bir anıyı bizimle paylaşabilir misiniz?
Recep Kara: Çok sevdiğim arkadaşlarım var, gerçi hepimiz arkadaşız. Bazen sevdiğim bir arkadaşımın maçını izlemek için hususi kenara geçer, onu takip ederim. O esnada minder veya çayır içinde göz göze geliriz. Bazen uzaktan “Nasıl, rakip sağlam mı, iyi mi?” gibisinden bir işaret yaparım. O da elini havaya kaldırıp yumruğunu sıktığı anda “Rakip bugün çok sert” demek istiyordur. Ya da ben “Senin durumun nasıl?” diye işaret ettiğimde, gözüyle şöyle bir hareket yapar; bu, durumu “%50 %50, hem yorgunum hem iyiyim” demektir. Aramızda böyle güzel, şifreli diyaloglar geçer.
@okuryazarkitaplar: Çok güzel. Bunların içerisinde samimiyet, mutluluk ve sıcaklık var gerçekten. Yıllarca rakiplerinizin sizin heybetinizden ve gücünüzden çekindiğini biliyoruz. Peki, Recep Kara günlük hayatta en çok neden ya da kimden çekinir? Evde de er meydanındaki kadar kendinize güveniyor musunuz?
Recep Kara: Benim hayat düsturumu seyircilerimiz de bilir; esasında insanın dünyadaki en büyük rakibi kendisidir, yani nefsidir. Diğer isimlerini bildiğimiz rakiplerden ziyade, insanın en çok çekineceği ve korkacağı rakibi kendi nefsi olmalıdır. Çünkü nefis insanı vezir de eder, rezil de eder. Nefsinize uyduğunuz, kibre kapıldığınız anda isterseniz dünya şampiyonu olun, isterseniz onlarca altın kemer kuşanın, kibir ve gurur işin içine girdiğinde bitiyorsunuz; koskoca bir hiç oluyorsunuz. Bunu yönetmek de kolay değildir. Belli bir seviyeye gelmiş, göz önünde olan bir sporcunun nefsi onu sürekli rahatsız eder. Kibir, gurur ve enaniyet insanın fıtratında olan şeylerdir, bu yüzden en çok sakınılması gereken şey de budur. Ben buna çok dikkat ederim ve her zaman “Kibirden, gururdan ve nefsimin şerrinden Rabbime sığınırım” derim. Yoksa kendi nefsinle baş başa kaldığın zaman her türlü hatayı yapabilirsin.
@okuryazarkitaplar: Ne mutlu size bu bilince sahip olduğunuz için. Son soruma geliyorum; aktif güreş hayatınızı noktalasanız da adınız bu sporun efsaneleri arasında kalmaya devam edecek, bu şimdiden kesinleşti. Bundan sonra sizi pehlivanların yetiştiği bir akademide mi, ekranlarda yorumcu olarak mı, yoksa bambaşka bir alanda mı göreceğiz? Gelecek planlarınız nelerdir?
Rece Kara: Yarın ne olacağını kimse kestiremiyor. Yaşadığımız bu coğrafyada ve dünyada 24 saat sonra, bir ay sonra veya bir sene sonra her şeyin nasıl bir evreye geçeceğini, yaptığınız sporun nasıl bir hal alacağını tam olarak bilemiyorsunuz. Dünya artık çok hızlı gelişiyor. Ancak benim devlet sporculuğu unvanım olduğu için devletimiz bize genç yaşta, üniversite eğitimimiz döneminde ve sonrasında memuriyet hakkı tanımıştı. Ben 4 sene Daire Başkanlığı yaptım, Ordu Büyükşehir Belediyesi’nde Kulüp Başkanlığı ve spor yöneticiliği görevlerinde bulundum. Birçok sporcu kardeşimize rol model olmaya çalıştık. Yine kendi kadrom, mesleğim ve devlet memuriyetim devam ediyor. Aktif sporculuk hayatım 2027 yılı itibarıyla sona erdiğinde, yine en iyi bildiğimiz işi yapmaya, sporun hizmetinde olmaya devam edeceğiz. Bu teknik direktörlük olur, kulüp başkanlığı olur ya da yöneticilik olur; pozisyonun çok bir ehemmiyeti yok. Önemli olan, ata sporumuzu nasıl bir tık daha ileriye götürebileceğimizdir. Bu sporu yapan gençlere nasıl kolaylıklar sağlayabiliriz, bu sporun cazibesini nasıl artırabiliriz, bunun mücadelesini vereceğiz. Yine sporun içerisinde kalacağız ama hangi pozisyonda olacağımızı zaman gösterecek. Çok teşekkür ediyorum.
@okuryazarkitaplar: Ben de çok teşekkür ederim. Son olarak eklemek istediğiniz bir mesajınız var mı?
Recep Kara: Teşekkürler. İnşallah bizi takip eden seyircilerimiz için istifade edebilecekleri bir söyleşi olmuştur. Kısa ama bence çok güzel ve keyifli bir sohbet geçti. Size de teşekkür ederim.
@okuryazarkitaplar: Ben teşekkür ediyorum efendim. Evet, Okur Yazar Kitaplar dostları; bugün Kozluören’de başpehlivanımız Recep Kara ile birlikte çok tatlı, samimi ve güzel bir sohbet gerçekleştirdik. Umuyorum ki gelecekte de güreşimize rol model olacak böyle büyük pehlivanlarımız yetişmeye devam edecektir. Bizler de bu çalışmaları ve etkinlikleri siz kıymetli takipçilerimize bir kültür hizmeti olarak sunmayı sürdüreceğiz. Çok teşekkür ediyor, sevgiler ve saygılar sunuyorum.