Küçüklüğümden bu zamana kadar annem ne istediysem yapmıştır. Önceleri acıkınca, bezi kirlenince, uykusu gelince ağlayan yavrusunun her ihtiyacını karşılayan annem, büyüdükçe de isteklerimi eksiksiz karşılamaya çalışıp dururdu. Tabii ki bu benim hep işime gelmiştir. Bu durum yaşım ilerledikçe farklı durumlar yaşanmasına neden olmaya başlamıştı. Kendi yemeğimi yiyebildiğim beş yaşımdan itibaren sofrada mutlaka bir kavganın sebebi olurdum. Çünkü pişen yemeklerden genelde yemezdim, sevdiğim yemekleri isterdim. En çok da “Patates kızartması istiyorum.” diye tutturur, yapılana kadar başka bir şey yemezdim. Annem dayanamaz kalkar hemen patates kızartırdı. Bazen de daha sofraya oturmadan yemeklerden yemeyeceğimi tahmin eder, önceden hazırlardı.
Her akşam saatinde, çorbasından tatlısına eksiksiz akşam yemeği sofrasına ailesinin tam kadro oturmasını isteyen babam için bu durum hiç de hoş olmazdı. Elbette ki ilk tartışmalar böyle başladı.
Babam “Çocuğun dediğini yapma, bir öğün aç kalsın bak nasıl yer yemeğini” derdi. Babam benim açlıktan ölmemi istiyor, diye düşünürdüm. Fakat her zaman benim ısrarla aç kalışıma dayanamayan annem, aç kalmasındansa birkaç lokma bir şey yesin diyerek, patatesimi kızartırdı. Bu olay sık sık tekrarlanır dururdu. İlkokul çağlarımda zeytin ve domatese karşı anlayamadığım bir nefret geliştirdim. Annem, babam kahvaltıda ikisini de yedikleri için masaya oturamam diyerek kahvaltımı ayrı yapmaya başladım. Annem onların kahvaltısı bitince bana tekrar hazırlıyordu ya da yediğim şeylerden tepsiye koyup odama getiriyordu. Babam yine anneme kızıyor, homurdanıp duruyordu. Neden sanki anneme kızıyor ki o beni memnun etmeye çalışıyor diye düşünürdüm.
Babam derslerimde daha başarılı olmamı istiyordu, bunun içinde zaman zaman bana ders çalıştırıyordu. Çok çabuk sıkıldığım için dikkatim dağılıyor, başka şeylerle meşgul oluyordum. Babam bana çok sinirleniyor “Neden anlatılanı dinlemiyorsun” diye kızıyor, sonra da anneme dönüp “Bunu sen şımarttın böyle, dersten de kaçacak yer arıyor, ne olacak bunun sonu?” diye topu anneme atıyordu. Babam ve annem disiplin kazanayım, sevdiğim bir etkinlik yapayım diye beni önce voleybol kursuna sonra yüzme kursuna yazdırdılar. Ben ikisine de üç ders zor dayandım. Yüzme de olsun voleybol da olsun kurallara uymak gerekiyordu. Bence kurallara göre hareket etmek çok zordu. Söylenen hareketi doğru yapmayınca koç uyarıyor doğru yaptırana kadar uğraşıyordu. Yaptığımın beğenilmemesi ve tekrar tekrar yaptırılması benim hiç hoşuma gitmiyordu.
Babam “Ne bu şimdi hiçbir şeyde sabır göstermiyorsun, nasıl olacak böyle?” diye sorunca; ne yapayım sevmedim, gitmek istemiyorum diyordum. Annem ise “Zorla gidecek değil ya” diye benim arkamda duruyordu. O zaman da benim yüzümden yine tartışma çıkıyor. Babam anneme “Sen bu kızı yetiştiremedin” deyince, annem de “Ben ne yapayım aynı halasına çekmiş, demek ki senin annen de kardeşini yetiştirememiş.” diyerek ağır konuşuyordu. Bu tartışmaları dinlememek için odamın güvenli alanına kaçıyor, tabletimdeki oyunlarla arkadaşlık ediyordum.
Apartmandan arkadaşlarımla zaman zaman bisiklet sürmeye çıkardım fakat lise çağlarına geldiğimde artık bisiklet sürmek de istemedim. Birkaç arkadaşımla arada sırada evde görüşüyordum, onlar için annem hazırlık yapıyordu. Genelde de benim sevdiğim şeyleri hazırlardı. Ben onları da paylaşmak istemiyordum. “Yaa, çok koyma onlardan tabaklara bana sonraya da kalsın.” derdim. Annem o zaman sanki babama hak veriyor gibi olurdu. “Baban doğru söylüyor galiba ben seni çok şımarttım.” derdi.
Lise çağlarıma geldiğimde, özellikle tatile benim seçtiğim yere gidilsin isterdim. Gittiğimiz yerde de odada telefonla çok zaman geçirdiğim için yine azar işitirdim. Her yıl bir daha seninle gezmeye gitmeyeceğiz sözleri ile geri dönerdik. Her nerede olursak olalım annemin ilgisinin ve hizmetinin daima yanımda olması için elimden geleni yapardım. Hatta babamla çok vakit geçirsin istemezdim.
Ne yapabilirim ben bana hizmet edilmesine, isteklerimin eksiksiz hatta fazlası ile yapılmasına alışmışım bir kere, bunu öğrenmişim, bunda benim suçum ne? Annem, babam düşünsün.