Bence Şimdi Sen de Herkes Gibisin

Gözlerim gözünde aşkı seçmiyor
Onlardan kalbime sevda geçmiyor
Ben yordum ruhumu biraz da sen yor
Çünkü bence şimdi herkes gibisin

Yolunu beklerken daha dün gece
Kaçıyorum bugün senden gizlice
Kalbime baktım da işte iyice
Anladım ki sen de herkes gibisin

Büsbütün unuttum seni eminim
Maziye karıştı şimdi yeminim
Kalbimde senin için yok bile kinim
Bence sen de şimdi herkes gibisin

Kadıköy – 1918

Bu şiir, Nazım Hikmet’in gençlik yıllarında, 1918’de Kadıköy’de yazılmış erken dönem eserlerinden biri. O zamanlar henüz 16 yaşında olan şair, ilk aşklarının ve ayrılıklarının izlerini taşıyor; ancak belirli bir kadına ya da somut bir olaya bağlanan kesin bir kişisel hikâye kaydı yok. Nazım’ın o dönemki hayatı, aile baskıları, edebiyat tutkusu ve gençlik çalkantıları arasında geçen duygusal deneyimler şiirin temelini oluşturuyor gibi duruyor. Aşkın ani sönüşü, bekleyişten kaçışa dönüşmesi ve geriye kin bile bırakmadan unutuşa varması, genç bir kalbin hızlı geçişlerini yansıtıyor. Şiir, Cem Karaca’nın bestesiyle “Herkes Gibisin” adıyla milyonlara ulaştı, ama orijinal hali daha yalın ve keskin bir veda içeriyor.

Şiir boyunca aşkın tükenişi adım adım resmediliyor: önce gözlerdeki sihir kayboluyor, sevda akmıyor; sonra ruh yoruluyor ve sevgiliye “sen de yor” denerek yük paylaşılıyor. Dün geceki özlem bugün kaçışa dönüyor, kalp kendine bakınca gerçeği görüyor. Son kıtada ise unutuş tam ve temiz: yeminler maziye karışıyor, kin bile yok. “Herkes gibisin” ifadesi, en ağır darbe; çünkü bir zamanlar tek olan insan, sıradanlaşıyor, kalabalığa karışıyor. Bu, aşkın bitişini romantik bir trajedi değil, soğuk bir kabul olarak koyuyor ortaya.

Edebiyatımızdaki önemi, Nazım’ın daha sonra geliştireceği büyük toplumsal şiirlerin tohumlarını taşımasında yatıyor; burada bile bireysel acıyı yalın, konuşur gibi bir dille anlatıyor. Erken dönem eserlerinde görülen bu sadelik, aşkı abartısız, günlük bir gerçeklik olarak işlemeyi başarıyor. “Bence şimdi herkes gibisin” dizesi, Türkçede ayrılık sonrası en keskin, en umursamaz veda cümlelerinden biri haline geldi; yıllardır insanların diline dolanıyor, çünkü herkes bir gün sevdiğini “herkes” seviyesine indirgemek zorunda kalıyor. Şiir, kin tutmadan unutmayı öğretiyor; bu da Nazım’ın olgunluğunu gösterir – genç yaşta yazmasına rağmen, acıyı zehir etmeden bırakmayı biliyor. Duygu katmanları basit görünüyor ama derin: önce yorgunluk, sonra kaçış, en son kayıtsızlık. Bu geçiş, aşkın döngüsünü acımasızca yakalıyor; okuyan herkes kendi biten bir ilişkisinde o “herkes gibisin” anını hatırlıyor. Nazım burada şiiri bir intikam aracı yapmıyor, sadece gerçeği söylüyor; bu yüzden dizeler hâlâ taze, hâlâ yakıcı. Unutuşun sessiz zaferini kutluyor sanki, ama o zaferin boşluğunu da hissettiriyor. Şiir, aşkı yüceltmek yerine, onun sonunu dürüstçe kabul ettiriyor; bu dürüstlük, Nazım’ın tüm eserlerinde görülen en güçlü yan.

Related posts

Satta Gel Öyleyse

Yükseleceğin Yerler

Anka’nın Küllerinden