İnsan insanı anlar mı? Cevabı herkese göre değişir. Çevresi sevdiği insanlar ile çevrili olanlar için genelde evet, yalnız hissedenler için ne alaka? Daha değişir bu cevap olaylara, şartlara göre. Anlaşıldığını söyleyen bir insan gün gelir yalnızlıktan dem de vurabilir.
Karmaşık, çözülmesi güç bir zihin yapısına sahip insanoğlu hem kendini hem de başkalarını her zaman şaşırtabilir. Bazen güllük gülistanlık, bazen durgun bir su, bazen fırtınanın ta kendisi, bazen de tam bir bilmece… İnsanın görünen tarafından çok görünmeyen tarafı var çünkü. En yakınınızı bile bir olay olur, aslında hiç tanımadığınızı fark edersiniz. İnsanın kendi kendisini bile tanıyabilmesi, kendini bilmesi ulaşılması gereken uç bir nokta iken başkasının onu tanıyabilmesi, anlayabilmesi ne kadar mümkün? Yaşadığı olayları bilseniz bile onda bıraktığı etkiyi, onu nasıl tetiklediğini bilmeniz çok zor.
Tıp, psikoloji gibi bilimler insanı anlamlandırmaya ve derdine çare olmaya çalışsa da kompleks bir yapıya sahip insanoğlunun tam olarak ne kadar anlaşıldığı büyük bir muamma. Sorunları gideriliyor olabilir ama her olayın herkesin bünyesinde farklı etkiye yol açması ve bazı olayların ani ve öngörülemez olması insanı sürekli araştırılması gereken bir varlığa dönüştürüyor.
Şimdi biz diyoruz ki, “Seni anlıyorum.” Hayır! Anlamıyoruz sadece bunu söyleyerek karşı tarafı rahatlatmaya çalışıyoruz, boşuna yalan söylemeyelim. Kızılderili atasözü diyor ya, “O kişinin ayakkabısını giyip yürümedikçe o kişiyi anlayamazsınız.” Şöyle bir gerçeklik var, benzer şeyleri yaşamışsanız anlama ihtimaliniz diğerlerine göre çok çok fazla. Bu durumda bile birebir anlayamazsınız çünkü her olayın şiddeti ve yine kişilerde oluşturduğu etki farklı olduğu için yakın derecede anlayabilirsiniz. ‘‘Seni anlıyorum.’’ diyenlere aldırmayın, sizinle benzer yollardan geçmiş olanlara inanın. Nasrettin Hoca’nın dediği gibi “Eşekten düşenin hâlinden eşekten düşen anlar.” Çünkü insan, insanı aynı açıdan değil; aynı acıdan anlıyor.