Beyaz Işık

Beyaz Işık 

Yazar Neşe Kazan

Başım…
Fazla mı kaçırdım ne… Neredeyim, karanlık neden böyle ağır? Göğsümün üstünde sanki biri oturuyormuş gibi. Of, vücudumu jiletle kesmişler sanki. Bu nasıl acı kimse yok mu, neden her yer karanlık? Daha önce nerede görmüştüm bu karanlığı? Sesler duyuyorum evin çatı katından.

Her gün çıkıp köşeye koydukları sandıkta bir şeyler arıyorum, dört ayağının üzerinde sürünen anneannem canavar oluverdi, dedemin siyah paltosuyla kendini kapatınca… Garip sesler çıkıyordu gırtlağından, korkuyorum karanlıktan. “Anneee!” diye sesleniyorum ama ses çıkıyor mu, çıkmıyor mu hatırlamıyorum. Üç yaşındayım daha üç, annem gelmiyor dolaba saklanmaya çalışıyorum. Gülüyor annem, gülme sesi duyuyorum, canım çok yanıyor… Bedenim bana ait değil… Bunca insanı yöneten ben, bir parmağımı bile oynatamıyorum.

Açamıyorum gözümü, neredeyim ben? Neden sürekli dalıp gidiyorum? Az önce de sanki uyanmış mıydım, ellerimi oynatmayı denesem… Olmuyor felç mi oldum, kendimi duyurmam lazım bu ellerle kaç belge imzaladım ben kaç kişinin ipini çektim… Onların laneti mi şimdi üzerimdeki? “Dikkatli olun tehdit var.” diyor Mehmet Bey ama ben dinlemiyorum, rakı kokusu var dilimin altında… Karımın sesi geliyor derinden… Ben bir şey yaptım ama ne halt yediğimi hatırlamıyorum.

Dün gece mi yoksa evvelki gece mi masada kadeh vardı, kaç kadeh içtim, beş mi altı mı yoksa şişeyi mi devirdim… Kızım ağlıyordu galiba ya da ben mi ağlıyordum, karım telefonu elimden zorla mı aldı, ne oldu kimle konuşuyordum o anda. Yine tehdit mi ediliyordum, bilmiyorum… Bir de adımı zorba takmışlar evde… Ama ben onları korumaya çalışıyordum, evden çıkmalarına izin vermediğimde, kızımı evlenmek istediği adamdan vazgeçirdiğimde, okumak istediği okula göndermediğimde şimdi bu maçların rövanşı mı bana yaşattıkları? Burası çok karanlık canım çok yanıyor hâlâ, ne içirdiler bana bilmiyorum. Neden acıyor karnım, göğsüm, en son neredeydim? Ana kız mutfakta beni konuşuyorlarken duymuştum, ben bu ailenin reisiyim bana nasıl zorba derler, bu karanlık yerde ne işim var, onlar mı beni buraya koydular? Evet onlar, ailem beni buraya hapsetmiş olmalı çünkü tehditlerden korumalıydım onları ama belki de tehditler yoktu, belki de ben kafayı yedim…

Onlar korktu benden korktular tabii, çocuklardan koruman gereken sensin ama sen tehlike olursan ne olur? O zaman, seni kapatırlar değil mi? kapatırlar bir yere karanlık bir yere… Dilimi nasıl bağladılar peki, bu acı ne? Acı göğsümde keskin. Öyle keskin ki, nefes alamıyorum. Nefes almaya çalışıyorum daha da derinleşiyor, sanki biri doğruyor içeriden dışarıya doğru ya da dışarıdan içeriye doğru.

Hangisi fark eder mi, onlar neredeler şimdi aralarında benimle ilgili konuşuyorlar mı nihayet kurtulduk diyorlar mı yoksa ağlıyorlar mı? Bilmiyorum, bilmek de istemiyorum. Çünkü ben buradayım, bu karanlıkta jilet kesiyor kesiyor durmadan kesiyor… Ama bana para lazımdı para, hep para… Necati Bey dedi ki: “Sen avukatsın güvenilir adamsın. Üç ay sonra ödersin.” Ben masaya oturdum. Yeşil masa, kırmızı masa ne fark eder rengi önemli olan kartlar, kartların sırası… Tüh ya tam da bu sefer kazanacaktım, kafamda bir sistem kurmuştum ama sistem bozuldu, ne oldu sonunda masa beni yuttu… Bu Necati, mafyayla ortak mı çalışıyor, şüphelenmeye başladım.

Canım yanıyor, hâlâ ama sanki biraz daha azalmış gibi… Ortaktır ya yoksa nerden bilecek kimden borç aldığımı, işin yoksa şimdi tefeciye zamanında parayı ödemek için uğraş dur ama ben biliyorum yapacağımı, vardır bunların bir davaları üleşiriz. Belki, üste para bile alırım. Ayağım sanki hafiften oynuyor mu, bana mı öyle geldi? Acaba beni Necati mi buraya attı? Bu karanlığa bu soğuğa… Üşüyorum da şimdi, bu titreme neyin nesi böyle? Beni kestiler de kan mı kaybediyorum, konuşamıyorum da. Kim yardım edecek bana, hiç böyle aciz olmamıştım. Yeri göğü titreten ben bu hâle düşecek miydim? Anladım bıraktılar beni burada o Necati yok mu o Necati… Bari biri görse beni kurtarsa neden konuşamıyorum?

Bir Müdür Bey vardı, bir de bürodan Hakan Bey kıdemli ortak, dudağının kenarında hep o acı gülümseme. Geçen ay dosyayı kaybettiğimde o gülümsemeyle baktı. “Sen, yorgunsun izin al.” dedi, ama ben yorgun değildim. Uykusuzdum, geceleri kapı sesleri duyuyordum, biri geliyordu evin kapısına tık tık tık yapıyordu sonra gidiyordu. Yorgunluktan bayıldım mı? Yok canım gerçek bu karanlık gerçek ve acı gerçek jilet acısı… Belki Hakan Bey şimdi Necati Bey’le anlaştı.

Ben biliyordum bir şeyler davalardan, rüşvet mi vardı yoksa başka bir şey mi, ben çok şey gördüm çok şey duydum, belki susturulmalıydım. Evet evet susturulmalıydım, tehlikeliydim onlar için, hepsi için. Hakan Bey karım çocuklarım hepsi bir arada toplandılar ve karar verdiler. “Bu adamı susturalım buraya kapatalım.” dediler, belki de öldürdüklerini sanıp gittiler. Böyle olmuş olmalı, yoksa başka açıklaması ne olabilir ki?

Kim kesti ulan beni, kim bu jileti tutan? Necati Beyin adamları mı, yoksa Hakan Bey kendi elleriyle mi yaptı? Doktor vardı, beyaz önlük vardı üzerinde iğne yaptı bana, hatırlıyorum ama ya sonrasında ne oldu, neden sürekli uyuyup uyanıyorum ki? Ama çok tatlı bir uyku bu, göz kapaklarımdan beyaz ışık sızıyor içeri, parlaklık yakınca kendiliğinden tekrar kapanıyor gözlerim.

Bir uğultu var mı yoksa ben mi duyuyorum? Ben miyim duyan? Karanlık, yine karanlık dolaptayım anne, hadi bul beni o cadı kadın bulmadan. Sonra korkarım anne… Gırtlağından garip sesler çıkartıyor ayı geldi zannedip beni yiyecek diye korkuyorum… Gülme anne ben daha üç yaşında çocuğum, hayır ben büyüğüm, ben avukatım, ben her şeyim…

Gerçek mi, biri beni mi oynuyor, bir simülasyonda mıyım? Üç yaş, kırk üç yaş… Zamana ne oldu anne? Ameliyat kelimesi geçti birinin ağzından, kim söyledi bunu, yoksa ben mi düşündüm? Ameliyat ne ameliyatı, ben sağlamım ben hasta değilim sadece hapsedildim ama duyuyorum… Beyaz ışık çok beyaz, gözlerimi açamıyorum… Bu uğultu da ne, makine sesi mi? kalp… Kalp mi bu ses… Benim kalbim mi? Hayır dolaptaki çocuğun kalbi o. Çocuk ölecek, dolabın içinde ölecek ama ben o çocuğum ben ölüyor muyum? Araba mı kullanıyordum, hayır kumar masasındaydım… Hayır evdeydim, hayır nabzım mı düşüyor? Kim bunu söyleyen, nabız kimin nabzı? Benim mi, belki başka bir şey, belki metal bir şey… Araba mı arabanın bir parçası mı? Hayır saçmalık bu, ben arabada değildim, ben masadaydım kumarda… Kim eğiliyor benim yüzüme doğru, neee “Kaybediyoruz onu!” mu diyor, kimi kaybediyorsunuz? Beni mi ama ben buradayım kaybolmadım sadece karanlıktayım. Yoksa Araf dedikleri bu mu… Hatırlıyorum bir şey, hatırlıyorum direksiyon… Direksiyonda ellerim, gece yağmur yağıyor mu yoksa ben mi ağlıyorum? Necati Beyden kaçıyorum. Hayır evden kaçıyorum, hayır kimden kaçıyorum? Kırmızı ışık, canım yanıyor.

Bu kırık, bir şey kırılmış bir şey göğsümde… Kaburga mı akciğer mi kalp mi? Üç yaşında dolapta, kırk üç yaşında arabadayım sıkıştım hangisi gerçek? Hakan Bey yok aslında, Hakan Bey masada oturmuyor yanımda o gece. Arabada yoktu yalnızdım ben sadece ben, yağmur, kırmızı ışık…

Makine sesleri bip bip bip bu ses tanıdık geliyor, ah babam son gecende bu sesi gün ağarana kadar dinlemiştim. Beyaz ışık… Babam, “Gel!” diyor bana. Sanki göğsümde müthiş ağırlık var. Sanki, kuş gibiyim. On sekiz yaşım, peder bey “Seni çok özledim.” deyip, elini uzatıyor, gel kaçma baba… Dönme sırtını bana.
“Hastayı kaybediyoruz” mu, diyor biri? Direksiyon, göğsüme giriyor.

Jilet miydi, metal miydi büküldü içeri girdi, ben bağırıyorum ama ses çıkmıyor. Her yer karanlık… Ben bu karanlığı tanıyorum… Kurtar beni anne!.. Anneannem, beni yiyecek. Sakın karıma söyleme, kızıma da ama ben çok korkuyorum anne… Bu zifiri karanlıkta kendi zindanımda gözümü açarsam eğer, beyaz ışığı görmekten çok korkuyorum.

Editör: Kübra Çakar

Related posts

Hz. Süleyman 3. Bölüm

Onca Yıl Geçti

Anne