Yazar Ertan Armağan
Öğrenci velileri, barınak için topladıkları inşaat malzemelerini at arabalarına yükleyip bahçenin içerisine çeşitli erzakları getirmişlerdi. Velilerden biri, “Hocam, sen bunları kabul etmezsin biliyoruz. Bütün kasabayı, köyleri bu kısa zamanda tanıdın. İhtiyaç sahiplerine ulaştıralım. Doğrusunu bilirsin sen. Çocuklarımızın dersleri sayende iyi.” dediğinde gevşemeye çalışan Ayşe, tekrar ağlamaya başladı. Bir başka veli, “Haydi, Hocam! Barınağı yapalım. Erzakları dağıtalım.” dedi. Kasabanın kedileri ile köpeklerinin bir yuvası vardı artık. Ayşe Öğretmen, kısa zamanda çocuklar ile ailelerine hayvan sevgisini aşılamayı başardı.
Erzak yardımı yapılan fakir bir ailenin orta okula giden çocuğunun müziğe olan yeteneği, okulun müzik öğretmeni tarafından fark edilmişti. Durumdan haberdar olan Ayşe, öğrencinin müzikle ilgili bir yetenek sınavına girmesi için ailesi ile konuştuğunda, olumlu yanıt alamıyordu. Dersine bile girmediği yetenekli öğrenci ise bir seferinde “Ben, büyük bir müzisyen olmak istiyorum. Yardım edin bana. Konuşun babamla lütfen. Biliyorum, herkese yardım ediyormuşsunuz.” demişti. Bir gün Turan, “Haydi Ayşe Hanım, aile ile görüşelim.” dediğinde, Ayşe içinde saklı tutmaya çalıştığı duygularını belli edercesine gülümseyerek baktı uzun boylu okul müdürüne. Turan’ın çocuğunun babasını ikna etmek için gösterdiği çabaya âşık olurken artık yalnız olmadığına sevindi. Çocuk, şehir merkezinde aldığı, masrafları Turan tarafından karşılanan bir aylık eğitimden sonra girdiği yetenek sınavını muazzam bir başarı ile kazanırken Ayşe, ilk defa bir erkeğin elini tuttu. Turan’a, “Benim babam küçükken öldü, annem ise çok istediği atamamı göremedi. Seni seviyorum. Allah aşkına üzme beni. Senden tek istediğim bu.” diyebildi.
Turan’ın kasabada olmadığı süre zarfında Ayşe, öğrencileri ile ilgilenmeye devam ediyor, velilere okumaları için kitaplar dağıtıyordu. İki akşamdır, Turan’la cep telefonu ile konuşuyor, aşkının yüreğinin derinlerine inen coşkusunu çocuksu bir heyecanla yaşıyordu. İlk defa çocuk sahibi olmanın hayalini kuruyor, Turan’la birlikte yetiştireceği binlerce öğrenci ile topluma faydalı olmak istiyordu. Üçüncü akşam, Turan’dan telefon gelmediğinde ilk defa kendisi aradığında meşgul sesiyle karşılaştı. Yarım saat sonra tekrar aradığında telefon, hala meşguldü. Yatmaya hazırlandığında, çalan telefonu sevinçle açıp bu sefer kısa bir konuşma yapacaktı. Turan, gün boyunca çok işi olduğunu anlatıp uyumak istediğini söyledi. Ayşe ise bu durumu anlayışla karşıladı. Diğer günler ise telefon aramaları kesildiğinde, Ayşe’nin aramaları cevapsız kaldı. Kasabaya gelen Turan; anne babasını ikna edemediğini söylediğinde Ayşe, “Birbirimizi seviyorsak saygı göstermezler mi?” diyebildi. Turan ise, “Ne olur ısrar etme. Ücretsiz kursları iptal edeceğim.” dedi. Yüreğini ilk defa birine açan Ayşe, hayal kırıklığı içerisinde ayakta kalmaya çalışırken öğrencilerini düşünüyor, çocukların yararına olabilecek bir girişimi, gaddarca maruz bırakıldığı duygusal çöküntünün önüne koyuyordu. “Bari, kursları iptal etme.” diyerek dakikalarca dil dökmesi işe yaramayınca çaresizce döndüğü evinde anne babasının resimlerine bakarak saatlerce ağladı. Bir insanın kısa sürede bu denli değişmesi, onun hiç beklemediği üzüntüleri yaşamasına neden oldu. Oysa, elini tutan, bir yolda yürümek istediğini söyleyen Turan’dı.
Toparlanmasını sağlayacak olan ise, çocuklara karşı hissettiği sorumluluk duygusu olacaktı. Mesleğinin kutsallığına sarılıp öğrencilerinin masum hayallerini gerçeğe dönüştürmek için varını yoğunu ortaya koyarken yok edilen tatlı hülyalarını geride bırakmaya çalışıyordu. Turan’ı her gördüğünde, içinde beliren sızıyı sınıfının sıcaklığında bastırıyor, derslerinin tek bir dakikasını kendi üzüntüleri içerisinde ziyan etmiyordu. Yaprakların yeşermeye başladığı günlerde, okul töreni esnasında kendisine bakıp gülen öğretmenlerin yaklaşımlarındaki tuhaflıkları anlamlandıramadığında, merakının ortadan kalkması için fazla vakit geçmesine gerek kalmadı. Aşkın; okul çıkışında müdür odasında otururken o sırada bir evrak işi için odaya gelen Ayşe’nin yanında, Turan’a, “Canım.” diye hitap ettiğinde, unutmaya çalıştığı bir hüsranı yeniden harlanan Ayşe, sakinliğini korumaya karşısındaki gülen yüzlerin acı saldırılarına maruz kaldı. Yolundan dönmeyip öğrencileri için uğraş vermeye çalışırken velilerin soğuk davranmaya başlamalarına anlam veremedi. Bir süre sonra çocuklar, fazladan yapılan etkinliklere katılım göstermeyip Ayşe öğretmene, ebeveynlerinden aldıkları talimatlar doğrultusunda mesafeli davranmaya başladılar. Okula verilen dilekçeler doğrultusunda, Turan’ın girişimiyle Ayşe Öğretmen’e, öğrencilere kişisel işlerini yaptırmaktan dolayı uyarı cezası verildi.
Bir zaman önce okuldaki tören sırasında öfkesini yaşayan Aşkın, sevgili oldukları ortaya çıkan Ayşe ile Turan’ın arasına girmek için sabırla beklerken emekli hâkim olan babasının yardımıyla, Ayşe’nin babasının uzun süre hapiste yattığını, Ayşe’nin ailesinin farklı olduğunu öğrenmeyi başarmış. Müdür’ün ailesinin yaklaşımını, hayat tarzını edindiği çevre sayesinde öğrenen Aşkın, “Bunları sana anlatma sebebim. Seni seviyor olmamdandır. Babası gibi tehlikeli bir kız. Yaptığı her şey sinsice. Senin başına bir şey gelmesini istemem. Ücretsiz kurs olur mu, diğer okullar itiraz edecek. Zor durumda kalacaksın.” dediğinde Turan, ailesinin yanındaydı. Aşkın, bahşişlerle kendine bağladığı geveze hademe sayesinde, kıskandığı öğretmen arkadaşı hakkında öğrendiklerinin kasabada yayılmasını sağladığında; Ayşe, velileri ile öğrencilerinin ona duyduğu sevgi, saygı dolu yaklaşımlarını sonsuza kadar kaybetmeye başlayacaktı.
Mantar tabancasını elinden aldığı öğrencisi ile babası, barınağı sökerken tesadüfen oradan geçen Ayşe, müdahale etmek istediğinde aldığı duydukları karşısında bir kez daha kahroldu, “Bu malzemeler bizim. Yaklaşma, çocuğumdan da uzak dur. Göndereceğiz seni.” Evine gittiğinde ev sahibinin sert bakışlarının sebebini sorduğunda ise, “Kızım, senin böyle olduğunu bilmiyorduk biz. Git buradan. Elinden bir bardak su içmek haram bize.” diye cevap alınca bahçedeki kara tekiri aramaya başladı. Dertleşebileceği bir o vardı. Yuvasının ortadan kaldırıldığını gördüğünde evine kapandı. Bir hafta sonra bir doğu ilinin küçük bir ilçesine gönderileceğini henüz bilmiyordu. O sırada Aşkın, “Hayatım, bu seninle evlenerek amaçlarına daha rahat ulaşmak istiyordu. Şikayetler işe yaradı, tabii babam birilerini aradı. Bu arada senin hizmet süren işimize yarayacak. Evlendiğimiz zaman memleketime gideceğiz. Rahat okullarda çalışırız artık. Buradaki insanlar, çocuklar bizim seviyemizde değil.” dediği Turan’ı elde etmiş olmanın hazzını duyarken Ayşe’nin mağlubiyetinden daha fazla keyif alıyordu.
Bir akşam evde otururken Aşkın, Ayşe’nin köy öğrencilerinin içindeki yetenekleri ortaya çıkarmak için yaptıkları ile dalga geçerken Turan, zenginleşmenin getirdiği pervasızlıkla sırıtıyordu. Haberleri izlemek için televizyonu açtıklarında, hayatları boyunca unutamayacakları bir röportaj gördüler. Haber başlığında, “Patnos’un Ayşe Öğretmeni, Dünya’nın En İyi Öğretmeni Seçildi.” yazıyordu. Gözleri ile ağızları açık kalan karı koca ekrana bakarken salonda yankılanan Ayşe’nin sesi şunları söylüyordu,
“Öğrencilerimle, velilerimizle, tüm meslektaşlarımla birlikte kazandığım bir başarı oldu bu. Bir milyon dolar olarak verilen bu ödülü, kurmuş olduğumuz ‘Çalıkuşu’nun Öğrencileri’ vakfı için harcayacağım.”