Çivril’in Kırmızı Elması

Çivril’in Kırmızı Elması

Ertan Armağan

Bu sıcak havalarda ne iyi oldu Yeşil’imle birlikte buzdolabında baş başa olmak. Ev sahipleri galiba tatile gittiler. Şansa bak! Yanlarına almadıkları iki elma var. Biri ben, diğeri ise köyden beri sevdiğim Yeşil’im. Benim gibi kırmızı, alımlı erkek bir elmaya böyle bir yeşil, gösterişli dişi elma yakışırdı.

Buzdolabı yeni alınmış, başka yiyecek-içecek yok. Sadece ikimiz varız. Pazar yerinde diğer biçimsiz kırmızı elmalar ile aynı torbaya girecek diye çok korktum. Biliyorum, o da benimle olmaktan mutlu. Belki, uzun süre eve gelmez ev sahipleri. Sevdiğimle konuşuruz bol bol. Onu güldürürüm sürekli, oyunlar oynarız. Şu buzluk yukarıda olmalı. Oraya geçebilirsek daha uzun vaktimiz olur, yıllarca baş başa kalırız Yeşil’imle. Şu kapağın içinden, yan taraftaki raflara sıçrayabilirsem… Ah! Kafama kim vurdu? Neden yaptın bunu? Seni kızdıracak ne yaptın? Ah! Her tarafım ezildi, neredeyim ben? Bu sarı tekir ne yapıyor böyle? Her şey rüyaymış. Uzun süredir uyuyor olmalıyım. Kediler elma yemez, korkmama gerek yok. Yanıldım, geliyor bu tarafa. Benimle daha fazla oynamak isterse işim zor, sağlam yerim kalmaz. Yine geliyor. Sarı kafasını görüyorum, dişlere bak! Hareketsiz kalırsam kurtulurum belki. Yaklaşıyor, sessiz olmalıyım. Rüyadan uyandırdın beni yaramaz kedi, sevdiğimle birlikteydim ne güzel. Düş bile olsa, kaç tane elmaya kısmet olur böylesi. Aferin kedi, böyle uslu dur. Aaaaah! O nasıl bir patiydi öyle. Olamaz karşımda duvar var. Duramıyorum, canım çok yandı. Of of of! Gelme kedicik, yeter. Olamaz tekrar geliyor, elma sevmezsin sen gelme kedicik. Bir saniye, durdu galiba. Başka bir kedi sesi geliyor. Kurtuldum. Şimdi, duvar dibinde güvendeyim.

Loş ışıklar var, pazar yerini görebiliyorum. Kimse yok, arkadaş bulamam bu saatte. Şu ezilmiş marulların yanlarına gitsem, konuşabilirler mi? Sanmıyorum, zaten orası daha aydınlık. Kediden tekrar pati yemeye niyetim yok. Başım ağrıyor hala. Gündüz ne kadar kalabalıktı burası. Yan yana uzanan onlarca tezgâh, yüzlerce kasa meyve, sebze…İnsanlar bizden kurtulmaya ne kadar meraklı. Oysa, bir sene boyunca ağacımızın etrafında oluyorlar. İlaç veriyorlar, bizleri böceklerden koruyorlar. Sevip okşuyorlar. O zamanlar insanları çok seviyordum. Pazar yerinde bizden kurtulmak için nasıl bağırıyorlardı öyle? Arkadaşlarla konuşuyorduk, sevindik bizleri gezdirmeye çıkardılar diye. Yeşil’imi komşu ağaçta gördüğümden beri seviyordum. Kim bilir nerde o? Kedi kafama sert vurdu, yavaş yavaş hatırlıyorum. Pazar yerinin tam orta yerindeydim ben. Tezgâhın etrafından çok fazla insan geçti tüm gün. Yeşil’ime yaklaşan diğer elmaları atlatıp yanına gelmeyi başardığımı hatırlıyorum. Şimdi, ortalık sessiz. Şu kedilerin miyavlamaları oluyor arada sırada. Neden başka kimse yok? Ben niye bu kasvetli yerdeyim? Pazar yerinin sağ ve sol tarafında iki merdiven var. Karanlıkta tam görünmüyor, oralardan aşağı yuvarlanabilirsem sevdiğimi arayabilirim. Beni bekliyor olabilir. Korkmaya başladım burada olmaktan, bu loş ışıklar kapanırsa zifiri karanlık olacak. Kuruyemişçilerin, peynircilerin dükkanları da boş görünüyor. Bağırıp çağıran insanların sesini özleyeceğim aklıma gelmezdi. Ne oldu? Hala hatırlayamıyorum. Çare yok, diğer taraflara doğru yuvarlanmam gerek. Evet, gücümü topladım. Yuvarlanıyorum, o ne? Yeşil’im orda. Bal satan adamın tezgahının oraya nasıl gitmiş? Dur, buldum seni. Bir kere daha yuvarlanmam lazım. Haydi, geliyorum. Bak bana Yeşil’im. Olamaz, yarısı yenmiş bir armutsun sen. Konuşamıyorsun üstelik. Boşuna geldim buraya. Üstelik her tarafım yapış yapış oldu. Gece arı olmaz, şanslıyım. İnsan sesleri duyuyorum. Biri çocuk, diğeri babası. Çocuk istediği yapılmayınca pazar yerine kaçmış. Çok yaramaz olmalı. Babasını dinlemiyor. Ne yapıyor bu? Buraya doğru koşuyor, ışığın altındayım üstelik. Hareket edemiyorum, nereden geldim bu bal tezgahına? Aaaaaah! O nasıl bir tekmeydi. Merdivenler var altımda, karşıdaki apartmanda insanlar balkonda oturuyor. Yeşil’imi gören var mıııııı? Of of of! Canım çok yandı, toprağa düşmeseydim kesin parçalanmıştım.

Hatırlıyorum, o tekme hafızamı geri getirdi. Yeşil’imi, yaşlı bir teyze aldı. Kırmızı elmalardan birkaç tane doldurdu poşete. Biri bendim. Bütün çekirdeklerim yerinde duramıyordu o an sevinçten. Yeşil’im ile vakit geçirebilecek, onu koruyabilecektim. Gerekirse onu dolabın en arkasında saklardım. O tartı neden iki kilodan fazla gösterdi? Beni seçti vicdansız pazarcı; aldı poşetten, tezgâha fırlattı. Kendimi yukarı atmaya çalışırken yere düştüm. O sırada acıdan ve üzüntüden bayılmışım. Kadının elindeki beyaz poşetin içindeki Yeşil’imi son kez gördüm. Beni arıyordu. Kadın fazla yük taşıyamaz, yakınlarda oturuyor olabilir. Balkondaki o mu yoksa?  Meyve tabağı getirdi, tam göremiyorum. Yeşil’imi kesecekler, bir şeyler yapmalıyım. Her tarafım ağrıyor, nasıl kurtulabilirim bu saplandığım topraktan? Havadayım, başardım hareket etmeyi. Sevdiğim, kurtaracağım seni. Çok seven bir elmaya kimse engel olamaz. Bu kötü kokular ne. Biliyorum, şarap bu. Bizim küçük üzümleri ezip yapıyorlar. Ne kadar kötü bir ses, insanlar şarkı söylemesin. Beni siliyorsun üstüne, bir bak bakalım ben daha temizim. O dişler ne kadar kötü görünüyor. Böyle mi olacaktı benim sonum? Aaahhh, canım yandı. Bu sarhoş mu yiyecekti beni? Koca pazar yerindeki en şanssız meyvelerden biri benim. Diğerleri, bu sıcak havalarda buz gibi dolaplarda geçiriyorlar son günlerini. Ya ben! Çok şanssızım. Yeşil’imi kaybedip kediden ve çocuktan dayak yedim. Aaaaaahh! Bir ısırık canım kaldı. Keşke, Çivril’in o elma bahçesinde yere düşüp filizlenseydim. Büyük şehre geldim de ne oldu? Aahhhh! Hareket edemiyorum, son anlarım bunlar. Fırlattı beni sarhoş. Birkaç çekirdeğim kaldı geriye. Onlar sayesinde birkaç dakika daha yaşayıp, bu zalim dünyaya katlanabileceğim. Pazar yeri, bütün umutlarımı yok eden, gündüzü şatafatlı bir panayır, gecesi ise korkunç bir mezarlık. Hoşça kal Yeşil’im.

Bu geçen on yılda başka bir sevdiğim olmadı. Hala karşı apartmana bakarım, orada olmadığını bile bile…Arkadaşlarım ve Yeşil’im yok oldular. Ben ise talihsizler içerisinde ne kadar şanslıymışım oysa. Sarhoş sayesinde filizlendim, meyve veriyorum birkaç yıldır. Belediye koruyor beni, kimse de dokunamıyor üstelik. Pazar yeri geceleri kasvet barındırmaya devam ediyor. Gündüzün coşkusuna aldanmıyorum. Artık, kırmızı değilim sadece, yapraklarımla anıyorum Yeşil’imi. Meyvelerim benim gibi…Kıpkırmızı! Kahverengi var gövdemde, dallarımda. Artık daha olgunum, o yaramaz kedi benim gölgemde uyudu senelerce. Şimdi, ebedi uykusunda…Yine gölgemde yatıyor. O pazarcıyı affedemedim bir tek. Yukarı merdivenlerden girip çıkıyor olmalı. Bir kere bile inmedi aşağıya on yıldır. Tanıdık bir ses geliyor. Bildim seni, yaklaş biraz. Ne? Telefonu yeni aldın öyle mi? Çok pahalı olmalı. Yaklaş biraz daha. İşte, kımıldama sakın! Haydi, kırık dalım! Düşme zamanı. Hahahahaha! Düşündüğümden daha sert bir darbe oldu, başın kanıyor. Telefonun kırıldı. Yeşil’im, huzur içinde uyu. Bizi ayırana dersini verdim.

Related posts

Hz. Süleyman 3.

Onca Yıl Geçti

Anne