Günümüzde, gerek sosyal medya kullanımının artması gerek bilgiye kolaylıkla ulaşım imkânlarının çoğalmasıyla birlikte bir takım tehlikelerde baş göstermeye başladı. Derinleşme ihtiyacı hissetmeden, tüketim odaklı bir yaklaşım içinde yaşamaya başlamanın ve yüzeysel bilgilerle yaşamı anlamlandırma çabasının, insanın kendini arama mücadelesini dahi özünden uzaklaştırma tehlikesi içerdiğini görüyoruz.
Burada vurgulamak istediğim şey şu: Doğamız gereği insan, anlam arayan bir varlıktır ancak günümüz dünyasında bu arayış, hızlı tüketilen içeriklerin, geçici hazların ve anlık onayların içinde kaybolma riskiyle karşı karşıyadır. Derin düşünme, sorgulama ve sabır gerektiren süreçlerin yerini, hız, pratiklik ve görünürlük almıştır. Artık bilgiye sahip olmak, onu sindirip içselleştirmekten çok daha kolay ama yüzeyseldir.
Bu durum, bireyin kendini tanıma ve varoluşunu anlamlandırma sürecini zorlaştırmakta, insanı da kendi iç dünyasından uzaklaştırmaktadır. Oysa anlamlı bir yaşam, dış dünyanın gürültüsünden uzaklaşıp, iç dünyanın sessizliğine kulak vermekle başlar. Bu sessizlik, sadece dış dünyanın seslerinden arınarak değil aynı zamanda zihnin karmaşalarından da sıyrılarak öz benlikle karşılaşma cesaretini gösterebilmektir.
Bu yolda, zaman zaman rehber arayışları çıkar karşımıza. İnsan, karanlıkta yönünü bulmakta zorlandığında bir ışığa ihtiyaç hisseder; bazen bu ışık bir kitap olur bazen bir insanın sözü bazen de kendi iç sesimizden yükselen bir fısıltı. Rehber arayışı aslında bir teslimiyet değil, aksine farkındalığın kapısını aralama yolunda bir araçtır. Çünkü insan yalnızca dış dünyadan değil kendi içinden de rehberlik bulur. Önemli olan hangi sese kulak vereceğini seçebilmektir. Burada karşımıza doğru rehberliğin önemi de çıkıyor. Eğer dışarıdan bir rehber seçmişsek ve rehberimiz ile uyum içerisindeysek; beklentilerimizi karşılayabiliyor, sorularımıza cevap buluyorsak; sadece bilgiyi nakleden değil, yaşayan biri ise yardım ve destek alabilmek oldukça kıymetli oluyor. Bilgiyi taşıyan değil, bilgiyi yaşayan kişiler önceliğimiz olursa sadece sözlerle değil hal ve tutumları ile de yol gösterecektir. Bu rehber sadece sözleri değil suskunluğu da anlam arz edecektir.
Derinleşmek, bir bakıma yavaşlamayı fark etmeyi ve bağlantı kurmayı gerektirir. Hayatın içinde sadece akışı gözlemlemekle kalmayıp o akışın içinde bilinçle var olmayı seçmektir. Belki de bu günün en çok cesaret gerektiren eylemi, bize sürekli hızlı yaşamayı dayatan bu modern zamanlara karşın yavaşlayabilmektir. Bir duygunun anlamına, bir düşünceye, bir insanın sözlerine gerçekten vakit ayırabilmektir.
Peki, neden bunu yapamıyoruz demeyeceğim şimdi, nasıl yavaşlayabiliriz kısmına değinmek istiyorum birazda.
Yavaşlamak, aslında bir eylemsizlik hali değil bilakis bilinçli bir farkındalık ile hareket etme biçimidir. Gözümüzü açıp ekranlarla buluşmak yerine birkaç dakika derin diyafram nefesleri ile güne başlayabiliriz. Kahvemizi yudumlarken acele etmeden, kokusunu hissederek içmeyi seçebiliriz. Yürürken adımlarımızın çıkardığı sesi dinleyerek karşımızdaki konuşurken onu gerçekten dinlemeyi seçebiliriz. Küçük gibi görünen bu derin dokunuşların ne kadar etkili olduğunu deneyerek hissedebilme imkânına sahip olabiliriz ancak. Yavaşlamanın özü zamanı durdurmak değil, her anın farkına vararak yaşayabilmekte gizlidir.
Sürekli hızı, tüketimi, daha fazlasını sunan modern yaşamın içerisinde daha az ama derinlikli yaşamayı seçebiliriz. Sosyal medyada geçirdiğimiz zamanı kısaltarak ekranların ötesindeki sessizlikle barışarak zihnimizin yavaşlamasına fırsat tanıyarak kendi içimize doğru küçük ama farkındalıklı adımlar atmayı seçebiliriz. Yavaşlamak; derinliği artırır, üretkenliği azaltmaz. Bir düşünceye yer açtığımızda, bir duyguyu bastırmadan yaşadığımızda, bir anın içinden gerçekten farkındalıkla geçtiğimizde, yaşamın bize vereceği tat farklı olacaktır. Bu tat hızın bize unutturduğu ve en çok da ihtiyacımız olan huzurdur. Belki de hepimizin tüm yapma eylemlerinin altında arayıp da ulaşamadığı tek oluş halidir. Şimdi burada, anda yaşamla beraber huzurla titreşerek tek gerçek an olan şimdide yaşamak arzusu.
Sonuç olarak, teknoloji ve bilgi çağında yaşamak büyük bir ayrıcalık olduğu kadar, büyük bir sorumluluğu da beraberinde getirmektedir. Gerçek özgürlük, bilgiye erişebilmekte değil, o bilgiyi anlamlandırarak hayatımıza derinlik katabilmektir. Bilgiye değil, bilgeliğe giden yolun olmazsa olmazıdır bilgiyi eyleme dökerek farkında yaşayabilme becerisi. Çünkü insan sadece bilen bir varlık değil aynı zaman da düşünen, hisseden ve anlam arayan bir varlıktır. Bu arayışın değeri, yüzeyde değil derinlerde saklıdır.