Derya’nın Sessiz Çığlığı

Yazar Semra Çavuşoğlu

semrahasan41@outlook.com

Derya, küçük bir Anadolu kasabasında yaşıyordu. Okumayı, yazmayı ve kitapların kokusunu çok seviyordu. Çeşitli kalemlerden oluşan kalem koleksiyonu ve çocukluğundan beri tüm harçlıklarıyla aldığı yüzlerce kitabı vardı.

Odasının bir köşesinde kendince düzenlediği mini bir kütüphanesi vardı. Hayali büyüyünce öğretmen olmak, topluma kültürlü çocuklar yetiştirmek, hatta bir gün kendi kitabını yazmaktı. Ailesi başta olmak üzere çevresindeki herkes, “Kız kısmına yakışmaz, kız başına o kadar okusan ne olacak? Zaten evleneceksin” diyerek hayallerini küçümserdi.

Kasabanın hemen hemen tamamı bu cümleleri o kadar çok kuruyordu ki Derya da zaman zaman kendi düşüncelerine şüpheyle bakıyordu. Bir gün annesi ile babasının yan odada konuşmalarına şahit oldu. Babası: “Bu kız fazla hayal kuruyor, çok okuyor” sözüne karşılık annesi de: “Evet, ben de aklının karışmasından korkuyorum.” dediğini işitti.

Derya bir türlü anlam veremiyordu bu dar zihniyete. Okumanın zararı, okumamaktan daha mı fazlaydı? Kahkahası yüksek olsa ayıplanır susturulur, sokağa tek başına çıksa arkasından gözler sırtına saplanır, fısıltılar duyulurdu.

Çocukken bile sokakta koşsa; “Kız kısmı fazla koşmaz” sözleriyle durduruluyor, biraz sesli gülse; “Kız kısmı fazla gülmez” sözleriyle de susturuluyordu. Annesi hep “Kızım başını eğ, çok dikkat çekme” derdi. Oyunlarda bile hep ikinci planda olmayı öğrendi.

Oysa Derya’nın gözleri gökyüzünde, denizde ve doğadaydı. Hayalleri ise kitaplarda. Kasabada şiddete uğrayan, aldatılan o kadar çok kadın vardı ki… Hepsi de kaderlerine razı bir şekilde mutsuz mutsuz yaşıyorlardı. Çok azı da; eşlerinin içkisi, kumarı, şiddeti olmadığından, şikâyet etmeye haklarının olmadığına inandırılmış, toplum tarafından mutlu olmaları beklenmiş.

Böylece hayatlarının amacını bulamayan kadınların en büyük derdi, sadece kocalarına hizmet etmek, çocuklarını da bu zihniyetle yetiştirmek oldu. Ama o asla onlardan olmayacaktı, olamazdı. Bu zihniyetle baş edemediğinden, öfkesini kağıtlara döküyor, geceleri gizli gizli yazıyordu.

Babası “Kadının yeri evidir” dediğinde, o defterine şu satırları ekledi: “Beni eve kapatsanız da, içimdeki kelimelere asla zincir vuramazsınız.” Kızlar ergenlik çağında evlendirilir, göğüsleri tomurcuklanmaya başladığında evlerine bir bir görücüler gelirdi. Derya da ergenlik çağındaydı ve içindeki sesi susturamıyor, çaresiz avaz avaz susuyordu. Genç kız olduğunda baskılar artmaya başladı.

Aslında annesi ve babası ona içten içten imreniyor, fakat “Elalem ne der?” endişesiyle onu desteklemiyorlardı. Neyse ki Derya onları çok zor da olsa okumasına izin vermeleri için ikna etti. Yıllar geçti, Derya’nın içindeki ses tüm zincirleri kırdı. Öğretmen oldu.

Öğrencilerine sadece ders değil, özgürlüğün ve erdemli insan olmanın önemini de anlattı. Çocukluğundan beri yazdığı defterini sonunda bir yayınevine ulaştırdı. Kitabı basıldı. İmza gününde ise karşısında kadınlar, genç kızlar vardı; gözlerinde umut ışığıyla.

Derya konuşma yaparken duygulandı ve: “Ben susturulmuş bir kız çocuğuydum ama içimdeki ses susmayı hep reddediyordu. Şimdi o ses sizin sesinizle birleşiyor.” dedi. Coşkulu alkışları görünce artık yalnız olmadığını anladı. Böylece onun hikâyesi, toplum baskısına direnip kendi ışığını yakan her kadının hikâyesine dönüştü.

semrahasan41@outlook.com
Editör: Fatma KARATAŞ

Related posts

Görsel NFT’ler Sanatın Değerini yükseltti mi?

Bezirgânbaşı Oyunu

Nisan 2026’da Öne Çıkan Konserler

1 Comment

Gülşah 25 Ocak 2026 - 21:56

Bu yazıda sitede harika

Add Comment