Hiç gitmediğim hâlde özlüyorum seni, Ey mübarek belde… Hayallerimde süslü, rüyalarımda aydınlık; Sanki oradayım, sanki Kâbe’nin gölgesindeyim. Hasretin bağrımda alev alev yanıyor, Gözyaşlarım hem içime
Gül, öğretmeninin sorusu karşısında ne yapacağını bilmezken bir anda kendini bambaşka bir dünyada buluverdi. Etrafındaki her şey küçülmüş gibiydi belki de küçülen kendisiydi. Masanın bacakları
Hiç ses çıkmadı gidişinde. Kapı sertçe kapanmadı, bağırışlar olmadı, suçlamalar savrulmadı. Sadece, sustuk. Belki de en çok o sustuklarımız incitti beni. Ben, senin gözlerinde kalmak
Gece ev sessizdir. Pencereden ay ışığı içeri süzülür. Masanın üzerinde iki fincan sıcak çay. Dışarıda hafif rüzgârın sesi vardır. Bugün gökyüzüne bakarken bir şey fark
Tekrar ben ama eskisi değil! O kız, umutlarını gözlerinin içinden taşıyan biriydi. Gülüşü sessizdi ama içindeki hayaller gürültülüydü. Sen geldin. Tam da kimsenin görmediğini gördüğünü