“Zırhım ne kadar da ağır… Göğsümün üzerindeki bu soğuk tunç parça, artık gökyüzünü özgürce solumama izin vermiyor. Kılıcımın kabzası avuçlarımı yakıyor; kavrulmuş bir demir gibi
Kalbin o en derindeki odasına kelimelerin henüz biçim almadığı o ham ve saf zamana bir yolculuk bu… Dış dünyanın gürültülü ritmini tamamen susturup, zihnin ve
Dur! Sadece dur. Şu an tam şu saniyede odadaki eşyaların sessizliğini dinle. Bulunduğun yerde en derindeki sese kulak ver. Bazen o sessizliğin fısıltısı bile fazla
İçimden gelmeyenlerin ağırlığı ile içimden taşanların coşkusu karşı karşıya geldiğinde kendimi hayatımın orta yerinde çaresiz ve en büyük muharebelerimden birinin içinde buluyorum. Bugün tam da