Sessizliğin Geometrisi

Kübra ÇAKAR

Dur! Sadece dur. Şu an tam şu saniyede odadaki eşyaların sessizliğini dinle. Bulunduğun yerde en derindeki sese kulak ver. Bazen o sessizliğin fısıltısı bile fazla gelir ya insana. Dışarıda akan o bitmek bilmeyen sokaktaki korna sesleri, ekranlardan sızan yüzler, havada asılı kalan yarım yamalak kelimeler… Hepsi birer yük. Bu yükten sıyrılmaya çalışmak ise nafile. Oysa insanın bazen tek bir şeye ihtiyacı var. Daha az görüntü, daha az hareket, minimum söz. Biraz anlayış, fark ediş.

 Hayır, bu bir kaçış ya da saklanış değil biliyorum. Bu ruhun kendi merkezine doğru attığı o ilk, cesur adım. İçe dönüşün o hep arzulanan, gizemli kapının eşiği. Zihnin dalgalarını yatıştıran insanı kendi özünün sıcaklığıyla sarmalayan bir sır bu. Sessizliğin insana kattığı o sonsuz özgürlük hissi.

Boşluk sanıyorlar burayı. Oysa büyük bir kalabalığın peşinden geldiği seslerin izi var her adımda. Sessizlik, bir yokluk alanı değil ki aksine varoluşun ve doluluğun en saf, en el değmemiş hâli. Henüz dille şekillenmemiş form bulmamış duygular burada nefes alıyor. Keşfedilmeyi bekliyor biraz sabırsızca. Duvarlara çarpan o cevapsız soruların, kalbin kuytu köşelerinde sessizce bekleyen duaların evi burası. İnsan bu sessiz kapıdan içeri süzüldüğünde dünyanın o yırtıcı gürültüsü bir tül gibi sıyrılıyor üzerinden. Kul, Rabbine yaklaşıyor dikey bir doğrultuda mekândan ve zamandan azat edilmiş bir özgürlüğün tadını çıkarıyor. Göğe yükselen bir ışık bağ kuruyor yeryüzüyle. İşte tam bu noktada, o büyük genişlikte uyanıyor saf sevgi. Hiçbir şarta ve karşılığa, dünyaya ait nedene bağlı olmayan o berrak, yalın sevgi.

İnanan bir gönül için bu dinginlik, başlı başına bir ibadet ritmine dönüşüyor. Dil susunca, nefsin o bencil, aceleci, sürekli isteyen sesi de cılızlaşıp kayboluyor çünkü. Geriye sadece Hakk’ın o her şeyi kuşatan sadası kalıyor. Kalp ve ruh, el ele tutuşup en derindeki o saklı makama yerleşiyor. Bu, etten kemikten bir dilin değil doğrudan kalbin kendi frekansında konuşması. İnsan burada kendini öyle bir hatırlıyor ki bu hatırlayış unuttuktan sonra gelen cinsten bir hafıza canlanması değil hep orada olan hiç kaybolmamış bir fıtrata uyanış. Rabbini hatırlıyor, O’nun sevgisinde eriyor. Yük olan ne varsa kaybolup gidiyor o ışıkta.

Modern zamanların o acımasız, mekanik akışı zihni bir mengene gibi sıkıştırırken bu sessizlik zamanın dışına kurulmuş gizli bir durak gibi. O durakta durup soluklandığında zaman bükülüyor. Bir annenin duasındaki o kadife sıcaklık, çocukluğun bir bayram sabahına uyanan o lekesiz huzuru, göklerde dalgalanan bir sancağın gölgesinde kalbi titreten o saf iman coşkusunun hepsi aynı anda, tek bir saniyede vuku buluyor. Geçmiş ve gelecek, dünya ve ahiret tek bir noktada birleşiyor. Zaman tüneli diye bir şey kalmıyor.

Çünkü sessizlik, kelimesiz bir duadır. Harfleri yoktur ama manası deryadır. Sesi yoktur ama yankısı kalbi titretir. Ruhun derinliklerine ilmek ilmek işleyen insanı sabrın zarafetine şükrün hafifliğine ve tam bir teslimiyetin güvenli kollarına bırakan görünmez bir ilahidir bu. Görebilen gözünü değil kalbini açan için yaşamın tüm güzellikleri bu dinginliğin içinde bir bir serilir önümüze. Ve nihayet zihnin koridorlarında yürürken o büyük hakikat fısıldar ruhuma. Sessizlik bir kayboluş değil varlığın en gür hâlidir. Özün, saf sevgiyle mayalanmış o ilk kaynağa dönüşüdür. Hakk’a vasıl olmanın O’nun koşulsuz sevgisinde yıkanmanın en saf, en duru yoludur. Günlerin, o en derinden gelen sevgiyle dolduğu, içten gelen bir neşeyle ve kelimesiz, sessiz duaların o muazzam gücüyle yol aldığı hakkedişti sessizlik.

Related posts

İnsan Unutandır

Hiç

Bakanlıktan Çocuklara Güvenli Yayın Listesi