Evliya Çelebi, yalnızca bir seyyah değil; gördüğü her yeri bir hikâyeye dönüştüren, gerçek ile hayali ustaca harmanlayan bir anlatıcıydı. Onun Seyahatnâme’si bugün bile şaşkınlıkla okunur. Fakat halk arasında dolaşan bir efsaneye göre, Evliya’nın yazdıkları bundan ibaret değildi. Asıl sırlar, kimsenin görmediği “kaçırılmış günlükler”de saklıydı. Bu günlüklerin, onun en tuhaf karşılaşmalarını, en garip şehirlerini ve en acayip gözlemlerini içerdiği söylenir.
Rivayetlere göre Evliya, bazı yolculuklarında gördüklerini doğrudan yazıya dökmek yerine küçük defterlere not alırmış. Bu defterler, resmi kayıtlara girmeyen, fazla tuhaf bulunan ya da “fazla gerçek dışı” olduğu düşünülen hikâyelerle doluymuş. Devlerle konuşan köylüler, geceleri yürüyen köprüler, denizden çıkan müzik sesleri… Söylentiye göre bu notlar, onun ölümünden sonra elden ele dolaşmış, kimi zaman saray görevlileri tarafından toplanmış, kimi zaman meraklı koleksiyoncuların sandıklarına gizlenmiş. O günden sonra bu defterlere bir daha ulaşılamamış.
Efsanenin en ilgi çekici kısmı ise şu: Bu günlüklerin, Evliya Çelebi’nin kendini bile şaşırtan gözlemlerini içerdiği söylenir. Normalde süslemeyi seven Evliya’nın, bu defterlerde fazlasıyla dürüst olduğu anlatılır. Korktuğu geceleri, yanlış anladığı insanları, hatta bazen bilerek abarttığı hikâyeleri itiraf ettiği rivayet edilir. Yani bu kayıp sayfalar, bir seyyahın değil, bir insanın iç dünyasını yansıtıyormuş. Belki de bu yüzden yayımlanmadılar; çünkü fazla samimiydiler.
Bazıları bu günlüklerin bir yerlerde hâlâ saklı olduğunu düşünür. Eski kütüphanelerin gizli raflarında, Osmanlı sandıklarının çift tabanlarında ya da bir konağın duvar boşluğunda… Hatta kimi tarih meraklıları, zaman zaman ortaya çıkan garip el yazmalarını Evliya’ya bağlamaya çalışır. İçlerinde tuhaf şehir çizimleri, anlamı belirsiz notlar ve yarım kalmış cümleler bulunur. Gerçek mi, uydurma mı bilinmez; ama her biri yeni bir merak dalgası yaratır.
Belki de bu efsanenin asıl büyüsü burada yatıyor. Evliya Çelebi’yi yalnızca yazdıklarıyla değil, yazamadıklarıyla da hayal etmemizi sağlıyor. Çünkü bazı hikâyeler anlatılmadığında daha güçlüdür. Ve belki de Evliya’nın kaçırılmış günlükleri hiç var olmadı. Ama biz onları aradıkça, onun dünyasına biraz daha yaklaşmış oluyoruz. Kim bilir, belki de bir gün, tozlu bir sandıktan gerçekten bir defter çıkar… Ve biz, Evliya’nın en tuhaf yolculuğunu o zaman okuruz.