Nörobilimsel Perspektiften P4c
Gelelim işin biyolojik, yani et ve kemikten oluşan mucizevi kısmına. İnsan beyni, doğduğunda bir taslak gibidir. Genetik kodumuz bize temel bir mimari sunar ancak o mimarinin içindeki yolların ne kadar işlek olacağını, hangi odaların büyüyeceğini ve hangi bağlantıların koparılacağını (sinaptik budanma) büyük oranda çevre ve deneyimler belirler. Biz bu özelliğe nöroplastisite (beynin şekillenebilirliği) diyoruz.
Erken çocukluk ve ilkokul yılları, beynin plastisite kapasitesinin zirvede olduğu dönemlerdir. Bu dönemde beyne sunulan her nitelikli uyarıcı, gelecekteki zihinsel kapasitenin sınırlarını çizer.
Felsefi bir soruşturma esnasında çocuğun beyninde adeta bir havai fişek gösterisi yaşanır. Bunu anlamak için frontal lobun en ön kısmına, evrimsel olarak bizi insan yapan en gelişmiş bölgeye, yani Prefrontal Korteks’e (Ön Beyin) bakmamız gerekir.
Prefrontal Korteks ve Yürütücü İşlevler (Executive Functions)
Prefrontal korteks; planlama yapma, dürtüleri kontrol etme, odaklanma, karar verme ve strateji geliştirme gibi hayati görevleri yürüten bir “orkestra şefi” gibidir.
Bu şefin yönettiği becerilere genel olarak yürütücü işlevler adı verilir.
Felsefe yapmak, prefrontal korteksi adeta ağır bir ağırlık antrenmanına sokmaktır. Neden mi?
-
Çalışma Belleğinin (Working Memory) Aktivasyonu: Bir P4C oturumunda çocuk, beş dakika önce arkadaşı Ahmet’in söylediği bir tezi aklında tutmak, o tezin üç dakika önce Ayşe’nin getirdiği eleştiriyle çelişip çelişmediğini tartmak ve tüm bunları yaparken kendi geliştireceği argümanı yapılandırmak zorundadır. Bu süreç, beynin geçici bilgi depolama ve işleme merkezi olan çalışma belleğini sınırlarına kadar zorlar ve geliştirir.
-
İnhibisyon (Dürtü Kontrolü): Soruşturma topluluğunda kurallar nettir: Sıranı bekleyeceksin, söz kesmeyeceksin, arkadaşının fikrine saldırmayacak, onun fikrini anlamaya çalışacaksın. Beyin, o an içinden gelen “Hemen bağırarak kendi fikrimi söylemeliyim!” dürtüsünü bastırmak (inhibe etmek) zorundadır. Bu, prefrontal korteksin alt beyin yapıları (özellikle amigdala gibi duygusal merkezler) üzerindeki denetimini artırır. Duygusal regülasyon ve özdenetim tam olarak bu mekanizmayla inşa edilir.
-
Bilişsel Esneklik (Cognitive Flexibility): Belki de felsefenin beyne yaptığı en büyük iyilik budur. Bilişsel esneklik, yeni bir bilgi veya durum karşısında strateji değiştirebilme, dünyaya başkalarının gözünden bakabilme yeteneğidir. Soruşturma sırasında bir çocuk, hiç düşünmediği bir argümanla karşılaştığında kendi fikrini revize etmek zorunda kalır. Nöral düzeyde bu durum, beynin sabit, katı sinir ağlarından sıyrılıp yeni alternatif patikalar (sinaptik bağlantılar) kurması demektir.
Felsefi sorgulama aynı zamanda beynin Default Mode Network (DMN – Varsayılan Mod Şebekesi) ve Central Executive Network (CEN – Merkezi Yönetici Şebeke) arasındaki geçişleri de optimize eder. DMN, dış dünya ile ilgilenmediğimizde, hayal kurduğumuzda, kendimizi ve geçmişi/geleceği düşündüğümüzde aktif olan ağdır. CEN ise dışsal, görev odaklı bir işe odaklandığımızda devreye girer. Felsefe, soyut içsel düşünceler (DMN) ile sınıftaki somut diyalog ve mantıksal analiz (CEN) arasında sürekli bir köprü kurarak bu iki devasa nöral ağın senkronize çalışmasını sağlar.