İçimdeki Sessiz Ev

Sena Nur ÖZTAŞ

“Evim sessizdi, ama sessizlik bazen bağırmaktan daha çok acıtır insanı.”

Küçükken herkesin bir evi vardı.

Benim de vardı, ama benim evim sessizdi.

Konuşulmayan cümleler, söylenmeyen sözler duvarlara sinmişti. Evde kimse bağırmıyor, kavga etmiyordu; ama kimse, gerçekten konuşmuyordu da. İşte ben, o sessizliğin içinde büyüdüm.

Annemin gözlerinde hep tamamlanmamış bir hikâye vardı. Babamın sesinde ise duyulmamış bir yorgunluk. Onların arasında büyürken sevgiyi öğrendim… Ama hep eksik bir yerinden. Sarılmalar nadirdi, “Seni seviyorum” demek ise bir lüks gibi saklıydı. Ben de öğrendim zamanla; hislerimi saklamayı, güçlü görünmeyi, ihtiyaç duymamayı.

Bazı geceler, annemin mutfakta yalnız başına oturup çayını yudumladığını görürdüm. Sessizdi, gözleri boşluğa dalmıştı. Ben de yanına oturur, ama kelime edemezdim. O sessizlik, hem huzur hem de boşluk gibi gelir, içimi titretirdi. Babamın odasından gelen ağır nefesler, gecenin ortasında beni uykusuz bırakırdı. Bazen onların huzursuzluğu, benim içimde fırtına yaratırdı.

Ama insan, öğrenince unutmuyor.

Çocukken anlam veremediğim eksiklik, büyüdükçe şekil değiştirdi. Adı vardı: Görülmemek. Duyulmamış olmak. Sevilmiş, ama hissedememiş olmak. İnsanları anlamaya çalışırken aslında kendi içimi çözmeye çalışıyordum. Her bakış her gülüş her sessizlik bir ipucu gibiydi. İçimdeki sessiz evin haritasını çıkarıyordum, kendi yolumu bulmak için.

Okuldan sonra eve dönerken, sokak lambalarının ışığında yürümeyi severdim. Sessizlik o zamanlar bana güven verirmiş gibi gelirdi. Ama aynı zamanda, içimdeki boşluğu da hatırlatırdı. Bir gün, kaldırımlara düşen yapraklara bakarken fark ettim: Küçük şeyleri görmek, büyük eksiklikleri örtmüyordu.

Bir gece aynanın karşısına geçtim. Uzun uzun kendime baktım. Kaçmadan, görmezden gelmeden. O küçük kızı gördüm; duygularını saklayan, sevilmek isteyen, ama nasıl isteyeceğini bilmeyen küçük kız… O an anladım: Onu yıllarca yalnız bırakmıştım.

Başkalarını anlamaya çalışırken, kendimi ihmal etmiştim. Hep güçlü olmaya çalışırken aslında en çok kendime sert davranmıştım. O gece, ilk defa kendime sarıldım. Kimse görmedi, kimse duymadı ama hayatımın en gerçek anıydı.

İçimdeki boşluk başkalarıyla dolmuyordu. Sevgi, dışarıdan gelince güzel ama içeriden gelmeyince eksik kalıyor. Kendime şefkat gösterince hissetmekten kaçmayınca zayıf görünmekten korkmayınca… İçimdeki sessiz ev, yavaş yavaş dolmaya başladı.

O an küçükken oynadığım oyunlar geldi aklıma. Yere çizdiğim hayali evler, sessiz sokaklarda hayali arkadaşlarımla geçirdiğim saatler… O sessizlik, aslında bana hayal gücümü ve kendi kendime yetmeyi öğretmişti. Şimdi anlıyorum: O küçük kız güçlendi, büyüdü, fark etti.

Ve sonra fark ettim: Ben aslında hiç sevgisiz büyümemiştim. Sadece, sevgiyi yanlış yerden anlamıştım. Sessizlikte bile sevgi vardı; sabah erkenden hazırlanan kahvaltıda, gözlerdeki küçük kaygılarda, sessiz fedakârlıklarda… Ben, onu duyamayacak kadar küçüktüm.

Şimdi büyüdüm. Sessizliği korkarak değil, anlayarak dinliyorum. Ve biliyorum ki bazı evler sessizdir… Ama o sessizlikte bile sevgi vardır. Yeter ki duymayı öğren.

“Ve işte o an fark ettim: Sessiz evim artık sessiz değil, çünkü ben artık kendimi duyabiliyorum. Ve bu ses, hiç kimseye ihtiyaç duymadan, sadece bana ait.”

Related posts

Seni Sevmek

Ekim Akıbeti 3. Bölüm

Bayram Sonrası