Aynadaki Yabancı ve Sessiz Vedalar 2. Bölüm

Perihan Koçyiğit
​İçimizdeki Sarmaşıklar Ve Yarım Kalmışlık Hissi 2. Bölüm
… Baba evinde kendimi hiç değerli hissetmedim; sanki her an kapı önüne konulacak, her sofrada fazla olan bir yabancı gibiydim. Mutluluk denen o narin çiçeğe elimi bile süremedim. Çocukluğumda gökyüzüne bakıp hayal kuran o küçük kız, zamanla o zehirli sarmaşıklar arasında kayboldu. Yerine, nefessiz kalmış, ruhu yorulmuş bir kadın geldi. Aynaya baktığımda gördüğüm o derin çizgiler yaşımın değil; içime attığım hıçkırıkların, yutkunup da söyleyemediğim binlerce sözün, uğradığım haksızlıkların paslı izleriydi.

Daha küçük bir kızken öğrendim; sevinçlerimi, hayallerimi gözyaşlarımın en arkasına saklamayı. Evimiz misafirle dolup taşsa da ben o kalabalığın içinde hep bir başımaydım. Annem yorgunluktan çökmüş, feri sönmüş gözleriyle bana bir kez olsun şefkatle dokunmamıştı. Babamın ağzından çıkan her sert söz, evimizde yıkılmaz ve soğuk bir kanun gibiydi. Omuzlarımda hep başkalarının yükü, başkalarının sorumlulukları vardı ama benim içimdeki fırtınayı kimse merak etmezdi. İşte o yüzden daha çocukken içimde o ses yükseldi: “Ben buralı değilim, bu dünyaya, bu sevilmediğini, görülmediğini bilmek dünyanın en ağır yüküydü. Bu ağırlık bende tek bir arzu yeşertti: Bu evden kaçmak! Ne pahasına olursa olsun başka bir hayata başlamak. Sanırdım ki kurtuluş sadece o kapıdan çıkıp gitmekle olacak. Bilmiyordum ki insan sevgiyi kendi içinde bulmadıkça, gittiği her yere aynı o koca yalnızlığı da beraberinde taşırdı. Kendi kaderimin hem kurbanı hem de çaresiz izleyicisiydim.

Genç kızlığa adım attığımda, tek hayalim bu gürültüden, bu ilgisizlikten ve üzerimdeki o ağır yükten kurtulmaktı. Hiç kimse bana “Sen ne istersin?” diye sormazdı. İstemek neydi ki? Benim için istemek, sadece uykusuz gecelerde,

yorganın altında kurduğum o gizli hayallerdi. Kalbim o an öyle bir hızla çarptı ki; gelinlik ya da düğün hayaliyle değil, sadece bir “kurtuluş kapısı” açıldığı için.

​Babamın sertliğinden, annemin suskunluğundan kaçıp gideceğim bir aralık açılmıştı. Karşımdaki insan kimdi, beni sever miydi, ruhumun inceliklerini anlar mıydı? Hiç umurumda değildi. Sadece gitmek istiyordum. O sessizlik, ömrümü mühürleyen o “Evet”ti. O akşam annem gözlerimin içine baktı ama o bakışların arkasındaki beni göremedi. Bağırmak istiyordum: “Anne bak, ben gidiyorum! Beni kaybettiniz!” Ama yine sustum. Âşık Veysel’in o yürek yakan dizelerindeki gibi; “iki kapılı bir handa”, “uzun ince bir yolda” gidiyordum; hem de geri dönülmez, her adımı gurbet, her durağı hasret olan bir yola.

İşte o günden sonra, Franz Kafka’nın Gregor Samsa’sı gibi hayatımın en büyük değişimini, bir böcek gibi en acı dönüşümünü yaşadım. Kendi duvarlarımın içinde yabancılaştım, kendi kabuğuma hapsoldum. Gün geçtikçe o korkular beni daha da sardı; her gün biraz daha dibe, biraz daha karanlığa battım, hayatın bilinmez bin bir yüzüyle tanıştım. Baba evinden gelinlikle ayrıldığım o gün bir damla yaş dökmedim, hiç üzülmedim. Hatta Ziyaret Tepesi’ne adaklar adadım, “kurtuldum” sandım.

Oysa mutluluk öyle kolay elde edilen bir şey değilmiş. İnsanın çocukluğu gökyüzüne benziyor, geçmişimiz de geleceğimiz de orada saklı; öyle kolay kolay peşimizi bırakmıyor. Tam huzuru yakaladım dediğim anda, her gece hıçkırıklara boğularak kâbuslarla uyandım. Yastığa başımı koymaya korkar oldum. Benim için ne sevgisizlik bitti, ne de değersizlik. Bir böcek gibi salya sümük, kendi varlığına bile iğrenerek bakılan bir hayatta yaşamaya devam ettim… Bu duruma sadece ben alıştım, ben sustum ve bu sonsuz sessizliğin adına “hayat” dedim.

​Bundan sonraki bölümlerde; o sarmaşıklarla dolu yeni hayatıma ilk adım attığım anları, kendi irademin dışında gelişen maceraları ve içinde nefes almaya çalıştığım o yeni tutsaklıkları anlatacağım. Şimdiye kadar adım ve kaderim hep bir diken gibi bağrıma battı. Fakat artık yeniden değişip dönüşüyorum. Belki bu satırları okuyan bir kadın, benim sustuğum, boğulduğum yerde kendi sesini yükseltir. Yıllarca bir böcek gibi, bir kukla gibi yaşadım ama şimdi “hayır” diyebilen, kendi küllerinden ve o Kaba eski kabuğundan sıyrılıp yeniden doğan bir kadın olma umudum var. Bu ezikliğin altında kalmayacağım; kendi ana fikrimi, kendi gerçek kimliğimi artık kâğıtlara döküyorum. Buradaki asıl amacım ne annemi babamı ne de geçmişi suçlamak. Sadece benim gibi kardelenlerin yüreğine ışık tutmak; yalnız olmadıklarını, “ben de varım” diyerek onlara kendilerini hatırlatmak. Hiçbir hikâye mutlu sonla bitmese de, anlatmak bir kurtuluştur. Şimdi sıra bende, şimdi sıra bizde.

Related posts

Rüzgârın Gözyaşı

Gölgesiyle Konuşan Genç 1. Bölüm

Neden