İnsanın Kendi Hakikatine İçsel Şahitliği: “Ne İyilik Gelirse Allah’tan, Ne Kötülük Gelirse Nefsimdendir”
İnsanın hayatı, ilahi bir terazinin üzerinde şekillenir. Nisa Suresi’nin 79. ayetindeki o sarsıcı hakikat, ruhumun pusulası oldu: “Sana gelen her iyilik Allah’tandır; başına gelen her kötülük ise nefsindendir.”
Bu ayet ışığında sorgulamaya başladım… Birisi ile yakınlık kurmak kötülük mü? Bana bu reddetmiş gibi hissettiren, egosal yıkım gibi hissettiren can yanması nereden geliyordu?
Düşünmek istemiyorum, kendimi işe güce vurarak aşmaya çalışıyor onun soğukluğu beni ilgilendirmez diyerek kendimi telkin etmeye çalışıyordum… Bir bakıyorum bulaşık yıkarken, evi süpürürken, kapısının önünden geçerken, zihnim ona bin bir türlü karşılık veriyor, çoğunluğunda ise kendini haklı çıkartıyor yine de tatmin olmuyordu… O anda donmuştu zihnim arka planda sekme açık ve her an cevap üretiyordu nedenler, nasıllar ve cevaplardan sıkıldığımda yeter diyene kadar… Başka bir şey olmalı bir tavır, bir söz bu kadar rahatsız etmemeli farklı bir şey olmalı diye düşünüyordum… O zorlu karşılaşmalarda, karşı tarafın soğukluğunu ve duvarlarını bir “kötülük” olarak tanımlamam, aslında kendi nefsimin tuzağına düştüğümün işaretiydi. Çünkü ayet konuşuyor sana her ne kötülük gelirse nefsindendir diyordu, ayet lugat anlamıyla işaret demekti. Bir levha bana bu yolculukta yön gösteriyordu.
O, sadece kaderin bana sunduğu bir aynaydı; asıl sınav, benim o aynadaki suretime verdiğim tepkiydi. Karşımdaki kişinin bana yaşattığı “haksızlık” hissi, aslında benim içimdeki nefsin; o ilkel “haklı çıkma”, “iyilikle terbiye etme” ve “kontrolü elde tutma” arzusunu tetikliyor beni olmadığım biri gibi davranmaya sevk ediyordu. Bu tetiklenme sana davrandığı gibi davran diyor, fakat vicdan susmuyor… Seni bu kadar huzursuz eden bu davranışlar ve hareketlerin aynısını yaparak pusula etmiş olduğun İlahi kelama karşı inancına karşı ihanet edeceksin! Kalbim ve aklımın karşı karşıya geldiği sancılı iç çatışma ile kalakaldım…
Karşımdaki kişinin duvarlarına çarptığımda, ruhum bir “haksızlık” çığlığı atıyordu; ama o çığlığın içinde egonun o sinsi parmak izleri vardı. Nefsim, o anın acısından korunmak için zihnime bir fısıltı gönderdi: “Cool bir maske tak. İncindiğini belli etme. Onu yok say, sen de mesafeni koy. Ancak böyle güvende kalır, ancak böyle güçlü görünürsün.”
O “Cool Maskesi”, vicdanımın huzursuzluğunu susturmanın en kolay yolu gibi görünüyordu. Strateji yapmak, görmezden gelmek, karşıdakini “yok” saymak… Hepsi, o anki incinmişliğimin üzerini örten geçici birer bandajdı.
O noktada, davranışlarımı birisinin davranışlarına tepki olarak inşa etmemin mantıksızlığı, bilinçli tercih olmadığı gerçeği ile yüzleştim. Kendim gibi olabilmenin ve onun da kendi gibi olabileceği bakış açısını öğrenebileceğim okumalar ve istişarelere katıldım…
Kendi Kaynağına Bakmak
Bir gün, o maskenin ardındaki yabancı suretle aynada baş başa kaldım. İçimdeki o derin yüzleşme konuşması başladı:
“Peki, neden bu maskeye ihtiyaç duyuyorsun?
Neden iyiliği bir ‘terbiye aracı’ olarak kullanıyorsun? Neden karşı tarafın kalbini kendi yumuşaklığınla zorla açmaya çalışıyorsun?” Kendi “kaynağıma”, yani o çocukluktan gelen “yetimlik” ve “ayrılık” yarama baktım. Annesizliğin ve babasızlığın ortasında, sertliklerden korunmak için kendi yumuşaklığımı bir kalkan yapmıştım. Kontrolü iyilikle alacağımı, sertliği ancak şefkat eritebileceğimi sanmıştım. Oysa, iyilik bir dayatma değil, bir “hal” olmalıydı. Benimki ise, kendi korkularımı bastırmak için kullandığım bir stratejiydi.
Denedim görmezden geldim, bunu hissettirdim de çocukça cezalandırma yapmak vicdanımı huzursuz hissettiriyor, sinirleniyordum içten içe neden zorlama olan, kalbimin kabul etmediği stratejik yaklaşımı yapmak zorundaydım ki? Mecburiyet olarak düşünüyor olmam bir yanılgıydı…
İnsan ilk defa ebeveyn ve bakımverenlerinin iletişim şekillerini taklit ediyor eh bir yere kadar işe yarıyor lakin içsel çatışmaya sebep olan temaslarla ve çeşitli ilişkilerle ve iletişim şemalarıyla karşılaştığında kendisini aşmak… Zorunda kalıyor…
Bu sınanmalar varoluşun kendini gösterme şeklinin sınırsızlığını, bildiklerimden, gördüklerimden, işittiklerimden algılarımdan bağımsız, baştan ele almam gerektiği sonucuna ulaştırdı beni. En nihayetinde sadece başka bir ihtimal olması dahi iyileştirici etkisini göstermeye başladı…