İyi Ki 2. Bölüm

Ali Furkan ADATEPE

…Heyecanlı bir sürüş olduğu için evin yolu bir türlü bitmek bilmedi. Yolun yarısında Begüm, oturduğu koltuğun cebinden evcil hayvan pasaportunu çıkararak “Bu ne?” dedi. Birden işin bütün sürprizi kaçtı diye düşündüm ama “Bir öğretmen arkadaşı istediği yere bıraktım. O unutmuştur. Yarın sorarım.” dedim. Çok da üstelemedi ve sessizliğimizi dinlemeye devam ettik.

Yol bitmiş, eve gelmiştik. Begüm arabayı park etmemi beklemeyerek hemen inip eve doğru yol aldı. Böyle yapacağını biliyordum. Planım kusursuz bir şekilde işliyordu. Ben de aceleyle arabayı park edip arkasından apartmana girdim. İkinci kata çıkan merdivenleri koşup ona yaklaştığımda onu çantasındaki anahtarı arar hâlde buldum. Gergin bir şekilde anahtarını arıyor, bir yandan da ayakkabılığa ve yaslandığı duvara hakaretler ediyordu. Cebimden anahtarımı anında çıkarıp kendisine uzatmama rağmen bu hakaret bombardımanından nasibimi ben de almıştım.

Kapıyı onun açmasını istiyordum çünkü direk çocukluk hayali ile karşılaşacaktı. Sonunda uzattığım anahtarı gözleri sinirden kızarmış ve dokunsan ağlayacak bir şekilde bana bakarak elimden bir hışımla aldı. Anahtarı kapıya sert bir şekilde sokup kapıyı açtı. Kapı, sonuna kadar açıldıktan sonra Begüm öylece kalakaldı. Ne ayakkabılarını çıkarabildi ne dönüp bana soru sorabildi. O önümde olduğundan ne gördüğünü tam görememiştim, sağ omzunun üstünden baktığımda sadece kafes ve fiyonku gördüğünü anladım. Islık çalarak “Bebeğim, gel.” dedim. Dönüp bana ağzı açık kalmış bir şekilde baktı. O sırada minik yavru dış kapının önündeki koridorun beş-on adım ilerisindeki mutfaktan çıkıp koşturarak yanımıza doğru geldi. Ben ise “Hadi, içeri girsene.” dedim. Begüm; bir kar beyazı minik meleğe bakıyor, bir bana bakıyordu. Birlikte içeri girdikten sonra kapının iki adım ilerisine daha montunu bile çıkarmadan oturdu. Koridorda üçümüz sürekli birbirimize bakıyorduk. Bir anda adeta sihir yapılmışçasına o gülüş geri gelmişti.  Aylardır neredeyse hiç görmediğim dişlerini görüyordum dünyalar güzeli eşimin. Gözlerim doldu bir an, Begüm “Benden kaçma gelsene, sen ne kadar güzel bir şeysin.” derken ben elimi yüzümü yıkayacağım bahanesi ile lavaboya yöneldim. Kapıyı kapattıktan sonra birkaç damla yaş aktı gözlerimden. Elimi yüzümü yıkamış, kendime gelmiş ve öyle çıkmıştım oradan. Sonrası ise bambaşka bir maceraya dönüştü.

Lavabodan çıktığımda “Faruk, bu yavru ne yer? Ne içer?” diyordu Begüm. Soruyu bana soruyordu ama bana hiç bakmıyordu bile. Yavrudan alamıyordu gözlerini. Daha karnındayken kaybettiği … Neyse işte, o olaydan sonra onu ilk defa bu kadar mutlu görüyordum. Sanki cildinin rengi bile bir anda yerine gelmişti. Ben ise soruyu ilk etapta duymuş olmama rağmen hayran hayran onu izleyip düşüncelere daldığım için tam anlamlandıramamıştım. Bana doğru dönüp tekrar sorduğunda ise birden yüzüme buz gibi su çarpılmış etkisi yarattı bende. Haklıydı, daha ne maması vardı ne mama kabı ne su kabı. Hem nereye yapacaktı tuvaletini? Hiçbir şey hazır değildi. Saat çok geç olmadan uzaktaki bir süpermarkete gidip bir mama, iki kap alıp eve geldim. Yavruyu ve eşimi birbirleriyle oyun oynarlarken buldum. Eşim ellerini sallıyor, o da yakalamaya çalışıyor ve neredeyse olmayan bacaklarıyla zıplamaya çalışıyordu. O minicik kuyruğunu o kadar güzel sallıyordu ki adeta hipnotize olmuş gibi izliyordum. Şimdi ise balkonda oturmuş iki yaşındaki hâline bakınca o günler ne kadar da geride kalmış diyorum.

Gözümün önüne ilk günkü hâli ve şimdiki hâli gelince ne kadar da büyüdüğünü fark ettim. Tüylerinin rengi beyazdan tam tarçın rengine dönmüştü, büyümüştü ve çok değişmişti. Gerçi değişen sadece o değildi. Hepimizi değiştirmişti. Bize verdiği koşulsuz sevgi ve hayat dolu bakışları eşimi ve beni alıp bambaşka biri yapmıştı. Daha dingin, daha sakin, çok enerjik, sağlıklı ve çok daha huzurlu. Önceden işten eve gelince yalnızca kendimiz için bir şeyler yaparken artık onu merkeze koymaya başlamıştık. Yalnızca uzanıp bir kitap, dergi okumak; dizi, film, belgesel izlemek; çay, kahve içmek gibi alışkanlıklarımız artık çok uzaklardaydı. Tarçın Bey geldikten sonra hareketsiz olan hayatımıza renk gelmişti. Bir an olsun tembellik yapmamıza fırsat vermiyordu. Hemen sallanan kuyruğu ile gelip Begüm’ün “Bu bakışları beni anda bırakıyor, ona baktığımda başka hiçbir şey düşünemiyorum.” dediği bakışları atıp üstümüze atlıyordu. Oyun istiyor, eğlenmek istiyor, dışarı çıkmak istiyordu. Genelde hep dışarı çıkmak ve gezmek istiyordu. Devamı var…

Related posts

Yenilgi Matemi

İhanet Acıtır

Cumhuriyet’in Kadın Şairleri ve Toplumsal Direnişin Doğuşu