Kassandra

 

Kassandra: Sözü Lanetlenen Kadın

 

Yazar Büşra  Korkmaz

 

Troya’nın taş duvarları, gün batımında kan rengine bürünürdü. O saatlerde Kassandra, Apollon Tapınağı’nın serin mermerlerinde yalnız kalmayı severdi. Çünkü kehanetler en çok sessizlikte konuşurdu. İnsan sesleri sustuğunda, zamanın içinden gelen fısıltılar daha berrak duyulurdu.

Kassandra, Priamos’un kızıydı; ama krallık ona hiçbir zaman miras olmadı. Ona miras kalan şey, geleceği bilmenin dayanılmaz ağırlığıydı.

Apollon, onu ilk gördüğünde gözlerinde insanlara ait olmayan bir ışık fark etmişti. Tanrı, Kassandra’nın bakışlarında zamanı yaran bir keskinlik sezmişti. Ona yaklaştı; kehanetin ateşini dudaklarına bıraktı. Kassandra artık olacak olanı, henüz olmamışken görebiliyordu. Kentlerin yıkılışını, annelerin ağıtlarını, çocukların sessizliğini…

Ama tanrılar hediyelerini asla karşılıksız vermezdi.

Apollon’un arzusu reddedildiğinde, kehanet bir lütuf olmaktan çıktı, bir lanete dönüştü. Tanrı, Kassandra’nın sesini insanların kulağında boşluğa düşen bir yankıya çevirdi. Söylediği her doğru, yalan sanılacaktı.

Kassandra bunu ilk kez aynada fark etti: Dudakları hareket ediyor, sözler çıkıyor ama anlam, dünyaya ulaşamıyordu.

Troya halkı onu deli sandı.

Oysa Kassandra delilikle değil, aşırı açıklıkla yaralanmıştı. İnsanlar geleceklerini bilmek istemezdi; yalnızca umut etmek isterdi. Kassandra ise umudu değil, gerçeği getiriyordu.

Paris Sparta’dan döndüğünde, Helen’in güzelliğiyle saray aydınlandı. Kassandra ise yere çöktü. Gözleri sisle doldu.

“Bu kadınla birlikte ateş geliyor.” dedi.

“Bu güzellik, kentin kefeni.”

Kral güldü. Rahipler susturdu onu. Halk alay etti.

Kassandra ilk kez şunu anladı:

İnsanlar, felaketi getiren sözden değil; felaketi engelleyen sessizlikten yanaydı.

At kapıya dayandığında, ahşap gövdesinden ölüm sızıyordu. Kassandra, atın içini görüyordu. Karanlıkta bekleyen askerlerin nefesini, sabırsız ellerini hissediyordu.

“Bu bir armağan değil!” diye haykırdı.

“Bu, gecenin karnında saklanan bir mezar!”

Ama Troya, yorgundu. Savaş bitmişti; halk inanmak istiyordu. Kassandra’yı dinlemek, umutlarından vazgeçmekti.

At içeri alındı.

“Bilmek, kurtarmaz.’’ O gece, Kassandra tapınağa sığındı. Duvarlar titrerken, kentin çığlıkları göğe yükselirken, o yalnızca şunu fısıldadı:

‘’Söylemek, yetmez.’’

‘’İnanılmayan hakikat, en yalnız olandır.”

Troya yandığında, Kassandra’nın kehanetleri de onunla birlikte küle döndü sanıldı. Oysa Kassandra ölmedi. Çünkü o bir bedenden çok, bir archeydi: Hakikatin reddedilmiş hali.

Bugün hâlâ, bir yerde biri gerçeği söylediğinde ve kimse inanmadığında, bir kadının sesi zamanın içinden yankılanır:

“Ben Kassandra’yım.

Gördüm.

Söyledim.

Ama dünya duymamayı seçti.”

 

 

 

Related posts

Bu Hafta Öne Çıkan Türk Filmleri Öerileri

Yapay fotosentez Devrim Niteliğinde Bir Teknoloji

Türk Masallarının Kökeni