Nasreddin Hoca’nın karısı, kız kardeşine gitmek için yalvarır yakarır kocasına: “Aman Efendi, ne olur izin ver! Garibimin benden başka kimsesi de yok. Hamileliği çok riskliymiş.
Nazmi sonunda yerinden kalkmış ve iki buçuk saattir yapmasını beklediğim nane limon karışımını yarım yamalak da olsa yapıp getirmişti. Kendisi de normalde elinden hiçbir şey
Türkiye’nin kültür, sanat ve edebiyat alanında yıllardır üretim yapan ve yazarlarla birlikte birçok başarıya imza atan, fuarlara katılan @okuryazarkitaplar, bu yıl ilk kez 42. Beylikdüzü
Hüsrev Öndegelen İlahiyatçı Araştırmacı Yazar İnsanın yaratılış gayesine uygun bir vasfa sahip olabilmesi, onun beşikten mezara kadar eğitim sürecinden geçmesini zorunlu kılar. Bu sürecin en
Mahur sokağındaki mahalle sakinlerini mis kokulu yaz sabahında alçak damlardan aşıp gelen turuncu ışık selamlarken, kedilerin çöp kovalarını paldır küldür devirmesi, ekmek kavgasına geç kalmamak
Onca yıl evlat aşkıyla yanıp tutuşmuş biri olarak vuslatı yazmak benim payıma düştü. Ne kadar da manidar! Onca yıl babasıyla aynı evi paylaşıp bir akşam
Annelik… Zamanın en sessiz, en derin hâli. Bir annenin kucağında saatler başka türlü işler. Gün, sabahla değil bir nefesle başlar artık. Dakikalar, bebeğinin ağlamasıyla uzar;
Günümüzde, gerek sosyal medya kullanımının artması gerek bilgiye kolaylıkla ulaşım imkânlarının çoğalmasıyla birlikte bir takım tehlikelerde baş göstermeye başladı. Derinleşme ihtiyacı hissetmeden, tüketim odaklı bir
Yeryüzünde insandan daha zalim, acımasız ve korkutucu bir varlık yoktur diye düşünüyorum. Diğer canlılar sadece tehlike anında savunma nedenli saldırganlaşırken insanoğlu ego başta olmak üzere
“Dokuzuncu satır” bir toplumun görünmez eller tarafından nasıl yönlendirildiğini, derin devletin gölgesinde kaybolan hayatları ve karanlıkta filizlenen bir direnişi anlatıyor.