Mavi Yelken

 

Yazar Özlem Köse

Ve ben hatırlarım: Her insanın içinde, bir gün mutlaka açılmak isteyen mavi bir yelken vardır. Kimi onu korkudan indirir, kimi rüzgârı bekler. Ben bekleyenlerden oldum. Ama bilirim, o yelken hâlâ yerinde.
Rüzgârı tanıyor artık.

Yelkeni maviydi ama bildiğimiz mavilerden değil; içine biraz hüzün, biraz umut karışmış bir tondu. O gün anladım: Bazı renkler insana ait anıları taşır, henüz yaşanmamış olanları bile.

O yaz, hayatımda her şey yarım kalmış gibiydi. Söylenmemiş cümleler, ertelenmiş vedalar, kapanmamış defterler… İnsan kalabalıklar içinde bile yalnız kalabiliyormuş, onu öğrendim. Deniz kenarına her inişimde, ayakkabılarımda kumdan çok düşünce birikirdi. Dalgalara bakar, kendimi anlatamadığım insanları düşünürdüm. Onlar beni ne kadar tanıyordu, ben kendimi ne kadar biliyordum, emin değildim.

Mavi yelkenli tekneyle tanışmam da böyle bir günün akşamına denk geldi. Sahibi yaşlı bir adamdı; yüzü deniz kadar çizgili, bakışları uzak limanlara alışkındı. Bana adımı sormadı, ben de onunkini. Zaten bazı insanlar isimden çok hikâye taşır. “Deniz insanı susturur,” demişti, “ama yalan söylemesine izin vermez.” O cümle içimde bir yere çarptı. Belki de bu yüzden denizi seviyordum, sessizliğiyle yüzleştiriyordu insanı.

Tekneyle ilk açıldığımızda rüzgâr aniden yön değiştirdi. Mavi yelken gerildi, ipler gıcırdadı. İçimde tuhaf bir korku ve sevinç aynı anda yükseldi. Karaya bağlı kalmanın verdiği güvenle, uzaklara gitme arzusunun kavgasıydı bu. Hayatımın özeti gibi… Hep gitmek isteyip hep kalanlardan olmuştum.

Denizin ortasında zaman başka akıyordu. Saatler değil, hisler ilerliyordu. Suyun rengi koyulaştıkça içimdeki anılar da derinleşti. Çocukluğumu düşündüm; ilk hayal kırıklığımı, ilk vazgeçişimi, ilk “olmadı”yı. İnsan bazı anıları büyüdükçe küçültür sanır ama aslında onlar büyür, biz susarız.

Mavi yelken rüzgârla doldukça, ben içimdeki boşlukları fark ettim. Kimseye anlatamadığım yorgunluklarım vardı. Güçlü görünmekten yorulmuştum. Hep idare eden, anlayan, bekleyen olmaktan… Denizin ortasında, karaya en uzak noktadayken, ilk kez kendime bu kadar yakındım.

Dönüş vakti geldiğinde güneş batıyordu. Gökyüzü turuncuyla mora teslim olurken mavi yelken yavaşça gevşedi. İçimde bir şeylerin sona erdiğini hissettim ama bunun bir kayıp değil, bir kabulleniş olduğunu da biliyordum. Bazı yolculuklar insanı bir yere götürmez, sadece olduğu yere başka bir gözle bakmasını sağlar.

O yaz bitti. Tekneyi bir daha görmedim. Yaşlı adamı da. Ama mavi yelken hâlâ içimde bir yerde durur. Ne zaman hayata yetişemediğimi hissetsem, ne zaman rüzgâr yön değiştirip beni hazırlıksız yakalasa gözlerimi kapatırım. İçimde bir deniz açılır, bir yelken dolar.

Ve ben hatırlarım: Her insanın içinde, bir gün mutlaka açılmak isteyen mavi bir yelken vardır. Kimi onu korkudan indirir, kimi rüzgârı bekler. Ben bekleyenlerden oldum. Ama bilirim, o yelken hâlâ yerinde.
Rüzgârı tanıyor artık.

Editör: Çağlar Didman

Related posts

Görsel NFT’ler Sanatın Değerini yükseltti mi?

Bezirgânbaşı Oyunu

Nisan 2026’da Öne Çıkan Konserler