“Evladım gel otur şöyle… Anlat bakalım nedir derdin, gün gün eriyorsun gözlerimizin önünde.”
“Efendim, nasıl desem bilemiyorum. Kendime bile henüz anlatamazken size nasıl söyleyeyim. Öyle derûni desem değil, basit desem hiç değil. Kuru otlar şöyle dursun, yaş otların dahi yanından geçerken tutuşacak sanıyorum içimin yangınından. Gözümü her kapattığımda önümde beliren suret, içimi yakarken göz bile kırpmamaya çalışıyorum. Ne yana dönsem kulaklarımda onun sesi. Kalabalıklar istiyorum etrafımda. Hep gürültü olsun da biraz içimi susturayım, anlaşılmasın ne halde olduğum. Tüm kapılardan geçtim ama tek bir kapının eşiğinde bir adım dahi atamıyorum. Bu benim sınavım olsa gerek. Çok şey isteyen biri olmadım hiçbir zaman. Bir şeyi bu kadar çok istiyor olmak, acı veriyor ruhuma. Kendimi tanıyamaz oldum. Yerine koymaya çalıştığım ne varsa, hepsi bir bir rüzgâra karışıyor, dalıp dalıp gitmelerimde. Olmadan ölüyorum her ismini aklıma getirdiğimde. Gözleri ise kalbimde ucu alevli bir ok. Ama haber etmeyin sakın bu halimden anlamasın, bilmesin. Bu da geçer diye çektiğim sabır tesbihlerim, dağıldı avuç içlerimde. Olsun, ben razıyım bana bu ateşi reva görenden bin kez. Sevmese, sevdirmezdi bana sevmeyi. Pişmek, böyle bir şeydi. Ne duman var ne ateş görünürde. Bilen sormaz, soran bilmez bu hali. Cümlelerim devrik, anlatım bozuklukları yaşıyorum satırlarımda. Bir şiir yazayım dedim uzadıkça uzuyor. Mısralar yük oluyor omuzlarımda, inmiyor. ‘Benim yerim burası’ der gibi. Gün geçtikçe ağırlaşıyorum. Bastığım yer başka, yürüdüğüm yol başka. Bu benim derdim, hem derman hem yaram. İçimden tekrarları geçiyor film şeridinde hayatımın. Arada bir rahatlama geliyor, kavuşma zamanı dinginliğinin.”
“Dur! Bir çaresi vardır elbet, kederlenme! Yanmak başka, yakmak başka bir haldir. Çıkmadık candan ümit kesilmez. Nice olmazlar olmuş bu fani hayatta. Selası verilmeyenin, cenazesi bilinmezmiş. Yıka acını; musallada önce tertemiz arındır dünya kokularından, sonra kılarsın vazgeçtiklerinin namazını. Kabirler dolusu yalnızlıkları, bekliyor yaşayamadıklarını.”
“Benim canım çoktan çıktı ruhumdan. Deryalar içre, yangınları taşıyorum gözlerimde. Nasıl oldu anlamadım. Küçük bir karşılaşma, sadece bu kadar büyük bir kavuşmaya yar olur mu? Belki de hiçbir zaman kavuşamayacağımızı bilmek beni bu kadar tüketiyor. Bir umut da var içimde. Kimse duymadan göçersem bu âlemden, orada kavuşma ihtimaliyle bekliyorum; son nefesimi vermek için. Acele etmiyorum ancak fazla zamanım da yok. Bir daraldım, kabıma sığamıyorum. Dönüp dolaşıp aynı eşiğin önünde bekliyorum. Herhangi biri olmamak için hiç olma yolundayım. Hiç demek sevilen demekmiş. Söyleyecek cümlesi kalmayanların, sevdiği sorulduğunda verdikleri hiç cevabı ondanmış…
Bana sormayın artık cevabı olmayan soruları. Takatim yok, bendeki ben yok, bana dair hiçbir şey yok. Ellerim iki yanımda tutunacak dal yok.”
Editör – Neşe Kazan
Yazarın Kitabı