Nisaiye

Şeyma YILDIRIM
 Bu kadar şişmanlamak için kaç fırın ekmek yemek gerekir acaba, diye düşünerek güldü içinden. Feyza, sırtını bordo koltuğa yaslamış, sırasının gelmesini bekliyordu. Hamileliğinin ikinci trimester dönemindeydi ve detaylı ultrason için geldiği şehrin meşhur kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Şeyda Ateş’in muayenehanesinin çok gizemli bir yer izlenimi uyandırması için, kızıl saçlı, sıska asistanının en fazla bir karış aralayıp hasta adını seslenerek içeri alıp işi biteni geri çıkarttığı koyu gri kapısının tam karşısına oturmuş, sıkıntıdan gelen gideni izlemeye başlamıştı. İkinci gebeliği olduğu için kendini rahat hissediyordu. Bütün süreçlere hâkimdi. Hatta bu sefer daha bilinçliydi, ilkinde gözden kaçırdığı ayrıntılara bile dikkat kesilmişti. İki hafta önce oğlunun olacağını öğrenmişti, bebeğe kayınpederinin adını koyacaklardı. Ali’nin yanına ikinci isim konusunu netleştireceklerdi sadece. İlk gebeliğinde on beş kilo kadar almıştı, bunda da şimdilik iyi gidiyordu. Hele ki böyle şişko kadınları görünce kendini manken gibi hissediyordu. O da mı hamileydi acaba? Bu kadar kilo varken gebelik önerilmiyor normalde, diye düşündü. Komşusuna söylemişti doktoru: “Önce zayıflaman lazım. Yağ dokuları östrojeni hormonunun dengesini bozarak doğurganlığı azaltıyor.” demişti. Hareket kabiliyeti de düşüyordu sonuçta. O bebeğin peşinden kim koşacaktı sonra?

Rahime kasıklarındaki ağrıdan kıvranıyordu koltukta. Etraftan hissediliyor mu acı çektiği diye baktığında, baştan aşağı mor giyinmiş kadınla göz göze geldi. Burnu havada bir kadındı, belliydi. Bakışları alaycı, duruşu hastanenin başhekimi edasındaydı. Besbelli gebeydi. Kendi hamilelik zamanları geldi aklına. Ne kadar da hareketliydi. Neredeyse son gününe kadar işe gidip gelmişti. Havlu atölyesinde dikiş sonrası çıkan iplikleri temizliyor, paketleme öncesi düzenleme yapıyordu. Canına hiç kıymet vermemiş ne hastalık ne de yorgunluk onu durdurmuştu. Kocası komşusuyla kaçıp gittiğinde bile ayakta kalmış, çocukları için nefes almaya devam etmişti. Tabii, tam da bunlardı şimdi rahminde tümöre dönüşen. Her zaman gülen yüzünden geçen kara bulutlara elini uzatsan dokunabilirdin. İçine attığı acıyla eşzamanlı olarak büyüyen karnı, ileri doğru uzattığı ayaklarını görmesini engelliyordu.  Her zamankinden daha şişkin görünen ayaklarına artık ayakkabı girmez olmuştu. Tuvaletin yolu gözükmüştü yine ama ayağa kalkmaya mecali yoktu. Oturduğu koltuğun sağından destek alarak yerinden yükseldi.

Sevda yanındaki kadını bir süredir gözlüyordu. Yazık, kim bilir nesi var, diye düşünürken ayağa kalkmaya çalıştığını görünce koluna girip destek olmayı teklif etti. Bu kadın teyzesine ne kadar benziyordu. Onun gibi kaşı gözü özenle çizilmiş, kırmızı gül yaprağı yapışıp orda kalmış cinsinden dudakları vardı. Bakışlarındaki sevgi, merhamet ve özveri, elini uzatsan dokunabileceğin kadar gerçekti. Kim bilir neler yaşamıştı bu kadıncağız. Burası da ne kasvetli yerdi. Gerçi hangi hastanede eğlence vardı ki? Aslında neden olmasındı? Gelen gidenin keyfini yerine getirecek filmler falan açsalar, hatta düzenli aralıklarla gelip gösteri yapan animatörler falan olsa, herkes hevesle bile gelebilirdi. Kendisi de dans ederek parasını kazandığı için, bir an kendini bu kalabalık ve kadınlığıyla ilgili sıkıntılar çeken hemcinslerinin ortasında, dansöz kıyafetleriyle raks ederken düşündü ve kikirdedi. “Bence hepsi memnun kalırdı.” dedi kendi kendine.

Bu sıra Rahime de tuvaletten çıkmıştı ve kendine tuvalete kadar eşlik edip sonrasında çıkmasını bekleyen kıza gülümsedi. Güzel insanlar hâlâ vardı. Sıra da gelmek üzereydi. Tuvaletteyken gebe olan kadın girmişti herhâlde içeri. Tam yerine oturmuştu ki doktorun ofisinden bir feryat koptu. Öyle ki bütün hastalar bir anda donakalmış ve içerden gelecek habere odaklanmıştı. Peşinden yüksek sesle gelen ağlama krizi herkesin kanını dondurmuştu. Sesler hız kesmeden devam ederken, birkaç dakika sonra kızıl saçlı asistan kapıdan göründü. “Acil tekerlekli sandalye!” diye bağırdı. Hastalara dönerek ‘‘Gebe olanlar, herhangi bir hareketsizlik hissettiğinizde hemen kontrole gelmeniz lazım, bak kadının bebeğinin karnında kalbi durmuş, nerdeyse kendi hayatı tehlikeye girecek. Acil kürtaja alıyoruz.’’ dedi.

Sevda, milleti eğlendireyim derken bu olanlar karşısında kendi ruh hâlinin yerle bir oluşuna mı üzülsün, kendi düşürdüğü çocukların bu anı beklercesine zihnine üşüşmesine mi, yoksa içerdeki kadına mı, derken tekerlekli sandalyeyle içerden Feyza göründü. Birkaç dakika önce kibirle herkesi tepeden süzen o gözler kan çanağına dönmüştü. Sesi kısılmış, iç çeke çeke ameliyathaneye giderken, Rahime’nin omzuna dokunan eliyle Feyza bir anlığına da olsa dünyaya döner gibi oldu. Kaldırıp gözünü baktığında, koca şişman kadının koca yüreğiyle ona destek veren bakışını gördü. Daha da içli ağlayarak, onun sandalyesini süren hemşireye teslim oldu.

Related posts

Halil İnalcık Vefatının 10. Yılında Türk Tarih Kurumunda Anıldı

Canım Babam