Bir Padişahın Ölmeden Önce Yazdığı Son Mektup

osmanlı’nın fırtınalı günlerinde, tahtı genç yaşta kapmış bir padişahın, ölümün eşiğinde kaleme aldığı mektup efsanesi kulaktan kulağa yayılır. IV. Murad, o meşhur sultan, sertliğiyle nam salmış, ama son nefesinde bambaşka bir yüzünü göstermiş. Gerçek mi, yoksa saray dedikodularından doğmuş bir hikaye mi? Gelin, bu gizemli mektubun peşine düşelim, belki de içindeki sırlar sizi de şaşırtır.

Murad’ın hayatı, adeta bir macera romanı gibiydi. Daha 11 yaşında tahta oturmuş, amcası Mustafa’nın yerine geçmişti. Büyüdükçe, imparatorluğu demir yumrukla yönetti. Tütün içeni, içkiyi seveni affetmezdi; kendisi de gençliğinde o girdaba kapılmıştı ama sonra yasaklar koymuştu. Revan ve Bağdat seferleri, zaferlerle dolu, ama kanla yazılmış sayfalarla. Sarayda entrikalar, isyanlar… Murad, her şeyi kontrol etmek isterdi, ama ölüm, kimseyi dinlemezdi. 28 yaşında, siroz yüzünden yatağa düşmüş, etrafındakiler nefesini tutmuş beklerken, sadrazamı Kemankeş Kara Mustafa Paşa’yı çağırmış. “Gel, yazacaklarım var,” demiş fısıltıyla. İşte o an, efsane doğmuş.

Paşa, kalemi eline almış, padişahın sözlerini not etmeye başlamış. Mektup, sanki bir itirafname gibi akmış: “Ey Kemankeş, ben padişah oldum ama mutluluğu tadamadım. Gençliğimde içkiyle zehirlendim, masumların kanını döktüm, zulüm ettim. Şimdi yatakta, pişmanlık ateşi yakıyor içimi.” Murad, seferlerdeki zaferlerini anlatmış ama arkasındaki acıları da gizlememiş. “Kardeşlerimi öldürttüm, korkudan,” diye devam etmiş, “ama şimdi anlıyorum, taht bir yanılsama.” Sonra nasihatler sıralamış: “Benden sonra gelenler, adaleti elden bırakmasın, halkın sesine kulak versin. İçkiyi, gazabı uzak tutsun.” Paşa’nın eli titreyerek yazmış, çünkü bu sözler, sert bir hükümdarın kırılganlığını ortaya döküyormuş. Mektup bitince, Murad mührünü basmış, “Bu, vasiyetim olsun,” demiş.

Ama hikaye burada bitmiyor. Efsaneye göre, mektup sarayda saklanmış, ama yıllar içinde sızmış dışarı. Kimisi diyor ki, gerçek bir belge; kimisi, sonraki nesillere ders olsun diye uydurulmuş. IV. Murad’ın kardeşi İbrahim’i bile öldürtmek istemiş ölüm döşeğinde, ama olmamış. Bu mektup, güç sarhoşluğunun sonunu mu hatırlatıyor? Yoksa, her hükümdarın içinde bir pişmanlık mı gizli? Düşünün, eğer bu mektup elinize geçse, ne hissederdiniz? Belki de tarih, sadece zaferlerden değil, bu gibi samimi itiraflardan örülü. Murad’ın sözleri, bugün bile yankılanıyor: Taht mı, yoksa vicdan mı ağır basar? Bu efsane, sizi de geceleri düşündürmeye yetmez mi?

 

Related posts

Dijital Edebiyatın Süreci

Anadolu’da Halkın Tarih Anlatıları

Atçalı Kel Mehmet Efe