“Sırf birisini özlüyorsun diye, ona yeniden hayatında ihtiyacın var anlamına gelmez. Özlemek atlatmanın bir parçasıdır.”
İnsan kalbi, ayrılıklardan sonra en çok özlemle sınanır. Birini kaybettiğinde, bir dost uzaklaştığında, bir sevgi yarım kaldığında geriye kalan his çoğu zaman özlemdir. İçini bir boşluk kaplar, zihnin sürekli geri döner. Anılar, en olmadık anlarda kapıyı çalar. O an, içinden güçlü bir ses yükselir: “Onu özlüyorum, demek ki hâlâ hayatımda olmalı.” İşte en büyük yanılgı buradadır.
Özlemek, geri dönme çağrısı değil; iyileşmenin doğal evresidir. Çünkü kalp, kaybettiğini hemen silemez. Tıpkı yaralanmış bir bedenin kabuk bağlaması gibi, ruh da özlemle kabuk bağlar. Acıyı sarar, yavaş yavaş alışır. Özlemin varlığı, o bağı yaşadığının, sevdiğinin, değer verdiğinin işaretidir. Ama özlemin sürekliliği, geri dönme zorunluluğu değildir.
Bazen insan özlemi yanlış yorumlar. “Onu özlüyorsam hâlâ seviyorum, hâlâ ihtiyacım var.” der. Oysa özlem, sevginin devamı kadar, bitişin kanıtıdır da. Çünkü hâlâ özlüyorsan aslında yokluğa alışıyorsundur. Kalbin, kaybı kabul etmeye hazırlanıyordur. Özlem, bu kabulün sancısıdır.
Özlemek, geçmişe ait bir duygudur. İhtiyaç ise geleceğe dair bir seçimdir. Birini özlüyorsan geçmişte yaşadığınız güzelliklere duyduğun bağlılıktır. Ama hayatına yeniden ihtiyacın olup olmadığı, tamamen farklı bir meseledir. Çünkü ihtiyaç, bugün ve yarınla ilgilidir. Geçmişte iyi gelmiş olan, gelecekte sana zarar da verebilir.
İnsanın kendine sorması gereken soru şudur: “Onu özlüyorum, peki bu özlem bana ne söylüyor?” Eğer özlem sadece bir hatıranın sıcaklığını hatırlatıyorsa bu sağlıklıdır. Ama eğer özlem, seni sürekli geri çekiyor, ilerlemene engel oluyorsa bu bir bağımlılığa dönüşmüştür.
Özlem, bir köprü gibidir. Seni geçmişten geleceğe taşır. O köprünün üzerinde durmak güzeldir, anıları seyretmek güzeldir. Ama köprüde kalmaya çalışmak, ileri gitmeyi engeller. Çünkü köprünün görevi seni taşımaktır, seni orada hapsetmek değil.
Atlatmak, özlemi reddetmek değil; özlemin içinden geçmektir. “Özlüyorum” diyebilmek, aslında iyileşmenin kanıtıdır. Çünkü hislerini bastırmıyorsun, görmezden gelmiyorsun. Ama aynı zamanda biliyorsun: Özlemek, geri dönmek demek değil.
Birçok insan bu noktada hata yapar. Özlemini dindirmek için eskiye döner. Ama geri döndüğünde, ayrılığa sebep olan şeyler hâlâ oradadır. Özlem, sevgiyi geri getirse bile, problemi çözmez. Ve insan, aynı kırıklığı ikinci kez yaşar. Oysa bazen özlemin tek işlevi şudur: Sana, yaşadığın şeyin değerini hatırlatmak, ama artık orada kalamayacağını göstermek.
Özlemin içinden geçmek cesaret ister. Çünkü kalbin seni geri çağırır, zihnin “Belki bu kez farklı olur.” diye fısıldar. Ama hatırlamalısın: Özlem, bir duygu; ihtiyaç ise bir seçimdir. Senin özlemin, senin özgürlüğünü elinden alamaz.
Sonunda öğrenirsin: Özlem, hayatın akışında bir duraktır. Orada durup nefes alırsın, hatırlarsın, hissedersin. Ama sonra yoluna devam edersin. Çünkü özlemek, geriye dönmek için değil, ileriye gidebilmek için vardır.
Ve en önemlisi: Özlemek, zayıflık değil; olgunluğun işaretidir. Çünkü özlemeyen, hiç bağ kurmamış olandır. Özleyen, yaşamış ve kaybetmiş olandır. Ama gerçek güç, özlemine rağmen yürüyebilmektir.