Yazar: Selim Öztürk
Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyelik için aday olarak ilan edilmesiyle birliğin tüm kararlarına uyum süreci başladı. AB aldığı kararla sakatat ürünlerinin, yani kokorecin, işkembenin, kelle paçanın vs. tüketilmesini yasakladı.
Ülkemiz, tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin son dönemlerde sekteye uğrasa da geniş bir ölçüde yürütüldüğü topraklardan oluşmaktadır. Halkımız, protein açısından zengin et ürünlerini tüketmeyi sever. Kültürümüzde besin kaynağı olan hayvanların et, süt ve ürünleri dışında her uzvundan yararlanma imkânı ise muhteşem lezzetler sunuyor. Avrupa Birliği bu yemek kültürümüzü ortadan kaldırmak istiyor ve birliğine tam üyelik için de bunu şart koşuyor.
Sakatatın tüketilmesini sağlıksız bulanlar var. Burada en önemli unsur ise temizlik olduğu iddia ediliyor. Tabii ki sakatat, hayvanın boşaltım sisteminden oluşuyor ve birçok insan tarafından sevilmiyor. Ancak sorun sadece temizlik ise bu durum rahatlıkla çözülebilir. Sadece sakatatta değil tüm gıdalarda da temizlik gerekmiyor mu? Sağlıksız bulmayı sadece hijyene bağlamak çok da doğru değil. Sevmeyen sevmez, yemeyen yemez. Birçok sağlık uzmanı sakatatın faydalarından da bahsediyor. Kelle paçanın kemik erimesini engellemesi, işkembenin bağışıklık sistemini kuvvetlendirmesi, dalak, böbrek, ciğer gibi ürünlerin kansızlığa ilaç olması tıbben kanıtlanmış durumda. Hatta bu ürünlerle birlikte tükettiğimiz sarımsak ve soğan vücudun şifası değil mi? Şahsen sağlıklı olayım, varsın soğan sarımsak kokayım. Onun da önlemi var. Akşam tüketirim ya da yedikten sonra iyice temizlerim. Ya da maydanoz, kuzukulağı, tere, roka gibi otları tüketip hem vücuduma vitamin depolar hem de kokuyu engellerim.
Birçok Avrupalı turist, ülkemizde sakatat lezzetlerini tattığında mest oluyor, kendi ülkelerinde göremedikleri için üzülüyorlar. Sağlık durumunu bir kenara bırakırsak, damak tadı diye bir şey var. Biz, Avrupa’nın salyangoz, sümüklü böcek, domuz eti tüketmesine nasıl saygılıysak, aynı saygıyı da görmek isteriz. Yemek kültürümüzün bir parçası olan sakatat türlerini, iyi ki atalarımız icat etmişler. Bu ürünlerimizin yok sayılması ve tüketmeme şartının bizlere sunulması insan haklarına hiç de uygun değil.
Ülkemizde sağlıklı beslenme sisteminin önemi, her geçen gün artıyor. Gıda zehirlenmesi vakaları, kanserojen yüklü gıdaların tüketimi, trans yağlar sonucu oluşan kalp ve damar rahatsızlıkları her geçen gün artıyor. Ancak bu artışları başta kırmızı et olmak üzere diğer etler ve sakatata bağlayanlara tam anlamıyla katılmak da doğru değil. Her şeyin fazlası zarar olduğunun farkında olunması sağlık açısından toplum bilincini oluşturması çok daha mantıklı. Özümüzün bir parçası damak tadımızı korumak bize mutluluk veriyor. Belirttiğim gibi seven sever, sevmeyen sevmez.