…Hamle sonrası tahtada yine uzun bir tartışma peyda olmuştu. Mert konuşmaların hepsini dinliyor, taşların aralarında yaptığı analizleri pür dikkat anlamaya çalışıyordu. Birbirlerine varyantlar öneriyorlardı ve bunlar üzerine tartışıyorlardı. Mert çiçeği burnunda bir satranç ustasıydı ve şu an tahtada yapılan analizler onun oyun gücünün çok daha üzerinde, bir büyük usta seviyesinde, belki de daha yüksekti. Hayranlık ve şaşkınlıkla izliyor ve dinliyordu. Derken vezirden yeni hamle kararı geldi ve yine ortalık sessizliğe büründü. Mert’in hamlesi karşısında büyük usta hafif huzursuz hareketler yaparak düşünmeye başladı. Elbette ki bu hamleyi de önceden incelemişti, ancak rakibinin çok da uzun sürmeyen bir zaman içerisinde oynamasına şaşırmıştı.
Hamlesini yaptı ve karşılıklı oynanan iki üç hamle sonrasında tahtada biraz daha üstün olan taraf beyazlardı. Büyük usta umduğunu pek bulamamıştı. Rakibine hafif sinirle şöyle bir bakış attı. O andan itibaren Mert hamleleri yaparken acele etmiyor, veziri ona yapacağı hamleyi söyledikten sonra hemen oynamıyor, sanki düşünmeye devam ediyormuş gibi numara yapıyordu. Hatta biraz da zorlanıyormuşçasına mimikler yapıp rakibini iyice inandırıyordu. Yaklaşık 5-6 hamle sonra Mert’in üstünlüğü daha da artmıştı. Büyük usta şekilden şekle giriyor, yaptığı hazırlık işe yaramadığı için sinirli bir biçimde oyuna devam ediyordu. Derken, taşları mümkün mertebe değişerek oyun sonuna gitmeyi düşündü çünkü oyun sonu tekniği çok yüksekti ve karşısındaki çiçeği burnunda usta kesinlikle kazanamazdı.
Büyük usta artık kazanmayı değil, kaybetmemeyi düşünüyordu. Beraberliğe razıydı. Fakat işler umduğu gibi gitmedi. Mert, morali bozulmuş ve sinirlenmiş rakibiyle taşları değişmeden baskısını daha da arttırdı ve biraz sonra rakibin gözünden kaçan bir taktik hamleyle üstünlüğünü iyice netleştirdi. Bu hamle esasında basit bir hamle değildi fakat büyük usta seviyesindeki bir oyuncunun görmesi gerekirken gözünden kaçmıştı. Mert, vezirinin önerdiği hamlelerin bir kısmını elbette ki görüyordu fakat onun bilgisini aşan ustalıkta analizler söz konusu olduğundan, kendini tamamen tahtadan deklare edilen hamlelere teslim etmişti. Kararları onun adına taşlar veriyordu. Mert’in görevi sadece o kararı uygulamaktı. Öyle ilginç bir manzaraydı ki, satranç tahtasının üzerinde bir nevi ‘konuşan kuklalar’ hareket ediyordu ve buna yalnızca Mert tanık oluyordu.
Büyük usta son derece hiddetlenmiş ve süresi de iyice azalmıştı. Rahatça kazanacağını düşündüğü oyunda işler umduğu gibi gitmemiş, sert kayaya çarpmıştı. Birkaç hamle sonra genç usta artık net kazanç pozisyonundaydı. Yüzü kıpkırmızı olmuş ve süresi de iyice azalmış olan siyah taşlardaki büyük usta, pes etmeyip oyuna birkaç hamle daha devam etti. Fakat konumu ümitsiz olduğu ve rakibin acımasız hamleleri art arda geldiği için daha fazla devam edecek hali kalmadı. Rakibine elini uzatarak mağlubiyeti kabul etti. Yani, oyunu terk etti. Satranç tahtasında adeta bir şenlik vardı. Beyaz taşlar, kenarda duranlar da dâhil olmak üzere ellerini hep birlikte yukarı kaldırmış, “Yaşasın, hurra, heyoo” gibi söz ve nidalarla sevinç içinde zıplıyorlardı. Atlar da şaha kalkık vaziyette oldukları yerde dönüp duruyordu. Bu sevinç gösterisi 5-10 saniye kadar sürdü ve beyaz şah Mert’e teşekkür anlamında elini göğsünün üzerine koyup başını eğerek selam verdikten sonra taşlar donakalıp hareketsiz hallerine tekrar geri döndüler.
Mert elini hemen taşlara uzattı. 3-4 tanesini gelişigüzel biçimde eline alıp dikkatlice incelemeye başladı. Sonra elinde sadece veziri çevirerek dikkatlice incelemeye koyuldu. Taşın altına üstüne, her tarafına iyice baktı. Bildiği, olağan ahşap bir taştı. Hiçbir farklı özelliği yoktu. Sinirli rakibi bu esnada kendi taşlarını dizip kâğıda imzasını da attıktan sonra büyük bir hızla masadan kalktı ve gitti. Hakem kâğıtları toplarken Mert hâlâ şaşkın şaşkın taşlara bakıyordu. O da kısa bir süre sonra kendi taşlarını dizdikten sonra ceketini aldı ve kalkıp turnuva salonundan hızlıca uzaklaştı. O an pek farkında değildi ama çok önemli bir galibiyet almıştı.
Eve geldiğinde yüzünde tuhaf bir ifadeyle kazandığını, büyük ustayı yendiğini söyledi. Evde adeta bir bayram havası esti. Telefonu susmuyor, tebrik üstüne tebrik yağıyordu. O gece rüyasında sürekli taşları görüp durdu. Ertesi gün geldi çattı. Bu sefer eşleştiği rakibi, turnuvanın favorisi olan daha kuvvetli bir büyük ustaydı. Turnuva salonuna geldiğinde hemen herkesin gözü Mert’teydi. Dünkü beklenmedik galibiyeti bir anda gözleri onun üzerine çevirmişti. Usta bir oyuncunun bir büyük ustayı yenmesi elbette ki ilk kez görülmüş bir şey değildi fakat gerçekten harika hamlelerle rakibini kısa sürede alt etmeyi başarması çok takdire şayandı. Şimdiki rakibi daha kuvvetliydi ve üstüne üstlük Mert siyah taşlarla oynayacaktı. Herkes merak içindeydi. Oyun anı geldi ve rakibiyle el sıkıştıktan sonra saatine basarak oyunu başlattı. Beyaz renklerdeki üstat ilk hamlesini yaptı: e4. Mert e5 ile karşılık verdi. İspanyol Açılışı oynanıyordu. İlk 3-4 hamle boyunca yine tahta sessizdi. Dünkü oyunda da ilk hamlelerde taşlar oyuna hiç müdahale etmemişti. Mert merak ve heyecan içindeydi. Rakibi hamlesini yaptı. Yine teorik bir açılış safhası oynanıyordu. Mert de çok fazla düşünmeden hamlesini yaptı. Büyük usta 6. hamlesini yaptığı anda tahtada Mert’in merakla beklediği hareketlenme başlamıştı. Bunu gördüğü anda gözleri fal taşı gibi açıldı. Bu sefer, oynadığı siyah taşlar diyalog halindeydi. Tahtada yine uğultu halinde başlayıp gittikçe netleşen hararetli bir varyant tartışması başlamıştı. Mert büyülenmiş bir vaziyette seyre daldı. Piyonlar bir sağa bir sola dönüyor, aralarında fısıldaşıyor, diğer taşlar da büyük bir ciddiyetle durumu analiz ederken vezir pür dikkat dinliyor, yeri geldiğinde müdahale ederek son karara varmak için tüm verileri toplamaya çalışıyordu. Şah ise ara sıra etrafına bakıyor, tahtadaki tüm taşlar onu koruyup kolaçan ettikleri için kollarını göğsünde kavuşturmuş vaziyette umursamaz görünüyordu. Zaten oyunun açılış safhasında olduğu için herhangi bir tehlike altında değildi. Bu detaylar Mert’in şimdi dikkatini çekmişti. Bu sefer daha farklı gözlerle bakıyordu. Derken az sonra hamle kararı geldi. Vezir: “Kısa Rok” dedi ve yine sessizliğe gömülen tahtada Mert hamleyi oynadı. Eğer oyundan vezir çıkmışsa onun yerine mutlaka başka bir taş sözcü oluyordu… 40 hamle sonunda oyunu kazanmıştı.