Oyun dengeli gitmekteydi fakat Mert artık adeta kendisiyle savaşıyordu. “Bu oyunda bunu yapmak zorundayım. Bu rüyaya ya da kâbusa, her ne ise buna bir son vermeliyim. Yoksa sonu asla gelmeyecek.” diye geçirdi içinden kararlı biçimde… Rakibi düşünürken kalktı, tuvalete gidip yüzünü yıkayarak biraz rahatlamaya çalıştı. Hâlâ “Keşke bu kadar uzatmasaydım. Bu işi başlarda bitirmeliydim. Taşların etkisinden kurtulmak ne kadar zor!” diye serzeniş halindeydi. Masaya tekrar geldiğinde şampiyon hamlesini yapmıştı ve Mert’in taşları konum hakkında münakaşa etmekteydi. Oturmadı. Ayakta, bir süre tahtaya boş ve flu gözlerle baktı. Biraz sonra vezirden yeni hamle kararı geldi ve ortalık sakinledi. “Hiç umurumda değil” dedi kendi kendine… Masanın etrafında sessiz adımlarla bir tur attıktan sonra ayaktayken konumu bir süre inceleyip ardından hızlıca oturdu. Son derece kararlı biçimde kendi hamlesini oynadı. Gerçekte kendinden çok daha üstün olan oyuncuya karşı yaptığı bu hamle yine etkisizdi ve rakibi hemen bunu değerlendirip tehditkâr bir hamle ile cevap verdi. Taşlar çıldırmış gibiydi. “Bu son şans. Derhal dediğimizi oyna! Vezir f3”. Mert kulaklarını tıkadı, duymazlıktan geldi. Hem taşlarla, hem de kendisinden çok daha üstün olan dünya şampiyonuyla mücadele halindeydi fakat esas savaşı kendi içindeydi. Şöyle bir silkinip kendine geldi ve az sonra yine büyük bir iradeyle “Artık ne olacaksa olsun.” diyerek kendi hamlesini yaptı. Kurt rakibinin tuzağına düşmüştü. Şampiyon hamlesini yaptığında, Mert bunu hemen göremedi. Taşlar panik halinde: “Bitti… Her şey bitti.” dedikleri an tahtayı dikkatlice süzdüğünde, 4 hamle sonra boğmaca matı olacağını gördü. Bundan kaçış yoktu. Her şey normal görünürken birdenbire tahtaya adeta yıldırım gibi düşen bir mattı bu. Tamamen gözünden kaçmıştı. Konumu tekrar tekrar inceledi, bir çıkış yolu aradı fakat bulamadı.
Rakibine centilmence elini uzattı ve oyunu terk etti! Bu, hem 1.5 yıl sonra aldığı ilk mağlubiyet, hem de taşlara karşı kazandığına inandığı bir zaferdi. Hiç ummadığı kadar kolay biçimde galip geldiği için son derece sevinçli ve şaşkın olan rakibiyle el sıkışması bittikten sonra tahtaya şöyle bir baktı. Mert, kararının arkasında durduğu için mağrur ve gururluydu: Taşları dinlemeden kendi oyununu oynamak… Hak etmediği bir şeyi kabul etmemek, onu geri çevirmek! Geç olsa da bunu başarabilmişti. Bu kararı almak bir mesele, uygulamak ise bambaşka bir mesele, çok büyük bir karakter ve irade işiydi. Bu kararla sadece dünya şampiyonluğundan değil, belki de tüm satranç kariyerinden vazgeçiyordu. Fakat bu kariyer zaten kartondan yapılmış bir bina gibiydi. Satranç taşları ise kızgın, fakat daha çok üzgündü. Her zamanki sevinç nidaları, şimdi yerini derin bir hüzne bırakmıştı. Şah, kederli bir biçimde Mert’e bakıyordu. Bu sefer sadece o, ilk ve son kez konuştu: “Bizi sonsuza dek yok ettin. Bir daha asla geri dönemeyeceğiz. Elveda…” Ve bu sözlerin ardından bir daha hiç hareket etmemecesine taş kesildiler. Artık bunun geri dönüşü yoktu. Mert derin bir nefes aldı. Gözleri dolmuş, duyguları birbirine karışmış vaziyetteydi fakat doğru bir şey yaptığına emindi. Bu, hayatında üzerine en uzun süre düşündüğü hamle olmuştu.
*********
Mert, unvan maçına devam etmedi. Etse bile artık taşlar ona yardım edemeyecekti ki zaten verdiği tüm mücadele bundan kurtulmak için değil miydi? Artık bitmişti. Taşlar, kendisi adına kararlar verip onun düşüncelerini ve hamlelerini hiç umursamamış, diğer oyuncuların haksızca önüne geçmesini sağlamaktan başka bir işe yaramamıştı. Başta büyük bir hediye gibi görünseler de genç ustanın dünyasını allak bullak etmişlerdi. Mert’in kendi oyunuyla dünya şampiyonuna karşı koyması da zaten imkansızdı ki satranç oynamasının sebebi en başından beri bu değildi. O, yalnızca oynamayı ve mücadele etmeyi seviyordu. Satranç oyununa karşı sınırsız bir sevgisi vardı. Herhangi bir hırsı yoktu. Elbette ki her oyuncu ilerlemek ve içten içe günün birinde dünya şampiyonu olmak ister fakat o, bu şekilde olmak istememişti. Başka birinin güle oynaya kabul edeceği bu durum, kendi etik değerlerine tamamen aykırıydı. Böylece dünya şampiyonluğu maçından çekildi ve hükmen yenik sayıldı. Ortalıktan kayboldu ve bir daha da hiç satranç oynarken görülmedi. Turnuvalardan kazandığı paraların büyük çoğunu etrafa dağıttığından, bir kısmını da Rus büyük ustaya verdiğinden söz edildi.
Mert’in bu mucizevi yükselişten sonra unvan maçının ilk oyununda acemice yenilip aniden ortadan kayboluşu, dünya satrancının en büyük muammalarından biri olarak tarihe geçti ve dünya döndükçe konuşuldu. Tehdit edildiğine, yenilgiden sonra güvenini tamamen kaybettiğine, aklını kaçırdığına ve hatta rakibiyle gizlice anlaştığına kadar her türlü söylenti dilden dile dolaşıp durdu. Fakat gerçeği yalnızca Mert biliyordu ve bu sır onunla birlikte sonsuzluğa karıştı.