Kimi insanlar sosyal medyada kırgınlıklarını, hayal kırıklıklarını, hayatın adaletsizliğini paylaşır. Bazen o paylaşımları okurken sanki bir yara bandının altını görürüz; acı oradadır ve görünür olmak ister. Kimi insanlar ise aynı mecralarda, bambaşka bir sesle konuşur; kendi iç yolculuklarını, küçük değişimlerini, buldukları huzuru paylaşır. Onların satırlarında ise bir coşku, bir kıvılcım vardır.
Benim yolculuğum, “Bildiğim bütün doğrulardan şüphe ediyorum.” dediğim gün başladı. Çünkü o güne kadar hayat hep benim üzerime geliyor gibiydi. “Bu tesadüf olamaz.” diye düşündüm. “Bir yerlerde hata yapıyor olmalıyım. Bildiklerim doğru olsaydı, bu halde olmazdım.” dedim. İşte tam o noktada kendime dönüp sormaya başladım: “Gerçekten neye inanıyorum, hangi kalıplarla yaşıyorum?” Bu sorgulama beni önce korkuttu ama sonra özgürleştirdi.
Bu iki yaklaşım aslında iki farklı yaşam paradigmasını yansıtır. Birinde hayat bize olur. Olaylar, insanlar, kader sanki hep dışarıdan gelir ve biz sadece maruz kalırız. Diğerinde ise hayat bizden başlar. Sorumluluk alır, dönüşür, öğrenir ve yol alırız. Biri daha çok “neden ben?” der, diğeri “neden olmasın?” diye sorar.
Ve biliyorum ki her iki taraf da zaman zaman yanlış anlaşılır. Kurban psikolojisindeki birinin beklentisi çoğu kez anlaşılmak ve görülmektir; ama karşı tarafta “hep şikâyet ediyor” algısı doğar. İç yolculuğunu coşkuyla paylaşan biri ise “fazla iyimser” ya da “gerçeklerden kopuk” gibi algılanabilir. Oysa her ikisi de insanın içindeki çok haklı evrelerdir; birinde yara vardır, diğerinde iyileşme.
Benim için, “neden ben” den, “neden olmasın” a geçmek hayatımın en büyük adımı oldu. Kendime yolculuk etmek, korkularımla yüzleşmek, sorumluluğu elime almak bana hem özgürlük hem de hafiflik getirdi. Şimdi biliyorum ki kimse bizim için o yolu yürümeyecek. Ama o yolu yürüdükçe insan kendi ışığını buluyor ve o ışık başka yüreklerde yankılanıyor.
Hayat ya size olur ya da sizin tarafınızdan şekillenir. Kendinizi tanımak, dünyayı dönüştürmenin ilk adımıdır. Yara bandını kaldırmak cesaret ister ama her defasında altında saklı bir güç vardır. Peki, siz hangi hikâyeyi yazmak istersiniz?
Editör Fatma Karataş