Toplum olarak yaşanan her olayda bir suçlu arıyoruz. Suçlu yetiştirmemek adına neler yapabileceğimizi konuşmalıyız, öyle değil mi?
Oysa burada asıl mesele, kimsenin taşın altına elini koymaması; herkesin bir kurtarıcı beklemesi.
Sanki ilahi bir güç gelip her şeyi yoluna koyacakmış gibi…
Oysa değişim, en başta kendimizden başlar.
Biz ebeveynler, çocuklarımıza önce merhameti ve vicdanı öğretmeliyiz.
Ancak şu da bir gerçek ki ne kadar doğruyu yanlışı anlatsak da dijital dünyaya erişim artık çok kolay.
Evde ekran süresi kısıtlanan bir çocuk, okulda ya da sokakta arkadaşından gördükleriyle yine etkileniyor.
Bu, kaçınılmaz bir durum.
Bu yüzden televizyon programları, mafya özentisi diziler, kontrolsüz oyunlar ve sosyal medya platformları (özellikle TikTok gibi uygulamalar) ahlaki yapının zedelenmesinde ciddi rol oynuyor.
Kültürümüzü ve inancımızı itibarsızlaştıran, toplumsal değerlerimizi aşındıran bu tür içeriklere karşı daha bilinçli ve kararlı bir duruş sergilenmelidir.
Çünkü bir toplumu ayakta tutan şey sadece yasalar değil; o toplumun vicdanıdır.