Yazar Medine Mehtap Uzun
Bir gece rüyamda, koca kubbelerin göğe yükseldiği bir meydandaydım. Rüzgâr, taş duvarlara eski bir ezgi fısıldıyordu. Tam karşımda, elinde pergel ve cetveliyle Mimar Sinan duruyordu. Yüzünde derin bir huzur, gözlerinde Süleymaniye’nin ihtişamı vardı.
“Ustam! Yüzyıllar sonra bile eserlerin hâlâ ayakta. Her taşın, dua eder gibi sessizliği var. Nasıl başardın bunu?”
Gülümsedi. “Her taşı yerleştirirken niyet ettim, Allah’ın adını andım.” dedi. “O yüzden kubbeler yıkılmadı, gönüller yıkılsa da.”
Sonra cesaret edip sordum:
“Peki, usta! Bu kadar görkemli yapıları, halk zor şartlar içinde yaşarken yaptınız. Bunda hiç tereddüt ettiniz mi? ‘Keşke biraz sade olsaydı’ demediniz mi?”
Bir süre sustu. “Evet.” dedi, “Her yükün altında insan vardır. Ama her bir taşı yalnız padişah için değil, bu milletin umudu için koydum. İhtişam, aslında bir dirilişin sembolüdür.”
O anda anladım ki, Sinan sadece taşları değil, insanın inancını da yoğurmuştu.
Gözlerimi kapadım, rüzgârın uğultusunda onun sesini duyar gibi oldum: “Benim eserlerim zamana değil, imana dayanır.”
Editör: Fatma Karataş
Yazarın Kitabı