Kübra Çakar
Ve gecelerden zindandı… şiirler yazıyor, içindeki yangıyı, karşılaştığı yanılgılarını anlatıyordu. Hiç zindanlarda olmadı, zira zindanlar onun içindeydi zaten. Bitmek bilmeyen kara geceler dökerken saçlarını, baş ucunda bekleyen cinnetler bir an bile yalnız bırakmıyordu
Yazıyordu sadece. Özgürce söylediği, söyleyeceği bir cümle için zindanları göze alıyordu. Yazdığı her şiirinde bekleyişten, zindanda ki cinnet gecelerinden bir iz taşıyordu. Zindanda ise tavandaki boşluğa kazınmış bakışları, duvarlara sinmiş hıçkırıkları vardı Üstadın. Aklını yitirmesi için tek başına, soğuk ve karanlığa terk edilmişti. Oysa pes etmeyen bir güç, onun hep yanındaydı ve asla yalnız bırakmıyordu. Şiirleri ve bir de uzun uzun cümleleri vardı.
O, ‘’O’’ diye başlamıştı O’ndan sonraki hayatına ve ondan sonra başladı aydınlık geceleri. Yeniden dirilmek, düştüğü yerden yeniden kalkmak için; zindanları içine hapsedip aydınlığa, karanlığı tercih edişi, çok zamanını almıştı. Seçtiği bu hayatı yaşamak, hiç te kolay olmadı. Düşündükçe büyüyordu içindeki boşluk ve büyüdükçe düşünüyordu. Yalnızlığının ruhundaki yansımasıydı sanki.
Nihayet her şeyin sonunda, artık Üstad olmuştu. Her yazdığı yazı; birer sanat eseri değerinde, ayrı ayrı portreler halinde sıralanmıştı. Kimi candan, kimi aynadan yansımış, gönül penceresiyle çerçevelenmiş, dünya harikası eserlerdi. Kâh kaldırımlarda kâh bir nehirde ama en çok da çileden geçmiş hayatlar…
Hâlâ tekrarlanan, zamanında kıymeti anlaşılmamış yanık dizeleri, dolaşır durur zihinlerimizde. Yolu edebiyattan geçsin, geçmesin herkes en azından bir dizesini de olsa bilir. Kendisini en iyi anlayan biri ise; soğuk ve rutubetten sıvaları dökülmüş taştan örme duvarların ve gidip gelmekten aşınmış volta atılan avluların olduğunu dile getirir hep. Nitekim, eşyaların da bir canlı olduğunu, onların bile sevgiye, yalnız kalmamaya ihtiyaç duyduğunu anlatır bize dizelerinde. Eşyalarla konuşur, önemserdi onları. Çünkü karşılaştığı vefasızlığın yanında; soğuk bir hücrede üşüme hissinin yaşattığının yanında, diğerlerinin adı bile geçemezdi. Acıdan zevk alır bir hale gelmiş, yoklukla arkadaş olmuştu çoktan.
Karanlıklarla yıkadı karanlığını. Zindandan her tahliye edilişinde, daha temiz bir vicdanla başlıyordu yeni hayatına. Her zindana girişi, bir kuyudan çıkışının ipini çekiyordu elleriyle. İnsanların saygısızlığına, boş vermişliğine rağmen, hâlâ onlar için çabalıyordu. “Bilselerdi yapmazlardı” düsturuyla yoluna devam ediyordu her seferinde. Başını hiç düşürmedi, eğmedi boynunu Allah’tan başkasına. Aklına geldiğinde tek içinden çıkamadığı suçluluğu; çocukken, kız kardeşine haksızlık yaptığı anlardı. Hep davasını daha ileriye taşımaktı isteği. “Delirdi artık, bir şey yazamaz” diyenlere inat, öncekinden daha çok eser çıkardı. Kalemine daha da çok sarıldı. Bu yola girmeden önce ne kadar dipteyse, yolun sonuna geldiğinde o kadar abad, bir o kadar el üstündeydi artık. Korkmadan yazıyordu.
Bütün zindanları önüne sermeleri ise azmini arttırmaktan başka bir işe yaramıyordu. Hazırladığı müdafaaları âdeta hakimleri suçlu çıkarır nitelikteydi. Bir anda rolleri değişiyordu. Sanki mahkemede hâkim olan kendisi, suçlu ise hakimdi. Herkesçe malum üstün bir zekaya sahipti. Bu konuda mütevazı olamıyordu. Hakkı da vardı. Hayatın gerçeklerini sahtecilikten ayırt eden düşünceleri, hâlâ tartışma konusudur günümüzde.
Hiçbir zaman sıradan bir hayatı olmadı. Ona verilen her ceza, sonunda bir ödüle dönüşüyordu. Zindanda daha özgür bir ruha ulaşmıştı ve acıların ona kattığı sabırla yoğrulmuş bir kalem vardı elinde. Son zamanlarında zindanlara, kimsenin engel olamadığı bir yükselişle girip çıkıyordu. Parçalanan ruhunu, büyük emellerle kurduğu fikir topluluğunu, yine büyük doğu fikriyle toparlamıştı. Davasının peşinden gittiği için kimse bu kadar sınanmamıştı.
Bir başkadır Üstad’da zindan. En çok ta ona yakıştı parmaklıklar arkasında geçirdiği zorlu zamanlar. Zindanlar çok şey aldı ondan elbette ama verdikleriyle de kıyaslanamazdı. O yüzden bu kadar uzun yaşadı belkide. Daha çok anlatacakları vardı, savunacağı ince detaylar. Ektiği tohumlar ağaç oldu şimdi, kolları her yerde. Yeni nesiller daha iyi anlıyor şiirlerindeki anlamları. Dağılan bütün parçalar tam oldu artık. Eksiksiz bir renk cümbüşü gözlerinden sonsuzluğa sızan. Bunca zor geceden sonra, onu anlatmak zamanı çoktan geçti. Şimdi onu yaşamak zamanı…