Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönlüne tüneyen hüznü, çoktan derin bir uykuya dalmıştı. Dudak kıvrımlarına gizlenen hıçkırık gözyaşlarıyla ıslanmış, sırılsıklam olmuştu.
Vicdan terazisinin ayarı kaçmış olmalıydı. Yoksa bu kadar acıya, bu kadar yalana ev sahipliği yapamazdı. Belki burnu uzamamıştı ama gönül bağlarının lastiği çok gevşemişti. İçindeki korkuyla karışık pişmanlık, mengene gibi sıkıyordu.
Hayatı bir kalemde, çekpasla çekilip alınıvermişti. Küçücük bir yalan, bütün bir hayatı yerle yeksan etmişti. Güven duvarları bir bir yıkılmış, o da altında kalmıştı. Bu ne büyük bir acıydı. Yüreği patlayıverecek gibiydi. Yerle gök arasındaki çekim gücüne kapılmıştı sanki.
Başı dumanlı dağlar gibi pusluydu günü. Sokaklar dar geldi gönlüne. Aldığı nefesin kıskacında yürürken yalnız, bir başına, kendisi gibi terkedilmiş bir bank gördü. Gayri ihtiyarı yönü banka döndü.
Bitkin bir halde bankın kenarına kıvrılıverdi. Dünya omuzları üzerine çökmüş, omuzları düşmüş, kıyamet kopmuş, başını alan çekip gitmiş gibiydi.
“Ben ne yaptım?” sorusu diline tespih olmuş, beyninin içinde dönüp duruyordu. Zamanı geri almak istiyor ancak gücü yetmiyordu. Giden gitmiş, kalanlar bitmişti.
Gözlerini önüne dikti. Adeta okyanusun derinliklerinde kaybolmuştu. Akşamın alaca karanlığında, yapayalnız saatlerce oturdu bankın üzerinde. Ayağa kalkacak mecali kalmamıştı. Boğazına düğümlenen hıçkırıklar taksit taksit çıkıyordu. Telafisi mümkün olmayan bir girdapta boğuluyordu.
Yalanının mal olduğu yok olmuş bir hayat, gözünün önünden gitmek bilmiyordu. Dönüp duruyordu gözlerinin önünde. Ne özür ne pişmanlık ne de herhangi bir şey telafi etmeyecek, geri getirmeyecekti o hayatı. Gencecik bir hayatı söndürmüş, dolaylı olarak katil olmuştu.
Vakit hayli ilerlemiş, oturduğu yerde robot gibi kalmıştı. Hiç kımıldaman saatlerce oturmak imkansız gibi bir şeydi. Parkın bekçisi uzun süredir oturan bu şahsa doğru yaklaştı. Hafiften dokunup;
“Bayım, napıyorsunuz burada böyle? Hasta mısınız?” dedi.
Bekçiyi duymadı esrarengiz adam. Bu evrenden firar etmiş gibiydi. Bekçi tekrar omzundan tutup sarsmak istedi. Ancak nedamet içinde kaskatı olan ömrünün en büyük pişmanlığını yaşayan adam, yere odun külçesi gibi yığılıverdi.
1 Comment
Yazar,Ümmü Gülsüm Hasyildirim in yazısını çok beğendim kalemine sağlık ….. sözcükleri yine yerli yerinde kullanarak o muhteşem duyguyu yansıtmış…..yazıyı okurken biran olayın kahramanı karsindaymis gibi. Az sözle çok şey ifade etmek…… Yazılarının devamını bekliyorum…..