Yazar Ahmet İnci
Ben Vebali Kanuni’de Başlatıyorum.
Birikimin Kaybı: Osmanlı’dan Almanya’ya Uzanan Aynı Hikâye…
Tarihte imparatorlukların çöküşü, çoğu zaman büyük savaşlarla veya dramatik olaylarla açıklanır. Oysa gerçek, çoğunlukla daha sessizdir:
Devletler, sahip oldukları birikimi sürdüremedikleri için zayıflar. Osmanlı’nın Kanuni döneminde başlayan “asrından kopma” süreci de tam olarak böyleydi. Matbaanın geç gelmesi, okyanus stratejisinin geliştirilememesi, Fatih’in bilimsel vizyonunun sürdürülememesi ve Pîrî Reis gibi uzmanların kaybı…
Bunların her biri, imparatorluğun bilimsel ve teknolojik gelişimindeki sürekliliği bozdu.
Sonuç?
Avrupa hızla ilerlerken Osmanlı’nın bu ivmeye ayak uydurması zorlaştı. Bu durum sadece geçmişe ait değil. Modern Almanya’nın nükleer enerji uzmanlığını yitirmesi, aynı mekanizmanın güncel bir örneği.
1970’lerde dünyanın önde gelen nükleer mühendislik merkezlerinden biri olan Almanya, enerji politikalarında 20–30 yıl boyunca nükleere mesafeli durunca Ar-Ge merkezleri kapandı, uzman nesli emekli oldu ve yerlerine yenileri yetişmedi.
‘’Bugün Almanya artık kendi reaktörünü tasarlayacak kapasiteyi büyük ölçüde kaybetmiş durumda.’’
Aradaki paralellik çok net:
Birikimi korumak zordur; sürekli yatırım ve vizyon ister. Ama birikimi kaybetmek çok kolaydır: Birkaç on yıllık yanlış politika yeter. Kayıp sessiz ilerler; fark edildiğinde geri dönmek yüzyıllara mal olabilir.
İster Osmanlı’nın matbaa ve bilim hamleleri olsun, ister Almanya’nın nükleer teknolojisi… Devletlerin gücü, birikimi ‘’sürdürebilme kapasitesiyle’’ doğrudan ilişkilidir.
Tarihin en büyük derslerinden biri şudur:
‘’Çağını yakalamak için uzun yıllar çalışırsın; ama çağından kopmak, bazen sadece birkaç on yıl sürer.’’