Yazar Nuran Kamış
İnsan, çoğu zaman tat almayı yaş almakla karıştırır. Yılların omuzlara bıraktığı yükü, ruhun olgunluğu sanır; kırışıklıkları, bilgelik nişanı gibi taşır. Oysa bazı tatlar vardır ki zamana değil, fark edişe bağlıdır. Ve bazı insanlar, yaş almadan da hayatın tadını almayı başarır.
Çocukluğa dönüp baktığımızda tat almanın ne kadar saf ve doğrudan olduğunu hatırlarız. Bir yaz akşamı yenen karpuzun serinliği, yağmurdan sonra toprağın kokusu, ilk kez duyulan bir şarkının kalpte bıraktığı iz… Bunlar için yaş gerekmezdi. Sadece orada olmak, gerçekten bakmak ve hissetmek yeterliydi. Zamanla büyüdük; ama belki de asıl kaybettiğimiz şey, tat alma cesaretimiz oldu.
Yaş almak, çoğu insanda bir savunma mekanizması geliştirir. Hayatın hayal kırıklıkları, insanı temkinli kılar. Ne çok sevinmeye cesaret ederiz ne de bir şeyin tadını doyasıya çıkarmaya. “Sonu nasıl olsa böyle olacak?” düşüncesi, henüz başlamadan bitirir birçok duyguyu. Oysa tat almak, sonunu düşünmeden içinde kalabilmektir. Bir anın geçiciliğini bilerek ama onu eksiltmeden yaşamaktır.
Yaş almadan tat alan insanlar vardır; kalabalıkta yalnız kalabilen, yalnızken kendine yabancılaşmayan. Küçük şeylerle büyük sevinçler kurabilen… Bir cümlede, bir bakışta, bir sessizlikte anlam bulan. Onlar için hayat, tüketilmesi gereken bir zaman değil; hissedilmesi gereken bir derinliktir. Bu insanlar, zamandan çok farkındalık biriktirir.
Belki de sorun yaş almakta değil, tat almayı ertelemektedir. “Sonra” dediğimiz her duygu, biraz daha soluklaşır. Sonra sevilecek, sonra dinlenecek, sonra mutlu olunacak… O “sonralar” çoğu zaman hiç gelmez. Hayat ise tam da o anlarda, ertelenen tatların arasında sessizce geçip gider.
Yaş almadan tat almak, acele etmemeyi ama ertelememeyi bilmektir. Acıyı bastırmadan, sevinci küçültmeden yaşamaktır. Her deneyimi bir ders değil, önce bir his olarak kabul etmektir. Çünkü bazı tatlar öğretilmez; yaşanır. Ve bazı olgunluklar, yıllarla değil, içtenlikle kazanılır.
Belki de gerçek olgunluk, yaş alırken tat almaktan vazgeçmemekte gizlidir. Ama daha kıymetlisi, yaş almadan da hayatın tadına varabilmektir. Çünkü insan, kaç yaşında olursa olsun, ancak hissettiği kadar yaşar.