Bazı şiirler, tarihin tozlu sayfalarından fırlayıp gelir; eski bir gazel gibi okunurken birden kalbi hızlandırır. Yahya Kemal Beyatlı’nın “Yeniçeriye Gazel”i de öyle; İstanbul’un fethini, yeniçerilerin o coşkusunu, kılıçların şakırtısını sanki yeniden yaşatır. İşte dizeler:
Vur Pençe-i Âlî’deki şemşîr aşkına
Gülbang-ı âsmânı tutan pîr aşkına
Ey leşker-i müfettihü’l-ebvâb vur bugün
Feth-i mübîni zâmin o tebşîr aşkına
Vur deyr-i küfrün üstüne rekz-i hilâl içün
Gelmiş bu şehsüvâr-i cihângîr aşkına
Düşsün çelengi Rûm’un, eğilsün ser-i Firenk
Vur Türk’ü gönderen yed-i takdîr aşkına
Son savletinle vur ki açılsın bu sûrlar
Fecr-i hücûm içindeki tekbîr aşkına
Yâ Settâr, yâ Cebbâr, yâ Kahhâr
Yâ Allâh.
Bu beyitler, bir gazel formunda ama savaş narası gibi yükseliyor. Her dizede bir “aşkına” vurgusu var; Hz. Ali’nin kılıcı, gökleri tutan pir (Hacı Bektaş Veli), kapıları açan ordu, fetih müjdesi, hilalin dikilişi, cihan fatihi süvari, Türk’ü gönderen ilahi el… Hepsi bir hücum coşkusuna bağlanıyor. Sonunda tekbirle bitiyor, dua gibi.
Şiirin belirli bir kişisel hikâyesi, tek bir olayla bağdaştırılan bir anekdotu yok. Yahya Kemal’in Osmanlı geçmişine, İstanbul’a, fetih ruhuna duyduğu derin bağlılık bu dizeleri doğurmuş. Şair, Cumhuriyet döneminde eski şiirin rüzgârıyla yeni eserler yazarken, bu gazeli “Eski Şiirin Rüzgârıyla” kitabında yer veriyor. Münir Nurettin Selçuk’un bestesiyle şarkı haline gelince daha da yaygınlaşıyor; o makamda dinlenince fetih coşkusu kulaklarda yankılanıyor. Belki de şairin, tarihin o büyük anını yeniden canlandırma arzusu; yeniçerilere selam gönderme isteği.
Edebiyat açısından “Yeniçeriye Gazel”, Yahya Kemal’in neo-klasik yanını en güçlü gösterenlerden. Divan şiirinin gazel formunu, aruzunu, redifini alıp 20. yüzyıla taşıyor; ama içerik tamamen fetih coşkusu, millî bir heyecan. Klasik gazelde aşk, şarap, sevgili olurken burada kılıç, tekbir, hilal var. Bu dönüşüm, şairin eski şiiri modern bir duyguyla yenileme çabasının zirvesi. Dil ağır, Osmanlıca kelimelerle dolu ama ritmi öyle akıcı ki, okurken insan kendini surlarda hissediyor. Türk şiirinde tarihî temayı bu kadar coşkulu, bu kadar ritmik işleyen az eser var; okuyanı hem gururlandırıyor hem ürpertiyor.
Aslında bu gazel bize şunu söylüyor: Fetih bir kere olmuş bitmiş değil; o ruh, o aşk hâlâ içimizde vurulmayı bekliyor. Yahya Kemal, yeniçeriye seslenirken aslında bize sesleniyor: Vur, son savletinle vur ki surlar açılsın. Ve o son tekbirde bütün tarih yankılanıyor.