Acemi Katil – 2

Yazar Ayşin Çoban

Acemi Katil (2. kısım)

Uzun zamandır dağınık saçlarını saklamıştı parçalanan kalbini gizlediği gibi. Kimseye duyurmamıştı mutfakta döktüğü göz yaşlarını. Koca bir enkazın altındaydı ve o elini tutup onu oradan çıkarması yerine birinin gelip oraya gömmesini diliyordu. Tesadüfen bulmuştu katilini. Aralarında anlaştılar, bir hafta mühlet istedi Mahir, bir hafta sonra sahilde yürüyüş yaparken aniden basacaktı tetiğe. Şartlarından biri de o güne kadar bu elzem işi kendi  elleriyle yapmamasıydı. Bunun için de arada kontrole gelecekti. “Ya ben almadan canını alırsan?” diye sordu. “Almam” dedi, “Çok denedim başaramadım.” diyerek içini rahatlattı.

Onun da endişeleri vardı tabi, o güne kadar can almamıştı ya eli tetiğe son anda basamasa, bunu dile getirdi sordu ona Mahir: “Arkadaşım Ali onunla sözleşeceğim. Eğer ben yapamazsam, birkaç gün içinde o tamamlayacak.” Her ikisi içinde makul bir anlaşma olmuştu, el sıkıp ayrıldılar. Mahir bir söz aldı ondan, ne zaman ölmek istese arayıp söyleyecekti ona.  Mahir’i araması gecikmemişti. Ve kapıda bitivermişti. Yapmak istediği tek şey Müjgan’ı oyalamaktı o son güne kadar, onu oyalayıp kendi kalbini bu hüzünlü kadına kaptıracağını bilemeden.

Mahir tanıdığı diğer insanlara benzemiyordu. Onun yanında istediği gibi kahrolabiliyor dileği gibi ağlayabiliyordu. O diğerleri gibi önden koşup ardında sürüklemiyor ya da arkasından ittirip yormuyordu, Mahir gerçek bir refakatçiydi.  Lakin o kararlıydı, son ana kadar onu yerden yere vuran hayatta kalmamaya. Bu kez Mahir bu genç kadını kontrol etmek için değil, ikna etmek için kapısını çalmaya başlamıştı. Müjgan’ın yaşamasını içten istiyordu. Belki merhametti ona duyduğu bu his, belki de acıyordu hâline. Bunu çözemese de kalbi ne isterse onu yapıyordu, yaşamaya tutunsun istiyordu. Çok uğraştı, çok istedi bu kısa sürede çok çaba gösterdi fakat tüm çabalar boşunaydı. Müjgan’ın tek istediği buydu. O gün gelip çattığında, bayram sabahlarına uyanır gibi uyandı, çok olmuştu böyle bir keyifle kahve içmeyeli. Saçlarını toparladı, kırmızı volanlı elbiseni giyinip kan kırmızı rujunu sürdü dudaklarına, ölümü en çekici hâliyle karşılamalıydı. Dalgalı siyah saçlarını açık bıraktı. Rüzgârda savrulsun istiyordu. Aynaya bakıp yüreğinin çırpınışlarını dinledi.

Ey gönül…!

Bir şeylerden kaçar gibisin..!

Bir yerlere sığınmak niyetindesin..!

Gideceksen şayet saksıya ektiğim

umutları da al yanına!

Biraz hüzün, biraz umut koy heybene ..!

Hoşça bir veda olsun, tanıdığım ama yabancılaşan bu diyara !

Hoşça bir seda bırak tozlu sayfalara ..!

Benliğimin özü satır aralarında saklı,

Geçtiğin ömür yollarında,

Hoşça kalsın benden yana bir kaç anı ..!

Üzletimi  katık et bağrına,

Sığınağımdır üzletim,

Şifasıdır yüreğimin ..!

Bazen ben bile bana külfetim…!

Ey gönül…!

Kaçar gibisin bilirim,

Yüreğime kadar yolun var bil isterim…!

“Bazen ben bile bana külfetim,” deyip tüm yüklerini uçuşan saçlarına taktı, rüzgar hem saçlarını dağıtacaktı hem yüklerini savuracaktı. Apartmanın girişinde ona veda etmek istemeyen adamsa bakışlarıyla bir kez daha hayran kalarak bakıyordu ona. Biraz hüzünle karışık ışıldayan gözleriyle. Meğer hayat hak ettiğin değeri en son gününe saklarmış, bugün de Müjgan’ın karşısına alay edercesine Mahir’i çıkartması gibi. Sahile indiler tek kelime etmeden. Mahir suskundu ama içinde volkanlar patlıyordu, elini tuttu. Önce çekindi Müjgan, belki utandı belki de yaşama hevesinin geri gelmesinden korktuğu için çekmek istedi elini. Sonra son günü olduğunu hatırladı. Hangi güç caydırabilirdi ki onu? Sıyrılıp düşüncelerinden sağlam adımlarla yürüdü onu bekleyen sonuna ve el ele yürümeye başladı ikili. Gelen şaşırtıcı bir telefon, diğer uçta ölmek istemesine sebep olan adam, nasıl olmuşsa olmuş vicdanının sesini kısamamıştı. Büyük pişmanlık içinde tüm borcunu ödeyeceğini, ona yaptıklarının bedelini ağır ödediğini söylüyordu. “Âşık olduğum kadını bebeğimizi doğururken kaybettim Müjgan, affet beni, şimdi ise bebeğim çok hasta, sana yaptıklarımı böyle vurdu yüzüme hayat.” diyerek son vedayı hak etmişçesine son saatlerinde aramıştı hüsrana uğrattığı kadını. “Âşık olduğum kadın” cümlesine takılı kaldı aklı. “O başka başka aşklar peşinde koşarken ben sahilde katilimle dolaşıyorum.” diye çok daha fazla inciniyordu. Buhranlara sürüklendi, hemen oracıkta ölmek istedi. Mahir ise son bir umut onu durdurup “Yeniden başlarız seni asla bırakmam!” dese de Müjgan’ ı ikna edemedi. Bir kez daha umutlanmaktansa ölmeği yeğlerdi gözlerinin içine bakarak “Umut et diyorsun, umut etmesi kolay zor olan umduklarını unutabilmek. Istırap içindeyim anla beni.” Sözleri henüz bitmemişti ki Mahir’e de beklenmedik bir telefon geldi. Karşıdaki ses ağlıyor “Oğlum bi adam geldi yanında korumalar, sanki devlet adamı. Arda’yı alıp bu benim oğlum dedi. Bir de zarf bıraktı test gibi bir şeyler dedi anlamadım.” “Kader boşuna örmezdi ağlarını birisiyle karşılaştırmışsa, tesadüfle mutlaka bir bağ kurulmuştu aralarında. “Yapamaz” dedi içinden “Kader bana bunu yapamaz’’ ne büyük bir hayal kırıklığıydı bu, karısı Kader’den ona kalan tek varlığının da onun olmaması aklını başından aldı. Nasıl bir ihanetti bu? Canı hiç bu kadar
yanmamıştı. Müjgan bir an aklından çıktı öylece bırakıp onu bir başına hızla evin yolunu tuttu.
DNA testi bu ihaneti doğruluyordu, yıkılıp kaldı olduğu yere. “Şimdi anlıyorum seni,” dedi mırıldanarak, “Ah Müjgan ah” sözü dilinden dökülünce onu ne ile baş başa bıraktığını hatırladı “Müjgan, Ali!” diye haykırarak sahile koştu. Aramalarına ikisi de cevap vermemişti. Bir ihtimal yetişir de namlunun önüne atar kendini düşüncesiyle hızla koşuyordu, nefesinin kesilmesine aldırış etmeden. Sahilin kuytu köşesine varmıştı nihayet. Son ana yetişmenin sevinciyle attı kendini genç kadının önüne. İki el silah sesi duyuldu yığıldı kollarına. Aşkla bakarak “Kim hak ederse ölüm ona uğrar,” dedi sevdiği kadının gözlerinin içine gülümseyerek. Gözlerinin yeşil ışıltısı solmaya başlayınca anlamıştı, Müjgan’a hissettiği duygusunun acımak değil aşkın ta kendisi olduğunu…

Yazının 1. kısmını okumak için tıklayınız.

Related posts

Geleyim Sana

Gölgesiyle Konuşan Genç 2. Bölüm

Mış Gibi