Yazan: Murat Yılmaz
Beyaz bisiklet bana bakıyor.
Ben bakmamaya çalışıyorum ama o hep orada. Avlunun köşesinde. Güneş vurunca gözümü alıyor. Sanki bilerek parlıyor. Sanki “buradayım” diyor. Ama ben cevap vermiyorum.
Annem diyor ki konuşmak iyi gelir. Ama bisikletle konuşursam ağlarım. Ağlarsam babam gelmez. Ben böyle düşünüyorum. Belki doğru değildir ama çocuklar bazen böyle şeyler düşünür.
Babam almıştı onu. “Beyaz olsun,” demişti. “Kirlenir ama yıkanır.” Ben yıkanınca babam geri gelmiyor. O zaman demek ki her şey yıkanmıyor.
Bisiklete ilk bindiğimde düşmüştüm. Dizim kanamıştı. Babam üflemişti. Canımın acısı hemen geçmişti. Şimdi kimse üflemiyor. Dizim acımıyor ama içim acıyor. Hangisi daha kötü bilmiyorum.
Bisiklet bekliyor. Hep bekliyor. Yağmur yağıyor, bekliyor. Kar yağıyor, bekliyor. İnsanlar gidiyor, bekliyor. Ben de bekliyorum ama ben beklerken büyüyorum. Bu adil değil.
Mahalledeki çocuklar soruyor: “Niye binmiyorsun?” Bilmiyorlar. Bilseler binmezlerdi. Bazen bilmemek çok güzel bir şey. Keşke ben de bilmeseydim.
Gece olunca bisikleti rüyamda görüyorum. Babam sürüyor. Bana gülüyor. Ben yetişemiyorum. Uyanınca kalbim çok hızlı atıyor. Annem diyor ki kâbus görmüşüm. Ama kâbus babamın gitmesiydi, rüyası değil.
Bugün aşağı indim. Kimse görmedi. Bisiklete dokundum. Soğuktu. Ama ben üşümedim. Belki içimde hâlâ sıcak bir şey var. Belki babam oraya saklandı.
Pedala bastım. Çok korktum. Düşerim sandım. Düşmedim. Ağladım. Rüzgâr gözyaşımı sildi. Bisiklet bana kızmadı. Babam da kızmazdı.
Sürerken düşündüm:
Belki gitmek ölmek değildir.
Belki unutulmak ölmek.
Ben babamı unutmadım.
Bisikleti geri bıraktım. Yine avluda. Ama artık bana küs değil. Ben de ona.
Beyaz bisiklet bekliyor.
Ben de.
Ama artık kaçmıyorum.
Editör: Fatma Karataş