Dün seni sordu bana, ikinize de aynı mesafede duruşuma güvenerek..
Yılları birlikte tüketip ayrılığa giden yollarda taşları döşeyenin kendisi olduğunu söyleyemedim.
Sadece “O çok mutlu.” dedim…
Mutluydun zaten, ben mi yanlış hissettim… Kendine yetmeyi yıllar içinde öğrenmiştin.
En çok da ağlayacak bir omuz bulamadığında koyuyordu kalabalıktaki yalnızlığın yüreğine.
Bir de sevinçleri hissedememek aynı desibelde.
Aynı fıkraya gülememek, aynı filmi izleyememek, aynı kitaplarda, aynı cümlelerde buluşamamak…
Farklı dünyalarda yaşamak aynı çatı altında.
Bir müşterek çayınız vardı, onda da seninki açıktı…
Kahveleriniz bile aynı cezvede kaynamazdı.
Biri sade, diğeri orta.
Bu kadar zıtlıklar içerisinde birbirinize bunca yıl tahammül edişiniz bile mucize.
Sonra birden bire, bir aydınlık düşüyor yüreğine, olanca sıkıntının ardından…
Yıllarca sağanak yağan yağmurdan sonra pırıl pırıl güneş gibi doğuyor gönlüne kararlılığın…
Ve evet…
Şimdi olduğun yerdesin kıpkırmızı rujunla…
İsyanıdır kırmızı, bir kadının hayata…
Ayrıca kısacık kestirdiğin saçlarınla
“Gelsin hayat, nasıl gelirse gelsin. Ben hazırım. ” der gibisin.
Her ayrılık aynı etkiyi yapar mı insanda?
Onca yılın hatırına susar mı insan?
Ya da haykırır mı “Ben neler yaşadım bilemezsiniz.” diye?
Oysa yıllardır affetmenin erdemi yazılıp çiziliyor.
Çünkü affedince insan ruhu hafifliyor…
Bazen ben de düşünüyorum neleri affedebilirim, diye.
Çevremdeki herkesi irdeliyorum…
Sonunda karar veriyorum, ben kendimi affedemiyorum…
Çünkü perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. Sohbetin nereye gideceği, davranışımın nasıl karşılık bulacağı bile çoğu zaman bana bağlı..
Arada bir frene basmak gerek.. Dur bir yerde, egona yenilme.
Bırak karşı taraf bunu bir savaş olarak addediyorsa kazansın.
Ne kaybedersin?
Gurur, onur?
Oysa neleri değil, olayı değil, kişileri affetmek gerekiyor bu teknikle…
Sonra haksız mıyım diye bakıyorum…
“Kendini affetmeyen bir insanın, bütün kusurları affedilebilir.” diyor satırların arasından Konfüçyus…
Bir kez daha gururlanıyorum kendimle…
Güçlüyüm diye…
Çünkü zayıf insanların affedemeyeceğini söylüyor Gandi…
Bazen affedip yola devam etmeli.
Yol kısa…
Yol hazımsızlıklarla doldurulacak kadar uzun değil…
Bir dakikada Münevver hikayesinden nerelere geldik mesela…
“Hаyаt kеndiliğindеn nе iyi nе kötüdür; Onа iyiliği, kötülüğü kаtаn sizsiniz.” der Montaigne…
Yaşama mana yükleyen insanın, geri dönüşü olmuyor bazen, bir kez yaşanıyor her ne varsa, sonra ‘an’ bitiyor ‘anı’ oluyor..
Bu yüzden John Christian hayat için,
silgi kullanmadan resim çizme sanatıdır diyor…