Ertan Armağan
Geniş bir ovaya yayılmış olan köyün sakinleri, kışa hazırlık yapıyordu. Erkekler mısır tarlalarında çalışıp hayvanları otlatıyor, kadınlar ise ekmek pişirip kıyafet dikiyordu. Yaşlı savaşçılar; çocuklara kılıç kullanmayı, ok atmayı ve ata binmeyi öğretiyordu. Memleketlerinden çok uzakta hayata tutunmaya çalışan bu insanlar, bulundukları coğrafyaya uyum sağlamaya çalışırken kültürlerini muhafaza etmeyi ihmal etmiyorlardı. Sazını eline alan bir o ozan, hareketli türküler söylüyordu. Ayran çalkalayan genç kızlar, ortalıkta koşuşturan çocuklar; ozanın türkülerine fark etmeden eşlik ediyorlardı. Neredeyse herkesin bir işle meşgul olduğu köyün biraz dışında oyunlar oynayan çocuklar, aniden köye doğru koşmaya başladılar. Heyecanla bağırıyorlardı: “Tomançi geliyor!”
İsmi: Tomançi
21 yaşında, savaşçı,
1.90 boyunda, 88 kilo
Saçlar uzun ve yandan örgülü, bıyıklı, sakallı, gözleri ela, eğri kılıç kuşanmış, beyaz tenli, kumral saçlı, keskin yüz hattı ve bakışları var.
Kızılderili, geniş omuzlu, atletik, güçlü
Kılıcını iyilik için kullanan, adaletli, merhametli, dost canlısı, zayıflara yardım eden.
Rüzgârda salınan iki mısır tarlasının arasındaki yoldan, köye doğru dört nala gelen Kızılderili savaşçının yandan örgülü uzun ve siyah saçları havada uçuşuyordu. Üzerinde buğday sarısı, saçaklı kıyafeti vardı. Keskin bir bakışı ve yüz hatları olan savaşçının yüzünde, sevdikleri için endişelenen bir insanın ifadesi ve telaşı vardı. Yaşıtı olan köyün gençlerine göre sakal ve bıyığı seyrek, omuzları geniş, boyu uzundu. Yatağan usulü dövülmüş eğri kılıcı, hal ve hareketleri ile diğer Kızılderililer’den farklı olan Tomançi, köy meydanına geldikten sonra atından yıldırım hızıyla indi. Köyün en yaşlısı ve yöneticisi olan Haydar Ağa’nın ahşap evine doğru yöneldi. Eve girmeden önce peşinden koşturan çocuklara, içinde bol yemiş bulunan torbayı fırlattı. Haydar Ağa, evin kapısının önünden seslendi. “Bu ne geliştir böyle oğul? Seni görünce hepimizin yüzü güler. Bu sefer endişelendik?” Tomançi, Haydar Ağa’nın elini öptü. “Gelişim sizleri tedirgin etti, farkındayım. Sizleri ailemden, kabilemden ayrı tutmam. Yanyalı Ahmet Paşa’nın emriyle geldim. Mektupta ayrıntıları yazmaktadır. İspanyollarla anlaşan Çerokiler ve Seminoller, bizim kabilemizi ve Türkleri yok etmek için büyük bir ordu toparladı.” Tomançi mektubu uzattı. Paşa’nın mührünü kırıp mektubu okuyan Haydar Ağa, içinde bulundukları durumun ciddiyetini anladı. “Her zaman derim; su uyur, düşman uyumaz. ”
Osmanlı’nın doğusunda Safevilerle, batısında Avusturyalılarla, kuzeyinde ise Ruslarla yapılan çok savaşa katılan Haydar Ağa, Osmanlı’nın Amerika kıtasına yaptığı seferlere gönüllü olarak katılmıştı. İspanyollarla yapılan savaşlarda; yüzbaşı rütbesiyle gösterdiği başarılardan sonra Haydar Ağa’ya büyük toprak parçası dirlik olarak verilmişti. İspanyollarla barış imzalandıktan sonra kıtada yerleşkeler kuran Osmanlı, büyük bir kale inşa etmişti. Bölgede kalıcı olmak isteyen Türkler ile iyi geçinen Mişuki kabilesine mensup olan Tomançi, Haydar Ağa’nın kurduğu ve düşman toprakların sınırına en yakın Türk köyünde çocukluğunu geçirmişti. Mişukiler’i diğer kabilelerden koruyan Haydar Ağa, onların lideri ile dost olmuştu. Mişuki lideri Tecumseh, oğlunun Türk adetlerini öğrenmesi ve Türkler ile dostluklarının gelişmesi için Tomançi’yi Doğanköy’e göndermişti. Bölgenin en büyük gücü olan İspanyollar ve onların desteklediği diğer Kızılderili kabilelerin, zaman zaman yaptıkları saldırılara başarı ile karşı koyan Mişukiler ve Türklerin arasındaki bağı temsil ediyordu Tomançi. Bir Kızılderili savaşçının aksine Türk kılıcı taşıyor, onu ustalıkla kullanabiliyordu. Türkler gibi ata biniyor, ok atıyor hatta tüfek kullanabiliyordu. Amerika kıtasındaki Osmanlı birliklerinin komutanı ve bölgedeki Türk halkının valisi olan Yanyalı Ahmet Paşa, Tomançi’yi bir Türk askeri gibi benimsemişti.
Elli yaşına gelen Haydar Ağa, yaşına göre güçlü görünüyordu. Tomançi’ye göre daha kısa olmasına karşın heybetli duruyordu. Belindeki kılıcı, asker çizmeleri ve göğsündeki nişanları askeri hayatının devam ettiğini gösteriyordu. Mavi gözleri ile Tomançi’yi süzüyordu. Kendi kendine konuşur gibi söylendi. “Bak sen şu Ahmet Paşa’ya, düşmanla cenk edilecek. Beni, işe yaramaz yaşlı gibi kaleye çağırıyor. Yahu! Yaşlılar, çocuklar, kadınlar kaleye dönsün. Ben, burada düşmanı karşılayayım. On yıldır emek verdik, tek bir mısır tanesini bırakmam onlara. Beni, artık tüccar oldu zanneder bu Ahmet Paşa! Savaştan kaçmak…” Tomançi tereddüt etmeden Haydar Ağa’nın sözünü kesti: “Sen bana derdin ki ‘Kurt tüyünü değiştir, huyunu değiştirmez’. Düşmanın asker sayısı, silahı fazla. Elli topla geliyorlar. Çerokiler de Türk köylerine saldırmak üzere. Söyle bana, senden başka kim bu insanları kaleye güvenli bir şekilde götürebilir. Ayrıca, kale savunmasında tecrübeli olan sensin. Sana en fazla ihtiyaç olan yer neresi? Paşa tüm gücünü tek bir yerde toplamak istiyor, kale düşerse herkesi katlederler. Sizler bizleri daha önce korudunuz. Şimdi de Mişukiler, Türkleri koruyacak!” Tomançi’nin konuşmasından etkilenen Haydar Ağa, ikna olmuştu. “Sen benim oğlumsun, söylediklerin doğru. Köyden beş tane gönüllü asker al. Mişukiler de kaleye gelsinler. Babana haber sal.” Köy halkını meydana toplayan Haydar Ağa onlara seslendi: “Rumeli ovalarından geldik buralara, atalarımız Anadolu’dan göçmüş oralara. Anadolu’ya da Horasan’dan gelmişiz. Dinleyin beni! Savaşta, bazen geri çekilmek gerekir. Düşman iyice kafasını uzatsın. Uzatsın ki boynunu kolay vuralım! Toparlanın, kaleye gideceğiz. Tomançi oğlumda ilk fırsatta gelecek. Alabileceğimiz her şeyi alalım. Gerisini yakalım.” Beş genç Türk savaşçı ile köyden ayrılmaya hazırlanan Tomançi’nin etrafında çocuklar vardı. Kendilerini eğiten, onlarla oyunlar oynayan Kızılderili’ye veda etmekte zorlanıyorlardı. Çocuğun birinin elinde çırpınan kuşu fark eden Tomançi onu serbest bıraktı: “Doğa bizlere istediğimiz her şeyi verir. Bizler ihtiyacımızdan fazlasını almamalıyız, hayvanlara eziyet etmemeliyiz, ağaçlara keyfi zarar vermemeliyiz.” Beş Türk süvarisi ile dört nala at sürmeye başlayan Tomançi’yi izleyen Haydar Ağa düşünüyordu: “Ah! Gitmek zorunda olmasaydım.”
İspanyollar ile müttefik olan Kızılderili kabilesi Çerokiler, kıtadaki Türk-İspanyol sınırının en yakınında bulunan Doğanköy’e doğru ilerliyordu. Diğer müttefik kabile olan Seminoller ise Mişukilerin üzerine yürüyordu. İspanyollar bölgede rakipsiz kalmak isterken Çerokiler ve Seminoller de Mişukilerin otlaklarını ele geçirmek istiyorlardı. Kıtadaki en büyük askeri gücü toplayan İspanyollar, Türklerin en büyük müttefiki olan Mişukileri zor durumda bırakmak istiyordu. Kendileri de kaleyi ele geçirip, kıtada tutunmaya çalışan Osmanlıları Amerika’dan çıkarmak istiyordu. Çerokilerin arasında ustaca gizlenen Tomançi, bölgedeki Osmanlı valisi Yanyalı Ahmet Paşa’yı zamanında uyarabilmişti. Düşmanın gücü karşısında kalede etkili bir savunma yapmaktan başka çaresi olmadığını anlayan Ahmet Paşa, savaşabilen herkesi kaleye zamanında Tomançi sayesinde çağırabilmişti. Türklerin sayısı İspanyollara göre çok azdı. Mişukiler, Tomançi’nin babası Tecumseh önderliğinde Seminoller ve İspanyolları yavaşlatmaya çalışıyordu. Tomançi, Doğanköy halkının zamanında kaleye dönmesi için Çerokileri yavaşlatmalıydı. Büyük bir meşe ağacının tepesinde elinde tüfeği ile beklerken kafasında babasının söyledikleri vardı. “Türkler buralara gelmeseydi, bizler yok olmuştuk. Şimdi borcumuzu ödeyeceğiz. Doğanköy’ü koru. Ben de Seminolleri oyalayayım.” Gönüllü savaşçılardan olan Murat:
-Emin misin buradan geleceklerine? Dedi. Tomançi kısık bir sesle:
-Evet, baskın yapabilmek için ormandan geçmek zorundalar. Unutmayın, ben Kızıl Bulut’u vurduktan sonra, ona doğru yaklaşanları vurun. Kızıl Bulut soyundan birisi başa geçmek zorunda. Ona doğru koşanlar yakınlarıdır. Ne kadarını vurabilirsek o kadar yavaşlatabiliriz onları. Lidersiz kalırlarsa kaos çıkar. Dedi. Diğer savaşçılardan biri olan Yusuf:
-Peki, sen bütün bunları nasıl öğrendin Tomançi? diye sordu. O esnada etrafı kollayan Tomançi, Yusuf’a doğru ilerleyen bir yılana bıçak fırlattı. Kafasından isabet alan yeşil yılan hemen can vermişti. Tomançi, yılan için üzülmüştü. “Keşke vaktim olsaydı, zarar vermeden yakalasaydım. Yusuf’u sokma riskini alamazdım.” Diye düşünüyordu. Yusuf, Tomançi’nin yanına tırmandı.
-Teşekkür ederim, çocukken de beni ayıdan kurtarmıştın. Can borcum iki oldu sana. Vurduğun zehirli bir çıngıraklı yılandı. Söyle şimdi, bütün bunları nasıl öğrendin? Tomançi, Yusuf’u çocukluğudan beri çok severdi.
-O yılanın şakası yok, daha dikkatli ol. Ahmet Paşa ile tanıştıktan sonra Çerokilerin güvenini kazanmanın yolunu aradık. Bir gün sizlerin topraklarında, izinsiz avlandığı için yakalanan bir Çerokiyi numaradan kurtardım. Tabi bu Ahmet Paşa’nın planıydı. Onlara güvenmiyordu. Bir casus gerekliydi. Gizlilik önemliydi. Haydar Ağa bile haberdar değildi bu işten. Sonuçta beklenmeyen bir zamanda yapılan ittifağı öğrenmiş oldum. Dedi Tomançi.
-Senin Mişuki olduğunu anlamadılar mı? Baban da kabile şefi üstelik, diye sordu Yusuf. Anlattıklarına çok şaşırmıştı.
-Hayır, babamın beş oğlu daha var. Ben sizin köyde büyüdüm. Bu sayede benden şüphelenmediler. Kurtardığım Çerokili, Kızıl Bulut’un akrabası çıkınca güvenlerini kazandım. Kabilede dışlanmış bir Mişuki olduğumu düşündüler. Bu arada hissediyorum. Geliyorlar. Herkes yerlerine!
Az önce üzülerek yılan öldüren Tomançi, insan öldürmek için tereddütsüzdü. Sabahın erken saatinde güneşi arkalarına alarak ağaç tepelerinde pusuda bekleyen Tomançi ve beş Türk, Çerokilerin görünmesi üzerine ses çıkarmadan iyice dikkat kesildiler. Tamamı süvarilerden oluşan düşman Kızılderililerin arasında İspanyol askerler de vardı. Tomançi kafasındaki kartal tüylerinden yapılmış başlığından tanıdı Kızıl Bulut’u. Öncü birlik göndermeyen Çerokiler zaferden emin olarak ilerliyorlardı. Doğanköy’ü ele geçirince geniş topraklara sahip olacaklardı. Ayrıca, birçok genç Türk kaleye varmadan ortadan kaldırılacak, sayıca az olan Türklerin gücü kırılacaktı. Tomançi, elindeki Osmanlı tüfeğini ateşlemek için en uygun anı bekliyordu. Çerokiler ilerlemeye devam ediyorlardı. Tüfek ateşinden dolayı yerlerinin tespit edilmesi kolay olabilirdi. Kızıl Bulut’u ıskalarsa düşman hızlı atları ile onları yakalayabilirdi. Tomançi, Haydar Ağa’nın ona verdiği tüfek eğitimlerini hatırlıyordu. Tereddüt edemezdi. Kızıl Bulut atış için uygun olan mesafeye geldi. Kendinden emin ve mağrur görünüyordu. Tomançi, tetiğe bastı. Tüfeğin gümbürtüsü ile birlikte kuşlar havalanırken Şef Kızıl Bulut yere serildi. Kurşun boğazına isabet etmiş, kısa sürede can vermişti. Ardından beş tüfek atışı daha yapıldı. Kızıl Bulut’un etrafındaki beş Çerokili daha vurulmuştu. Üçü öldü, ikisi yaralandı. Tüfekleri doldurup tekrar ateşlediler. Bu sefer siper alan düşmandan iki asker vurulmuştu. Diğer üç kurşun atlara isabet etmişti. Tomançi haklı çıkmıştı. Lidersiz kalan düşman ne yapacağını şaşırmıştı. Doğanköy savunmacıları tüfekleri tekrar doldurdular ve ateşlediler. Bu sefer bir İspanyol, bir de Çerokili vuruldu. Arka kısımda yer alan Çerokilerin düzen sağlamaya çalıştığını gören Tomançi, çekilme emrini verdi. Ağaçlardan hızlıca inip atlarına bindiler. Üzerlerine gelen ilk süvariler Tomançi’nin hazırladığı tuzaklarda can verdiler. En öndeki beş süvari, ustaca gizlenmiş ve içi sivri kazıklarla donatılmış çukurlarda öldüler. Bu tuzaklar düşmanı yavaşlatmak içindi, Çerokilerin sayıları fazlaydı. Tomançi ve beş Türk savaşçı ormanın içinde Doğanköy’ün ters istikametinde at sürüyorlardı. Nehir kıyısında geldiklerinde kafeslerde tutulan vahşi köpekleri serbest bıraktılar. Tomançi’nin planları kusursuz işliyordu. Nehrin at boyu olan kısmını doğru hesaplayan Tomançi ve beş Türk nehri geçerken Çerokiler onlarca vahşi köpekle uğraşıyordu. Atları günlerdir aç bırakılan köpeklerden korkmuştu. Attan düşen birkaç Kızılderili ise köpeklerden ölümcül yaralar almıştı. Nehri geçtikten sonra ovaya doğru at sürmeyi planlayan Tomançi, Çerokilerin çok fazla savaşçı ile nehri geçmeleri üzerine bu düşüncesinden vazgeçti. Açık hedef olmak istemiyordu. Ormanın diğer yönünden gelebilecek düşman savaşçılarla karşılaşma riskini alacaktı. Atların gücü bir yerde tükenecekti. Dağlara doğru çıkabilirlerse engebeli toprakta yükseklere doğru yaya olarak kaçabilirlerdi. Yusuf bağırdı: “Eğil Tomançi!” Tomançi üzerine doğru gelen baltadan, Yusuf’un uyarısı sayesinde geriye doğru eğilerek kaçabilmişti. Tomançi’nin kurtulduğu balta döne döne Yusuf’un atının başına isabet etti. Atından devrilen Yusuf: “Kaçın!” diye bağırdı. Hiç düşünmeden onlara yaklaşmayı başaran on Çeroki savaşçısına karşı ölen atını siper alıp ok fırlatmaya başladı. İki tanesini vurdu. Kendisine doğru yaklaşan bir Çerokilinin fırlattığı balta ile can verdi. Tomançi ve dört Türk, çaresizce at sürmeye devam ediyordu. Yusuf’un kurtulamayacağını biliyorlardı. Üzülmeye fırsatları yoktu. Ne kadar hayatta kalırlarsa Doğanköy halkının şansı o kadar fazla olurdu. Tomançi, Yusuf’u öldürüp kendilerine doğru gelen sekiz Çerokiliyi fark etti. Onların atları daha seriydi. Muhtemelen, takibe iki atla başlayıp bir süre sonra yedek atlara binmişlerdi. Tomançi’nin emriyle atlarının hızlarını düşüren Doğanköy savunmacıları; at sürerken yaylarını tersten çektiler, geriye doğru eğilip arkalarındaki Çerokileri vurdular. Birkaç Çerokilinin ok atışından kaçmayı başardılar. Kızıl Bulut’un oğlu İspanyolları dinlemeyip kendisine bağlı birliklerin bir kısmı ile babasının intikamını almak için takibi sürdürüyordu. Tomançi’nin planı başarılı olmuştu. Doğanköy halkı için yeterli vakit kazanılmıştı. Şimdi, hayatta kalmak için kaçıyorlardı. Büyük kuzey dağları onları hayatta tutabilirdi. Yaklaşık sekiz saattir kaçıyorlardı. Havanın kararmasına dört saat vardı. Atlar, gecenin karanlığına kadar dayanabilirse Doğanbey savunmacıları büyük kuzey dağlarının yamaçlarına yaya olarak tırmanabilirlerdi. İspanyolların sert çıkmaları üzerine Çerokilerin bir kısmı Doğanbey köyüne doğru yöneldiler. Sayıları bin civarıydı. Saldırıya uğradıkları ilk andan beri takibi sürdüren iki yüz Çerokili vardı. Avcılık ve iz sürme konusunda usta olan Çerokiler, kaçanların tamamen izlerini kaybettirmelerine izin vermiyordu. Hava kararmaya başladığında atlar iyice yorulmuştu. Yakalanacaklarını anlayan Tomançi, düşmanın onlara yaklaştığını görünce bağırdı: “Ben Tomançi! Liderinizi öldürdüm. Siz anlaşmayı bozdunuz. Masum köylüleri katletmeye geldiniz. Liderinize meydan okuyorum birebir savaşalım. Orman kanunu bunu emreder.” Tomançi’nin ne yapmaya çalıştığını anlayan dört Türk kılıçlarını kuşandılar. İçlerinden Tuğrul: “Bu işte birlikteyiz Tomançi, beraber ölürüz gerekirse.” Murat, Süleyman ve Çağrı, Tuğrul’un söylediklerini onayladılar. Bu esnada Kızıl Bulut’un oğlu Ahuli bağırdı: “Hepinizi kuşlara yem edeceğim. Halkınızı da yok edeceğiz. Babamın intikamını alacağım. Hain Tomançi! Soyunu kurutacağım!”. Tomançi’nin ısrarlarına rağmen dört Türk kaçmadı. Bu çatışmada ölecekleri kesindi. Niyetleri ise mümkün olduğunca çok Çerokili öldürmekti. Çerokilerin atlarının sesi ormanın içinde yankılanırken Mişuki atlılarının çığlıkları duyuldu. Ormanın dağa doğru uzanan kısmından geliyorlardı. Yorgun Çerokileri oklamaya ve mızraklamaya başladılar. Bu baskın karşısında ne yapacağını bilemeyen Çerokilerin yarısı geri çekildiler, akşamın karanlığında izlerini kaybettirdiler. Mişukilerin başında Haydar Ağa’yı gören Tomançi ve arkadaşları çok şaşırdılar. Haydar Ağanın ellerinden öpen Tomançi:
-Sen kaleye doğru gitmiyor muydun? Halk ne durumda? Haydar Ağa, Tomançi’nin kendini değil büyüdüğü köyü düşünmesinden dolayı çok mutlu ve gururluydu. Sonuçta Tomançi’yi o yetiştirmiştir.
-Halkı kaleye doğru çekilmek üzere toparladıktan sonra iki oğlumu onların başına bıraktım. İçim rahat etmedi, babanın topraklarına doğru at sürdüm. Baban bana bu yiğitleri yoldaş olarak verdi. Nerelere doğru kaçabileceğinizi tahmin ettik. Kuzey dağlarındaki Boz Ayı Geçidinden ormana doğru at sürdük. Şükür zamanında yetiştik. Yusuf yok galiba tek. Talihsiz yavrucak. Sizler sayesinde halkımız zamanında kaleye varacak. Şimdi sadece düşmanla savaşmayı düşünebiliriz.
Tomançi ve arkadaşları çok yorgundu. Dinlenmek için fazla vakitleri olmadığını biliyorlardı. Ellerinde büyüdüğü köyü kurtaran Tomançi, babasının Seminoller ile verdiği mücadeleye destek olmak için hazır olmak zorunda olduğunu biliyordu.