Bir Yerde İnsanlığımızı Yitirdik

Yazar Fatma Sözen

 

Nerede olduğunu tam söylemek zor, ama izleri her yerde. Konuşma biçimlerimizde, birbirimize yaklaşırken aldığımız pozisyonlarda, kelimeleri tutuş şeklimizde. Sürekli tetikteyiz ya savunmadayız ya kurtarıcı rolünde ya yaralıyız ya da yarayı kapatması gereken kişi…

Arada kalmak, sadece insan olmak neredeyse mümkün değil. Birbirimize bakarken eşitlenemiyoruz. Ya yukarıdan konuşuyoruz ya da kendimizi korumaya alıyoruz. Öğütler bu yüzden çoğalıyor. “Şöyle yapmalısın”, “böyle olmalı” cümleleri, çoğu zaman iyilik niyetiyle söyleniyor ama geride bir baskı bırakıyor. Fark edilmeden uygulanan bir zorlayıcılık dolaşıyor aramızda.

Kimse kimseye bilerek zarar vermiyor, yine de herkes biraz daha yalnızlaşıyor. Bu halin arkasında çok tanıdık bir şey var: Yaralanmışlık. Görülmemiş olmanın, anlaşılmamış olmanın yorgunluğu. Bu yorgunluk bazen savunmaya, bazen kahramanlığa dönüşüyor. Kurtarma arzusu, çoğu zaman kendi kırılganlığımızla yüzleşmemek için seçilen bir rol haline geliyor.

Böylece bağ kurmak yerine görev üstleniyoruz. İlişkiler, temas alanı olmaktan çıkıp sahneye dönüşüyor. Kolektif düzeyde bakıldığında, herkesin omzunda görünmez bir yük var. Güçlü olma, doğruyu bilme, ayakta kalma zorunluluğu.

Bu zorunluluk dile de yansıyor. Kesinlik artıyor, esneklik azalıyor. Oysa her hayat farklı bir yerden akıyor. Aynı cümle herkes için aynı anlama gelmiyor. Buna rağmen tek bir doğruda buluşmakta ısrar edildiğinde, insanlık dar bir alana sıkışıyor.

Psikolojik olarak bu, belirsizliğe tahammül edememe hali. Kontrol duygusu güven veriyor; ama kontrol arttıkça temas zayıflıyor. Öğüt çoğaldıkça, duyulma isteği geri çekiliyor. Söylenenler doğru olsa bile, ruh onları taşıyamıyor. Daha derin bir yerden bakıldığında, yargının hâkim olduğu yerde, şefkat barınamıyor.

İnsan, olduğu haliyle kabul edilmediğini sezdiği an kapanıyor. Oysa dönüşüm, düzeltilmekle değil; alan bulmakla mümkün. Kimse kurtarılmak istemiyor, sadece görülmek istiyor. Buradan bakınca başka bir ihtimal beliriyor. Kahramanlara, kurtarıcılara, bilenlere değil; yan yana durabilenlere ait bir gerçeklik.

Kimsenin kimseye insan olmayı öğretmediği, ama insanlığın birlikte hatırlandığı bir zemin. Güçlü görünme zorunluluğunun gevşediği, yaralı olmanın ayıp sayılmadığı bir hal. Belki de unuttuğumuz değerler büyük idealler değil.

Dinlemek. Acele etmemek. Her boşluğu sözle doldurmamak. Haklı çıkmak yerine bağda kalmayı seçmek. Bazen hiçbir rol üstlenmeden orada kalabilmek. İnsanlığımızı yitirdiğimiz yer, belki de tam burasıydı: Rol aldığımız an. Ve onu hatırlamanın yolu, rolü bırakıp yeniden insan olmayı göze almaktan geçiyor.

 

 

Related posts

Üçle Dört Arasında Boşluğun Çırpınışı

Satranç Ustası 2. Bölüm

İşçi Hakkı Yenilmesin