Yazar Ertan Armağan
İstanbul’da kurumsal bir firmada çalışmaya başlayan Nasreddin, işleri kimsenin beklemediği hızda öğrendikten sonra, amirlerinin gözüne çabucak girerken diğer meslektaşlarının bir kısmının kıskançlıklarına maruz kalır. Hatta tecrübeli çalışanlar, Nasreddin’e: “Biz, ilk yıllarımızda senin kadar çalışmadık. Bu kadar zorlamana gerek yok.” derler.
Söylenenlere aldırış etmeyen Nasreddin, her geçen gün daha fazla çalışmaya, bilgisini artırmaya odaklanıp müdürlerinin övgülerine mazhar olurken ciddi deneyim gerektiren görevlerin üstesinden gelir, üst düzey yöneticilerle yapılan toplantılara dahi çağrılır. Tabi, diğerlerinin asıl amacı Nasreddin’in gereğinden fazla yorulmasına mâni olmak değil, aynı verimin kendilerinden beklenilmesi korkusudur. Bir süre sonra, tembel bir şekilde çalışanlar, Nasreddin’in başarılarını gören yöneticiler tarafından uyarılır.
Günler böyle sürüp giderken bir gece Nasreddin’in apandisti iltihaplanır. Hoca, hemen ameliyata alınır. Arkadaşları en az on gün rapor alması gerektiğini söyler. Ailesi, çocuklarının dinlenmesini isterken iş yerindekiler, Nasreddin’in işten mümkün olduğunca uzak durmasını hesap ederler. Ancak, Nasreddin doktora sadece şunu sorar: “Ne kadar istirahat önerirsiniz?”. Ameliyatı yapan doktor, hafta sonunu hesaba katıp “İki gün yeter.” der. Nezle olsalar bile iki gün rapor alan çalışanlar, Nasreddin’in ameliyattan sonra yalnızca iki gün dinlenecek olması karşısında şaşırırlar. O günden sonra, yapacakları her türlü uyanıklık fazlaca dikkat çekecektir. Nasreddin işe dönene kadar yapmadıkları dedikodu, atmadıkları iftira kalmaz. Kimisi, onun gerçekten ameliyat olmadığını söylerken kimisi müdürlere yalakalık yapmak için bilerek işe erken döndüğünü iddia eder. Oysa Nasreddin, doktor ne söylediyse onu yapar.
Aylar sonra Nasreddin, şiddetli bir baş ve mide ağrısı ile acile gider. Yapılan kan testi sonucunda, enfeksiyon kaptığını öğrendikten sonra doktora sorar: “İşe gidebilir miyim?” Doktor, yüzünü buruşturup cevap verir, “İki gün rapor yazıyorum. Değerleriniz kötü, dinlenmeniz lazım.” İş yerinde kıyamet kopar. Çalışanların bir kısmı, “Yahu mide ağrısından rapor mu alınır?” derken bazıları “Şımardı galiba bu. O kadar göze girmeye çalışırsan bir yerde sıkılırsın işten.” diye söylenir. Nasreddin, yine suçlu olmayı başarmıştır. Raporun süresi dolduktan sonra tekrar çalışmaya başlayan Nasreddin, hakkında söylenenlerden habersiz, verilen her görevi zamanından önce yapmaya devam ederken yöneticilerinin takdirlerini toplar. Nasreddin’in yaptığı işlerde açık aramaya çalışan diğerleri, her seferinde hüsrana uğrar.
Bir gün, yıllık izinden dönen Nasreddin’in iş yerinde gerginlik vardır. Müdür, “Yahu şu çocuk izne çıktı, acil dosyaları yetiştiremediniz. Bu akşam mesaiye kalıyorsunuz. Bir tek Nasreddin, eve erken gidecek. Sabaha o dosya bitmiş olacak.” diye çalışanları azarlar. Nasreddin’in üç mesai arkadaşı, o akşam tuttukları takımın önemli bir Avrupa kupası maçına gitmek için önceden yüksek fiyatlı bilet satın almışlardır. İşin hızlıca bitmesi, maça yetişebilmeleri için gereklidir. Çaresiz yanına gittikleri Nasreddin, Müdür’den habersiz, onlara yardım edeceğini söyler. Bilet için çok para harcayan arkadaşlarına kıyamayan Nasreddin, çay almak için ocağa gittiğinde, hizmetli kadın: “Ah oğlum, bunlar senin için neler neler söyledi. Utanmadan yardım istiyorlar.” diye konuşmaya başlayıp tüm olanları anlatır.
Yapılan plana göre gün içerisinde Nasreddin, Müdür’e belli etmeden arkadaşlarına verilen işin önemli kısımlarını yapacak, mesai sonrası diğerleri, projeyi kendileri hızlıca tamamlamış gibi göstererek maça yetişecekler.
Normal mesai süresi dolduğunda, arkadaşlarının yanına gülerek giden Nasreddin, “Yahu abilerim, benim bir kusurum var size demediğim. Benim aylardır kulağım çınlarmış. Böyle çalışmak ne zormuş.
Sizlerin de kulakları çınlamasın diye, benimle ilgisi olmayan bu işi yapmadım. Size kolay gelsin. Bu arada, kombine sahibi bir arkadaşım biletini, bana devretti. Size maçı yarın anlatırım.” der.
Editör Hüseyin Bay