Kapalıçarşı, İstanbul’un atardamarı; genç kızların hayalini süsleyen kaçanın, göçenin, ev kuranın, zengini fakiri herkesin ama herkesin uğrak durağı. Yüksek kubbeleri sessizce göğe doğru uzarken duvarlardaki
Nasreddin Hoca’nın karısı, kız kardeşine gitmek için yalvarır yakarır kocasına: “Aman Efendi, ne olur izin ver! Garibimin benden başka kimsesi de yok. Hamileliği çok riskliymiş.
Beynimiz zaman zaman bizlere oyun oynar ve bizleri yanılgıya sürükler. Bu konuda her zaman bilinçli ve temkinli olmalıyız, aksi takdirde ağır faturalar öderiz. Yanılgı, tehlikeli
Sevgili Şerife Bacım! Bugünden geriye dönüp baktığımda tarihimizde ve kalbimizde derin izler bıraktığınızı görüyoruz. 30 Ekim 1918 yılında başlayıp 24 Temmuz 1923 tarihinde son bulan,
Balıkesir ili, Marmara ilçesine göbekten bağlıyım. Hemen sizlere soyağacımdan bahsedeyim. Efendim! Kendimi nasıl tanıtayım? Vücudum Balıkesir, kollarım Marmara Adası ama kalbim? Evet, kalbim ise Topağaç
“Bu mezar ikimize dar gelecek Kazım. Kaykıl yan tarafa dedim sana, kemiğin değmesin etime. Çek elini oramdan buramdan. Erken çürüteceksin bedenimi. Çocuklara o kadar söyledim,
Gülçin Granit Güneş ihtişamlı cazibesiyle yedi renkli başını alıp gitmeden önce kollarını sarkıtarak yeryüzünün tüm renklerini sildi ve ortalığı zifiri karanlığa boyadı. Bu öyle bir
Gülçin Granit Topla etlerini, az öte git. Kaykıl diyorum sana Nuri. Huuu! Sana söylüyorum duyuyor musun be adam? Çekil git kendi güzergâhına. Beden ölür de