Merhaba Faruk Bey
Türkiye’de dergicilik kültürünü yeniden canlandırmak, edebiyatın ve düşüncenin nabzını tutmak kolay bir iş değil. Bu alanda yıllardır emek veren Anadolu Dergiler Birliği Başkanı, editör, yayın koordinatörü ve Hararet dergisinin kurucusu Faruk Sarıkavak yalnızca bir yayıncı değil; aynı zamanda kültürel hafızanın diri kalması için mücadele eden bir isim. Onun öncülüğünde yürütülen projeler, genç kuşaklara edebiyatın ve dergiciliğin heyecanını yeniden hatırlatıyor.
Bugün kendisiyle, dergiciliğin geleceğini, edebiyatın toplumsal sorumluluğunu ve Hararet dergisinin yolculuğunu konuşacağız. Hem bir yayın koordinatörünün titiz bakışını hem de bir kültür insanının derin sezgilerini bulacağınız bu söyleşi, dergiciliğin neden hâlâ vazgeçilmez olduğunu bir kez daha hatırlatacak.
Yazarlık serüveniniz nasıl başladı? İlk yazma motivasyonunuz neydi?
- Öncelikle bu röportaj için teşekkür ederim. Derdimizle dertlenen en azından bunları gören kişiler tarafından karşılık bulması tarifsiz bir mutluluk. Sorunuza gelirsek; yazma serüvenim ilkokul üçüncü sınıfta Atatürk’e yazdığım ve hala ezberimde olan bir şiirle başladı. O şiiri 10 Kasım töreninde tüm okulun huzurunda okuduğumu ve kopan alkış tufanını görünce doğru bir iş yaptığım duygusuna kapıldığımı hatırlıyorum. Milat olarak o dönemi gösterebilirim. Motivasyon kısmını ise, herhalde eskiden beri anlatmaya olan merakımla açıklarım. Okula henüz başlamadığım dönemler olsa gerek, gördüğüm rüyaları biraz da kurgusallıkla abime anlatırdım. Onun heyecanlı dinleyişi beni hep “daha maceralı bir rüya görmeye” teşvik etmiştir. Tabii şimdi bunu gülümseyerek hatırlıyorum.
- Evet, bir çoğumuzun hayatında buna benzer başlangıçlar, anekdotlar olduğunu düşünüyorum bende.
-
Kurumsal ve Organizasyonel Çalışmalar
- Anadolu Dergiler Birliği’nin kuruluş sürecini ve misyonunu nasıl tanımlarsınız?
- ANDEB aslında kendimizce bir ihtiyaç üzerine ortaya çıktı. Fakat herhangi bir yapıya veya kuruluşa rakip olarak değil sadece “biz olsak bu dergi fuarını nasıl yaparız” sorusuna binaen birkaç dergi sahibi dostlarımızla ortaklaşa meydana gelen ve çok güzel bir sürece dönüşen bir yolculuk oldu.
Fakat yeri gelmişken söyleyeyim, bu “Misyon” kelimesine oldum olası karşıyımdır açıkçası. Çünkü “vizyon-misyon” ikilisi hep bir kurumsallığı çağrıştırır; bu da beraberinde “profesyonelliği”… Fakat ne zaman ki bir yerde profesyonel olunsa hep birinin kalbi kırılır. Galiba bizim profesyonellikten anladığımız şey sert olmak. Oysa Yunus Emre’nin penceresinden bakmak gerektiği kanaatindeyim. Bunu da herhangi bir romantizme etme çabasına girmeden söylüyorum. Gönül almak, gönül yapmak olmalı her işte amacımız… Fakat romantizme etmeme çabasını bile profesyonel bulmayanlar olacaktır mutlaka.
- Katılıyorum ,kalp kırmadan da bu işler yürüyebilir…
- Türkiye’de dergiciliğin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Dijitalleşme bu alana nasıl etki ediyor?
– Öncelikle dergiciliği kavram olarak çok önemli buluyorum. Bir kere sürecin nasıl yorucu olduğunu çok defa tecrübe ettim. Dergi çıkaran herkes bunu tecrübe etmesine rağmen dergiciliğe devam ediyorsa, en başta sadece bunun için bile saygıyı hak ediyor. Keza dergi çıkarmanın külfetine katlatan gruplar, bu külfeti bir dert sahibi olmasa sürdürmezler. Türkiye de haliyle dertli insanların ülkesi. Arife tarif gerekmez.
Dijitalleşmenin de, özellikle yapay zekanın gelişimiyle ilerleyen dönemde her şeyi çok daha sıradanlaştıracağını ve bu yüzden matbu olanın daha kıymetli olacağını düşünüyorum. Çünkü yapay zekanın içerik ve görüntü hazırlarken kullandığı bir “ortak dil” var. Görüntüyü veya yazıyı işin ehli olanlar hemen ayırt edebiliyor. En azından şu an bu ürünlerde bir çiğlik var. Elbette gelişen teknoloji bu çiğliği ortadan kaldırabilir. Fakat ben yine de o ruhun insan elinden başka sağlanacağını zannetmiyorum.
-
Editörlük ve Yayın Koordinatörlüğü
- Editörlük sürecinde en çok dikkat ettiğiniz kriterler nelerdir?
- Elbette en başta yazım ve noktalama hatalarına dikkat ediyoruz. Ardından içerik özgünlüğüne ve üstümüzde bıraktığı hisse bakıyoruz. Az önce bahsettiğim o ruhu arıyoruz. Tabii bunun dışında milli ve manevi değerlere zarar veren yazıları değerlendirmeye almıyoruz. Bir de yine yeri gelmişken söylemek gerekirse, bazı yazarlar eser gönderdikten sonra reddedilince şaşırıyorlar. Öncelikle bizim hiçbir eseri yayınlama mecburiyetimiz yok. Zannederim başka dergilerin de yoktur. Fakat geri çevirdiğimiz eser sahipleri bizi sorguya çekiyor. Hele bir de bizim geri çevirdiğimiz eser başka yerde yayınlanırsa vay halimize! Biz, eserleri değerlendirirken kendi ufkumuzca değerlendiriyoruz. Elbette başka dergiler bizim görmediğimizi görmüş olabilir. Saygı duyarım. Fakat aynı mantıkla, bizim gördüğümüzü görmeyenler de olabilir. Tercih meselesi…
- Yayın koordinatörü olarak bir derginin kimliğini oluştururken hangi unsurları önceliklendiriyorsunuz?
- Hararet için söylemem gerekirse elbette milli ve manevi duyguların etrafında toplanıyoruz. Ama ne kadar madde sayarsam sayayım ilk kurduğumuz bağ “samimiyet” bağıdır. Biz, birlikte oturup çay içmenin, içebilmenin gücüne inanıyoruz.
- Genç yazar ve editörlere bu alanda hangi tavsiyeleri verirsiniz?
– Elbette okumalarını tavsiye ederim. Herkes klasikleri önerir. Ben bunun haricinde hangi alanda ilerlemek istiyorsa bir kişi, kendi çağdaşını okumasını öneririm. Şiir, öykü, deneme vs fark etmez. Çağdaşını bilmek, aynı zamanda kimlerle “rekabet” ettiğini de bilmektir. Elbette bu bir yarış değil. Ancak yazılanlar satmadıktan sonra ne yazıldığının bir önemi olmuyor. Burada pazarlamanın önemine dikkat çekmek istiyorum. Çünkü nitelik açısından şahsım adına beğenmediğim fakat binlerce satan eserler de mevcut. Bir yazar, “bunlar neden satıyor, bu durumda ben ne yapmalıyım” diye sorarsa zaten rota hemen hemen belirleniyor. Fakat bence bunun yolu, aynı içerikte eser yazmak değil. Daha iyisi için uğraşmaktır.
-
Hararet Dergisi
- Hararet dergisinin çıkış hikâyesini bizimle paylaşır mısınız?
-
Hikayemiz iki kardeşin (abim Günay Sarıkavak ve ben) görüşememesi sürecinden ibaret aslında. Evlerimiz çok yakın fakat vakit uyuşmazlığı nedeniyle pek ortak noktada buluşamıyoruz. Bir de eskiden beri bizim hep bir çay ocağı açma hayalimiz vardı. Ama böyle sadece çay satan, okey oynanan bir yer değil. Kaldı ki okeyi hayatımda oynamadım, merak da etmedim ve sevmem de. Kültürel sohbetler edebileceğimiz, adeta Denizli’de bir kültür otağı kurmayı hayal ediyorduk. Tabii ki mevcut mesleklerimizden dolayı bu imkansız olduğu için, abimin önerisiyle dergi işine girdik. Çok şükür 3 yıldır istediğimiz şeyleri yapıyoruz. Fakat hala düzenli görüşemiyoruz. 🙂
- Derginin içerik çizgisini belirlerken hangi toplumsal veya kültürel dinamiklerden besleniyorsunuz?
- Az önce de belirttiğim gibi, ben ve ekibimiz milli ve manevi hassasiyetleri yüksek kişiler. Dergimiz iki kısımdan oluşuyor. İlk kısım edebi metinlerin yer aldığı kısım; ikinci kısım ise “Efkar-ı Hususiye” adıyla fikir yazılarının yer aldığı kısım. İlk amacımız tabii ki ekmeğini yediğimiz, suyunu içtiğimiz memleketimize gücümüz yettiği ölçüde hizmet edebilmek. Derdi olan ve bu meramını iyi ifade eden herkese kapımız açık. Türk halkı, eşi benzeri olmayan bir halk. Bunu kuru hamasetle söylemiyorum. Sadece “Türk” deyince kimin aklında nasıl bir profil canlandığını ve birilerinin “nasıl bir Türk” canlanmasını istediğini biliyorum. Toplum dinamiklerinin dibine dinamit döşeyen kim varsa hepsinin karşısındayız. Ayrıca kimin bunlardan ne kadar beslendiğini kimin aç kaldığını da eminim ki herkes biliyordur. Çünkü Anadolu İrfanı yanılmaz. Alim değilse de ariftir…
- Okur kitlesinden aldığınız geri dönüşler derginin yönünü nasıl etkiliyor?
– Kayda değer bir geri dönüş olursa elbette müspet manada elimizden geleni yapıyoruz. Fakat sadece taşlamayla, yapılanı kötülemeyle, çamur atmayla eleştiri aynı şey değildir. İhsan Fazlıoğlu’nun dediği “kafa gazı” veya “akıl yellenmesi” de olabilir bu ki çoğunlukla öyledir. Her akla gelen şey fikir değildir. Fikir, bir temellendirme ister. Eleştiri, mevcut olanın daha iyi olması için yapılan yorumlara denir. “Bu da benim fikrim” denilen çoğu şey temelsiz iddialardır. Hatta kısaca zırvalamadır.
-
Proje Yönetimi ve Kültürel Katkılar
- Birlik çatısı altında yürüttüğünüz projelerden sizi en çok heyecanlandıran hangisi oldu?
- Şu süreçte bunlardan bahsetmenin doğru olmadığını düşünüyorum. Çünkü nazara inanıyorum. 🙂 Şaka bir yana henüz bitmeyen ve hazırlık aşamasında olan projeler bunlar. Duyurmaya lüzum yok şu an için. Bitince zaten duyururuz.
- Birçok projeyi aynı anda yürütüyorsunuz. Bu yoğunlukta motivasyonunuzu nasıl koruyorsunuz?
- Birkaç şey var tabii. Yine bunu insanlar kuru hamaset zannedebilir ama Türk Bayrağına ne zaman baksam içim titrer. Onun için çalışıyorum. Göklerde dalgalansın diye. Bu söyleme karşı insanlar şunu diyebiliyor: “Amma da attın. Kendini bir şey zannediyor. Sanki memleketi kurtarıyor.” Bunların tamamı az önce bahsettiğim eleştiri veya linç kültürüne dayanıyor. Bazı insanlarda mehdi anlayışı var, biri gelsin bizi kurtarsın! Ancak aynı insanlar, elini taşın altına koyan insanları taşlayan insanlar oluyor. Kendileri bir çaba sarf etmediği gibi, çabalayanlara da engel oluyorlar. O çabalayanlar ola ki başarısız olursa, “ben demiştim” diyebilmek için pusuda bekliyorlar. Ancak ola ki bu çaba büyüdü ve daha olumlu sonuçlar aldı, o zaman da kendilerine alan oluşturma gayretine giriyorlar. Çok garip.
Bunun dışında bir de kızım var. Eşim ve benim için en büyük motivasyon kaynağımız. Geleceğe bir şey bırakabilmek, kendim başaramasam bile (ki bu çok olası) başarabilecek bir evlat yetiştirme gayretinde olmak beni diri tutuyor. Yoksa sabahlara kadar keyfî bir uykusuzluk değil benimkisi. Sürekli okumaya ve üretmeye çalışıyorum. İşin aslı, Allah’ın karşısına çıkacak yüzüm olsun diye uğraşıyorum. Ne kadar olur bilmem tabii.
- Bunun kaygısını yaşamakta elbette bu yolun hizmetinden geçiyor
- Kültürel üretim ve dergicilik, toplumsal hafızaya nasıl katkı sağlıyor?
- Cemil Meriç’in “Dergiler hür tefekkürün kalesidir” sözü bunu özetliyor aslında. Üzerine söylenecek pek bir şey kalmıyor. Ancak dünyadaki en tehlikeli soruyu hatırlatmakta fayda var: “Olması gereken nedir?” Bu soruyu sorduğunuzda mevcut olan ne varsa sorguluyorsunuz, tabii dert sahibiyseniz! Haliyle, olması gereken için uğraşan ne kadar dergi varsa hepsine buradan teşekkür ediyorum; bu yolu boynu bükük bırakmadıkları için…
- Yerel dergilerin ulusal ve uluslararası alanda görünürlüğünü artırmak için neler yapılmalı?
– Ortak projeler konuşulabilir. Elbette fuarlar burada çok büyük etken. Ama medya ve sosyal medya desteği olmadan hep biraz eksik.
-
Gelecek Perspektifi
- Hararet dergisini beş yıl sonra nerede görmek istiyorsunuz?
- Kıymet bilenlerin ve istifade edenlerin elinde görsem kâfî.
- Kendi kişisel yazarlık yolculuğunuzda yeni kitap veya çalışmalar planlıyor musunuz?
- Bunun için yaşıyorum desem yeridir. Bu artık hobinin de ötesinde. Benim için bir varoluş meselesi.
- Türkiye’de bağımsız dergiciliğin en büyük zorlukları sizce nelerdir?
- Kitleye ulaşamama en büyük sorun olabilir. Ve tabii ki maliyetler.
- Dergi kültürünün genç kuşaklar arasında yeniden canlanması için nasıl bir yol izlenmeli?
- Biz gençlere herhangi bir şey dayatırken veya daha yumuşak söyleyeyim, tavsiye ederken hep bir yaptırımla veya ödül-ceza mantığıyla bunu gösteriyoruz. Oysa gençler hayatını hep birilerini, genellikle büyükleri, örnek alarak kuruyor. Bu yüzden genç kuşakların dergiye aşina olması için önce nispeten yaşlı kuşakların dergi-kitap yani kısaca okuma-yazma faaliyetlerine yönelmesi gerekli. Ama ülkemizde okuma faaliyeti genellikle uykunun gelmesi için yapılan bir uyku öncesi ritüel halinde. Bunun dışında ise kitap okumak boş zaman faaliyeti olarak değerlendiriliyor. Oysa okumak ciddi bir iştir. Okumak sahici bir iştir. Bunu lalettayin bir şekilde anlatmak çok acı. Önce bu algının kırılması gerekiyor.
- Sosyal medya ile basılı dergi kültürü arasında nasıl bir denge kurulabilir?
– Sosyal medya, genelde ne olursa olsun tanıtım için kullanılan bir mecra. Dolayısıyla tanıtımın amacı o şeyin özü olmaz. Özüne ulaşılamayan hiçbir şey de kalıcı olmaz. Önce bunu anlamak lazım. Yani biz sosyal medyayı bilgi edinmek için değil, bilgiye giden yol işaretleri olarak görürsek, ancak o zaman kazançlı oluruz. Bu tüm ilim-bilim faaliyetleri için geçerli. Yani Oğuz Atay hakkında 1 dakikalık bir video izleyerek Oğuz Atay anlaşılmaz. Sadece onun hakkında malumat sahibi olunur. Bu kadar.
-
Yeni Yayınevi ve Yayıncılık Konusuna Değinelim Birazda
- Yeni kurduğunuz yayınevinin kuruluş hikâyesini bizimle paylaşır mısınız? Bu girişim hangi ihtiyaçtan doğdu ve nasıl bir yayın politikası benimsiyor?
- Ayar Yayınlarını kurarken çok gelgitler yaşadım. Hatta bir ara artık “bu işi yapamayacağız, çünkü her şey aleyhimize” diye bir sonuca varmıştım sabah saat 10 civarı. Ama sonrasında durumdan haberdar ettiğim bazı arkadaşlar sayesinde (Bünyamin Ayvaz) öğleden sonra saat 3 civarı başvuru yaparken bulduk kendimizi. Bazı şeyler nasip gerçekten.
- Yayınevinizin yayın çizgisinde hangi türlere ve temalara öncelik vereceksiniz? Özellikle genç yazarların eserlerine nasıl bir alan açmayı planlıyorsunuz?
- Yayın çizgimi artık tekrar etmeye gerek olmadığını düşünüyorum. Fakat mottomuzda yer alan “İnsandan yana” ifadesinde belirttiğimiz gibi bizim ayarımız, istikametimiz insandan yana. Güzel olanın peşindeyiz. Genç veya yaşlı fark etmez.
- Türkiye’de bağımsız yayınevlerinin karşılaştığı zorluklar göz önünde bulundurulduğunda, sizin yayıneviniz bu alanda nasıl bir fark yaratmayı hedefliyor?
- Açıkçası herhangi bir fark yaratma uğraşında değilim. Zira tüm yayınevleri neredeyse “farklılık” vurgusuyla piyasaya çıkıyor. Benim böyle bir çabam yok. Kitap basıyoruz netice itibarıyla. Ne kadar farklı olabilir? Bunları, yayıncılığı tahfif etme amacıyla söylemiyorum. Sadece bize gelecek olan yazarlara hayal satmıyorum. Bu demek değildir ki ciddiyetsiz bir iş yapıyoruz. Hayata bakışım nasılsa ki bunu anlattım röportaj boyunca, aynı hassasiyetle işimizi yapmaya gayret edeceğiz. Çünkü farklılığın, sıra dışılığın gücüne veya görünürlüğüne değil, sıradanlığın samimiyetine inanıyorum. Herkesin farklı olmak isterken aynılaştığı bir dünyada, sıradan kalabilmek büyük bir lüks bana göre. Bunu da samimiyette görüyorum. Beni tanıyanlar zaten ne demek istediğimi çok iyi anlayacaktır.
- Bana bunları söyleme fırsatı verdiğiniz için de size teşekkür ederim.
- Biz teşekkür ederiz. Kıymetli zamanınızı bize ayırıp bu röportaja yön verdiğiniz için. Bu yolda size başarılar dileriz. Tüm çalışmalarınızda kolaylıklar dileriz…