Gelin Alma

Yazar Nurhayat Örencik

-Geliyorlar, geliyorlar!

-Dur kız, pencere önünde bağırıp durma deli deli!

-Ne yapayım yenge, sen “Gelin almaya geldiklerini görür görmez bana haber et.” demedin mi?

-İyi iyi, hadi. Haber verdin işte! Artık işine bak.

-Öyle yağma yok yenge. Kapıyı sen tutup bahşişi langırt köy sandığına indireceksin değil mi? Ben de tutacağım o kapıyı. Gelin, benim komşum bunca yıldır. Komşuluk hakkı diye bir şey var.

-Ben sana para veririm sonra, istediğin para olsun komşunun delisi. Şimdi çekil ayağımın altından.

-Bak vereceksin ama, söz verdin. Söz, namustur. Unutma haaa!

-Unutmam, zaten sen unutturmazsın bana. Bilirim ben seni.

-Ayıpsın, tabii ki unutturmam.

-Beklenen an geldi. Hazır mısın Sibel?

-Evet yenge, hazırım.

-Aşağıya bir sürü araba yanaştı. Merdivenlerde ayak sesleri var. Geldi seninkiler Sibel’im.

-Tık tııık… Gelinimizi hayırlısıyla almaya geldik. Kapıyı açar mısınız?

-Murtaza enişte, kapı açılmıyor. Kilit mi bozuldu ne?

-Yenge, ayıp oluyor sanki, açsak mı hemen kapıyı?

-Beklesinler güzelim. Gül gibi kız veriyoruz, terlesinler biraz. Sen de hemen oğlan tarafına geçtin bakıyorum.

Yok yenge, ondan değil. Ayıp olmasın diye şey ettiydim.

-Necmiye yenge, kilidi yağlasan falan da bir an önce açılsa. Aşağıda davullar, camdan işaret etmemizi bekliyorlar. Hem nikâh saati de yaklaştı…

-Enişte, beni Sibel’ime bir an önce kavuştur da ne yaparsan yap.

-Dur be Mesut, ne aceleci damatsın. Sabırlı ol biraz. Belki ucuza açtırırız kapıyı.

-Murtaza enişte, kapı açılmıyor diyorum, azıcık hâlden anlasana!

-Enişte, şimdi pazarlık zamanı mı, ver yengenin bahşişini.

-Anlaşıldı, zarfı görmeden açmayacaksın kapıyı Necmiye Yenge. İşte zarf. Hadi aç kızım. Bizi daha fazla bekletme, Mesut bedbaht olmasın.

– Zarfın içinde ne olduğunu göremedim Murtaza Enişte, hani sana zahmet… Zincirin aralığında görünmüyor bu meret.

-Şimdi gördün mü yenge hanım?

– Gördüm gördüm, durun ayol, açıyorum kapıyı. Ooo buyurun Valide Hanım, damat bey, Murtaza Enişte hepiniz hoş geldiniz!

-Hoş bulduk, hoş bulduk da sen pek çetin cevizmişsin.

-Sibel nerde yenge, onu çok merak ediyorum. Kim bilir ne kadar güzel oldu benim aşkım?

-Geç içeri, o da seni bekliyor. El öpme faslını uzatmayın, bir an önce yola çıkmalıyız.

-Tamam Necmiye yenge, ayrılmak zor olsa da öptük büyüklerimizin ellerini. Gidelim artık.

-Emel, kızım kapı önünde ne işin var senin, böyle boylu boyunca uzanmışsın?

– Ayakkabının altına adımı yazdın mı Sibel?

-Hiii, yazmayı unuttum senin adını, ah çok üzüldüm ama neyse. Her şey kısmetle.

-Vallahi adımı yazdırmadan şuradan şuraya kımıldamam.

-Emel, deli misin? Bu telaş içinde kalemi nereden bulacağız? Davullar deli gibi çalıyor. Herkes bizi bekliyor. Şimdi sırası mı?

-Ben bilmem, ille de adım yazılacak. 34 yaşıma geldim. Tren kaçtı, kaçıyor. Ben de gelin olmak istiyorum. Yazacaksın, yoksa geçirmem!

– Kızım, sabahtan beri neredeydin? Nikâha geç kalacağız, çekilsene gelinin önünden?

-Sen bu işe karışma Murtaza Enişte, sen de kapıda az zaman kaybettirmedin hani!

-Fesüphanallah! Kızım ikisi aynı şey mi?

-Adım yazılacak, işte o kadar.

-Mesut, bugün bu nikâh kıyılır mı sence?

-Elbette aşkım, muhakkak kıyılacak. Çok güzelsin, gözümü senden alamıyorum.

-Mesuuut! Beni utandırıyorsun.

-Necmiye Yenge, şuna bir çare bulsan da geçsek…

-Emel, nikâh salonunda gelin odasına alacağım seni, orada yazacağız adını, hadi kalk merdivenden. Bak çocuklar üzülüyor. En güzel günlerinde bu olacak şey mi? Yazacağız nikâhtan önce, söz!

-Söz mü Necmiye Yenge, bak kimselere güvenmem, sana güvenirim. Unutma bu dediklerini.

-Unutur muyum hiç Emel? Sen yeter ki emellerine ulaş. Bu gençler kurban olsun yoluna.

-Yok, daha neler. Nikâh kıyılmadan kurban olmak falan yok yenge hanım. Hadi gençler biraz oynasın da yola çıkalım. Allah vere de trafik olmasa…

-Valide Hanım, çok kalabalık gelmişsiniz. Güzel tabi de artık toparlasak mı ipin ucunu?

-Vallahi ben de bu kadar uzun süreceğini bilmiyordum. Çok haklısın Necmiye Hanımcığım. Ben davulcuları tembihleyeyim, bitirsinler.

-Ne çok oynadınız ya hu, işaret ede ede bir hal oldum. Hadi çabuk, çabuk. Binin arabanıza.

-Allah razı olsun Necmiye Yenge, sen olmasaydın davullar susmayacaktı. Bahşişi gördükçe nasıl çalacaklarını şaşırdılar. Araba nerede?

-Hemen şuracıkta. Neyse ki şoförümüz zarf kapmak için arabanın önünü kesenlere karşı çok ustadır. Tam bir ön kesen savar…

-Teveccühünüz Efenim, atlayın gençler. Otomobil uçar gider, uçalım icabında.

-Ben de sizinle geliyorum. Allah vere de trafik olmasa.

-Kambersiz pardon Necmiye Yenge’siz gelin arabası mı olurmuş, hürmetler, gidelim yengeciğim.

-Ayakkabı ayağımı sıktı, canım, bana yardım eder misin?

-Ne demek, tabii ki aşkım. Gelinliğin tüllerinden ayağını bulamıyorum. Nerede bu ayak? Bulur bulmaz çıkaracağım canım.

– Trafik ışıklarının da hep kırmızı yanacağı tuttu. Birinde kırmızıya yakalanınca diğerlerine de yakalanıyoruz millet. Neyse, yeşil yandı şükür, gidebiliriz. Geçme oğlum önümüze, ezileceksin. Bir zarf kapmak için değer mi canını yakmaya. Bak, bak, onu gören kaç tanesi birden üstümüze geliyor. Ben en iyisi şu yan yola sapayım.

– Ayyy, oğlum aniden direksiyonu kırmasana, bak alnımı vurdum. İnşallah şişmez, yoksa bütün fotoğraflarda Frankeştayn gibi çıkarım maazallah.

-Yok yenge, şişmez merak etme. Olmadı, biraz ekmek çiğneyip basarsın.

-Hah, tam da ekmek çiğneyip basılacak zaman. Hadi hadi, sen yoluna bak. Ne kadar yolumuz kaldı?

-15 dakika gösteriyor. Ben sizi yetiştiririm, merak etmeyin. Hooop, bu ne ya? Kardeşim, niye durdu bu önümüzde? Flaşörleri yakmış, inşallah arıza yapmamıştır. Buradan dönecek yer de yok.

-Korktuğum başıma geldi, yetişemeyeceğiz galiba. Git bir bak bakalım, neden gitmiyormuş?

-Hemen gidiyorum yengânım.

-Hay Allah, sakınan göze çöp kaçar. Sadaka verelim sadaka. Neden daha önce düşünemedik?

-Tamamdır, gidecekmiş şimdi. Bir paket bırakıyorlarmış. Üzülmeyin gençler, sizi yetiştireceğiz.

-İnşallah kardeşim. Nikâh salonunda herkes bizi bekliyordur. Bu gençleri kavuşturalım hayırlısıyla.

-Geldiler, geldiler. Çok şükür, nikâh memurunu bekletiyoruz. Acele edin. Giderse, evlenemezsiniz bugün.

-Öyle şey olur mu Murtaza Enişte, dünya hali, gecikme olabilir. Geldik nihayetinde değil mi?

-Tamam Necmiye Yenge, gençleri hemen salona alalım diyorum.

-Ayakkabının altına adımı yazacağız değil mi Sibel? Necmiye yenge, bana söz verdin unutma.

–Hay Allah, bir de bu vardı. Ben unutmuştum seni kızım.

-Ayakkabımı bulamıyoruz. Az önce çıkardık sıktı diye. Mesut iyice baktı ama göremedi.

-Oh, çok iyi olmuş. Hazır ayağından çıkarmışken adımı yazıveririz altına.

-Lâ havleee… Biz can derdindeyiz bu, adını yazdırmanın derdinde. Ne dertler var dünyada, hey gidi hey!

-Buldum, koltuğun altına girmiş.

-Kalem verin çabuk, adımı yazacağız. En üste yaz Sibel. Listenin başında ben olayım. Belki herkesten önce evlenirim.

-Sen evleneceksin diye bu gençler bekâr kalacak, farkında mısın? Yazıldı mı, haydi öyleyse, gidelim. Daraldım ben iyice. Misafirler alkışlamaya başladılar. Çok şükür yetiştik.

-Sibel ve Mesut çiftinin nikâhlarını kıymak üzere burada bulunuyoruz. Hepiniz hoş geldiniz.

-Necmiye Yenge, Sibel’e damadın ayağına basmasını tembih ettin mi?

-Vallahi onu düşünemedim Emel ama Sibel bir yolunu bulur, basar muhakkak. Bağırayım deme sakın, rezil etme bizi.

-Sibeeel, damadın ayağına basmayı unutma! Çiçek de benim olacak tamam mııı?

 

Editör: Çağlar Didman

 

 

 

 

Related posts

Üçle Dört Arasında Boşluğun Çırpınışı

Satranç Ustası 2. Bölüm

İşçi Hakkı Yenilmesin